‘’od’’ (DAMGALARIN MASALI)


yıldızların ı
şıklara yenilmediği
güneşin kışın karları eritmediği
ırmakların daha zehirlenmediği
gecelerin tek ay ile ışıldadığı bir çağda


Eymür, geceyi dağ başında geçirmiş, uyuyakalmıştı. Gördüğü düşün etkisi ile kan ter içinde uyandı.

Kayı sordu:

-Ne oldu Eymür böyle?


Eymür:

gökten yıldızlar Dünya'ya inmiş

uzatsam ellerimi, tutacağım sanki

yıldızların arasından Alkış çıkageliyor

bir geyiğin üzerinde.

ışıklar saçıyor kahverengi gözleri,

öyle parlıyor ki yaklaşan yıldızlar sönük kalıyor

karanlık gece aydınlanıyor

gözlerim kamaşıyor ışıltısından.


-Tamam Eymür. Şu suyu iç şimdilik. Yolda Ulu Kam'a anlatırız. Kağan çok kızdı, bizi bekliyorlar. Ata ruhlardan haber gelmiş, Saymalı'dan konuk geliyormuş, onu karşılayacağız...

Eymür Saymalı sözünü duyunca gözlerini kahverengi bürüdü. Alkış geldi aklına...


.....


Kayı ile Eymür Kağan'a ulaşmadan önce dağlarda tek başına yaşayan Ulu Kam'ın yanına uğramak dilediler. Henüz tün, küne yeni dönüyordu. Ulu Kam, yeni korladığı ateşinin etrafında davul çalarak koşuklar söylüyor, gelen erleri bekliyordu. Onları görür görmez:

gök içre, Umay'a teng

bal içre, bukuklara teng

kor içre, kargulara teng

gelür bir Karuk Yılduzu


Ulu Kam'ın koşuğu Kayı ile Eymür'ü içten içe coşturdu. Eymür utana utana sordu:

-ulu Kam, ata kam, bir düş görd…

derken, Ulu Kam sözünü kesti:


''gök içre, Umay'a teng

bal içre, bukuklara teng

kor içre, kargulara teng

gelür bir Karuk Yılduzu

düşün koşukta Eymür'' dedi.


İki yoldaş yollarına bu koşuğu düşünerek devam ettiler.


......


Kayı ile Eymür, Kağan'ın yanına vardıklarında onun şiddetli bakışlarını üzerlerinde hissettiler:

-Neredesin sen yine Eymür? Konuklar gelecek... ivedi yola çıkın!

Kayı ile Eymür, titremekten söz edemediler.

Hemen kuşanıp yollandılar. Ata ruhlar onlara yol gösterecekti.


......


''Ateş, Yaz olmasına rağmen hala oldukça soğuk olan Saymalıları ısıtıyordu.

Ay Abla, ateşin etrafında tüm kutsallığıyla dansa durmuş, çevresinde Saymalı halkı elleri Gök'e açmış alkışa tutmuşlardı. Eymür ile Alkış da bambaşka bir boyutta birbirlerinin gönlünde buluşmuşlar Tengri'den birbirlerini diliyorlardı. Şimdi doğa ritim tutarken tüm Saymalı, Eymür ile Alkış'ın gözlerinin dansını izliyordu...


İşte Eymür aylardır bu anları hatırlayarak dağlarda sabahlıyordu. Geçen Yaz konukluk için yoldaşı Kayı ile Saymalı'ya gitmiş, burada tanıştığı Alkış'a aşık olmuştu. Gök rengi gölün hemen kıyısında, Eymür yine bu anısını düşünüyor Kayı da Saymalı'dan gelecek Er'in heyecanıyla yıldızları izliyordu. Derken bir atın ayak sesleri duyuldu, sonra görüntüsü belirdi.

O da neydi?

Ay gibi parlayan, gözlerinden kahverengi ışıklar gönderen, bir anda geceyi aydınlatan Gök gibi bir kız.


Kara saçlı, bal yanaklı-minik dudaklı, kan şakaklı; kaşları yay çekip bakışları ok atıyor bir kız.

Dudakları büzük büzük, gözleri yumuk yumuk; sözleri hançer olup konuştukça kalbe saplanıyor bir kız.

Her gülüşünde çiçekler saçıyor, öyle tatlı meleklerle yarışıyor, tanrı olsa Umay'a yaraşıyor; kılıç olmuş can alıyor bir kız…


Yoldaşlar donakalmıştı. Atın üzerindeki kız Alkış'tı...

Eymür, Saymalı'dan bir Er geleceğini beklerken karşısında Alkış'ı görünce de bir zaman konuşamadı... Alkış da pek değişik sayılmazdı. Gözlerini tüm cilvesiyle Eymür'ün gözleriyle oynaştırdı ama ağzı söz söyleyemedi. Eymür yüzünün tomurcuklarından gülücükler eken bu kara kızı izleyekaldı. Söz söyleyim dedi utandı, şöyle bir bakayım dedi çarpıldı. Ne yapabilirdi ki?


Sessizliği ilk bozan Kayı oldu:

-eheheyyy! Alkış, kız başına teaa! Saymalı'dan nasıl geldin buralara?

Alkış Saymalı'dan Güdül'e konukluğa gidileceğini işitince hemen atılmış ve gönüllü olmuştu. Kayının 'kız başına' sözüne içerleyerek:

yüz ajun kezdim

on ceng ötleştim

anda menge ajung kavuştum

bir kız başıma!!!


Eymür, hemen atılarak bir eliyle Alkış'ın ak atının eyerinden kavrarken diğer eliyle onun inmesine yardım etti. Aylar sonra eli sevdiğinin sıcak eliyle ısınınca dağlarda soğuttuğu gönlündeki kor da tekrar ateşlenmişti.

Üç arkadaş o gece yaktıkları ateşin çevresinde sabahın ilk ışıklarına kadar özlem giderdiler. Alkış, Saymalı'dan, Ay Abla'dan, Servet Kağan'a-Asya cana olan özlemden söz etti; Kayı, Güdül'den, Saymalı'ya özlemden, Ulu Kam'dan söz etti.

Uyku vakti geldiğinde sessizliği tek bozan Eymür ile Alkış'ın kalp sesleri idi.

Güdül'e ulaşmaları günler sürdü. Eymür ile Alkış yolda birbirlerini izlemekten başka bir şey yapamadılar.


…..


Kağan Güdül'ün avcılarına Saymalı'dan konuk Alkış için avlanmalarını emretmişti. Geyikler kendi aralarında konuşmaya başladılar:


-Uzaktan konuk gelmişş. Kağan avcıları üzerimize gönderdi. Kaçacak delik lazım…

-Bunlara da konuk gelir, olan bize olur. Bak bak nasıl dört nala geliyor avcılar yine…

-Durun durun şimdi atlatırız onları, gitsinler teke yakalasınlar. Hep geyik mi yiyecekler..?


-Şu Eymür'ün Alkış'ı geliyormuş, hani bu kız Saymalı'daki hayvanları kollar, mecbur kalınmadıkça avlanmalarına izin vermezdi?

-Ama bırak, bunların hepsi aynı…


Geyikler, konuşurken avcılar onlara gitgide yaklaşıyordu. Bu anda Güdül Kağanı Alkış'a avcıların geyik avlamaya koştuğunu söyleyiverdi. Alkış, üzüldü. Yumru yanakları süzüldü, kahverengi ışıkları söndü. Kağan:

-Ne oldu kızım?

Alkış:

-Ata kağanım, biz Saymalı'da hayvanları mecbur olmadıkça avlamıyoruz. Benim için bu seferlik avlatmasanız onları?

Kağan:

-Tamam Alkış, Şimdi haber gönderiyorum avcılara, Atlıllarrr! avcılar avsız geri dönsün!


Bu sırada avcılar çoktan geyiklere yaklaşmıştı. Geyikler, her zaman olduğu gibi, konuşmayı bırakamamış avcılara yakalanmıştı. Seslerini duyar duymaz kaçmaya başladılar… Avcılar tam peşlerinde. Geyikler kaçıyor, onlar kovalıyor. Geyikler her zamanki gibi yakalanıyor, oklar tepelerinde vızır vızır.

Yolun sonu yaklaşmıştı geyikler için. Avcılar, arkadan kovalarken geyiklerin önüne başka avcılar çıktı. Geyiklerden biri de tökezleyip yere kapaklanmıştı. Durum onun av olacağını gösteriyordu. Usta okçular yaylarını ona çektikleri sırada, ''heeeeheeheyyyy'' diye bal bir ses duyuldu, sonra balın kendi belirdi.

Alkış, avcılara emir geç gider diye atlanıp yetişmişti. Tökezleyen geyiğin etrafında dolanıp boynuzunu okşadıktan sonra geyik topallaya topallaya kaçtı. Alkış,avcılara kağanın avsız dönülmesi emrini iletti.

Alkış, avcılara bu kadar zamanda nasıl yetişmişti? Kim bilir.

Geyik, Alkış'a borcunu nasıl ödeyecekti? Kim bilir.



Gün boyu süren ağırlamanın ardından Eymür ile Alkış, Ulu Kam'a ulaşmak için yola çıktılar. Ay, geceyi henüz aydınlatmaya başlamış, yıldızlar ise dansa tutuşmuştu. Ulu Kam, onların geleceğini ata ruhlardan haber almış ateşi güçlendirmişti. Eymür atını hemen Alkış'ın atının yanında sürüyor gözleri ise Alkış'ı izliyordu. Ay'ın şavkı Alkış'ın minik şakaklarını ışıldatıyor, siyah uzun saçları Eymür'ün aklına sarmaşık oluyordu.


Tam bu anda Alkış'ın bakışları ona yöneldi. Güdül sessizliğe büründü, geceden beri uluyan kurtlar susakaldı, binlerce güneştir akan nehir duruldu, börtü-böcek-kuşlar-çiçekler doğadaki işlerini bırakıp onları izlemeye başladı, Eymür Alkış'ın buz bakışlarından çekindi. Sesi çıkmadı. Çıkaramazdı da.


Sessizlik üzerlerine çökmüştü ki Alkış söze girişti:

-Saymalı'da koşuk okumuştun ya bana, belki şimdi de okursun…

Eymür'ün gözleri parladı, sözleri canlandı:


bakışın tomurcuk baharlara

gülüşün bal arılara

sözlerin can ruhlara

tengri vergisi ay Alkış'ım…

…Gecenin sessizliğinde onlar şiirler söylüyor tüm doğa onları dinliyordu. Bu durum Ulu Kam'ın ateşini görene dek sürdü. Ulu Kam, ateşin hemen başında dönüşe durmuş, onları bekliyordu.

-Saymalı'nın Kün kızı, Ay'ın yoldaşı, Gök yansılı, sütten Arı, kordan odlu, Eymür'ün yoldaşı can kızım, Güdül'ü kendine bezedin, hoş geldin.

Alkış'ın aklı Eymür'de miydi hala yoksa Ulu Kam'ın bu ani sözlerine şaşkınlığından mı bilinmez bir müddet susayazdı. Sonra sözü o sürdürdü:

-Güdül'ün Kut oğlu, Ata Ruhlar'ın yoldaşı, Ulu Kam, hoş buldum.


Ulu Kam, ateşe tüm gücüyle üfledi. Sağa sola yayılan kıvılcımlar göğe doğru yükseldi, bir od halini alarak yıldızlara uzandı. Yıldızlar sanki ellerini ateşe uzatır gibi kaymaya başladılar. Ve ateş ile yıldızlar birleşti. Tüm bunlar olurken, Ulu Kam değişik değişik sesler çıkarıyor ve sanki birşeylerin olabilmesi için son gücünü harcıyordu. Alkış ve Eymür şaşakalmış olanları izliyorlardı. Birden yerden göğe uzanmış ateş yolunun üzerinden bir şey çıkageldi yıldızların arasından. Bu bir geyikti. Yıldızların ışıltısını vücudunda toplamış olan bu geyik ateş yolundan kaya kaya yeryüzüne inerken, Alkış ve Eymür'ün kalp atışları da iyice hızlanmış, Ulu Kam'ın çağırışları gürlenmişti. Geyik geldiğinden daha hızlı bir şekilde yıldızlara doğru koşmaya başladı. Kan ter içinde kalan Ulu Kam, sanki son nefesi verircesine bir sesle onlara 'Eymür, Alkış peşine koşunn' diye bağırdı. Eymür, Alkış'a bakakaldı. Hızlı davranmaları gerektiğini anlayan Alkış, Eymür'ün elinden tutarak koşmaya başladı. Bu sırada Ulu Kam'ın gücü tükenmiş ve yere yığılmıştı. Alkış ile Eymür geyiğin peşinde Ulu Kam'ın ateşinden oluşan yoldan koşuyorlardı. Alkış bir ara geriye baktı. Geçtikleri yolun ateşinin sönüp havaya dönüştüğünü gördü. Artık geyiği yakalamaktan başka çareleri yoktu.

Alkış, geriye dönüp Ulu Kam'ı gözlediğinde onu göremedi, sesi de kesilmişti üstelik. Alkış geyiğe yetişemeyip güçten düştüğü sıra geyiğin gürlemesini duydu. Gözlerine inanamadı. Geyik durmuş onları bekliyordu, Ulu Kam'ın az önce çıkardığı garip sesleri şimdi de geyik çıkarıyordu. Son kuvvetleri ile geyiğe koşmaya devam ettiler. Arkalarından gelen boşluk onları tam yutacakken geyiğe kavuşmayı başardılar. Alkış bir yandan geyiğin boynuzunu kavramışken bir yandan da Eymür'ü kavrayıp tutuyordu...


Artık geyik nereye götürürse oraya gideceklerdi. Birden tekrardan yere doğru yöneltti geyik onları. Ateş hızıyla yöneldiler gökten yere, nefesleri hava ile dolmuştu. Geyik, ateşin açtığı yolda ilerliyor; yol ulu kağanın kurganına gidiyordu. Eymür, gözleri yaşlanarak bağırdı:

-Alkış, yol Ulu Kağan kurganına(mezar) gidiyor!

Alkış sözünü başlayamadan bayılayazdı. Kurgan'a ulaştıklarında kıvılcımlardan bir yol belirdi önlerinde, korkudan titreyen Eymür, kolları arasındaki Alkış'ı izlemekten bu durumda bile kendini alamıyordu. Kıvılcımlar, girdap olmuş bu aşıkları içine çekiyordu… Geyik ise onları bırakmıştı artık…


Bu geyik, dün Alkış'ın kurtardığı geyik miydi kim bilir?


Kıvılcımlar, Alkış ve Eymür'ü adeta kurgana çekti. Bundan sonrasını Eymür de hatırlamıyordu. O da bayılmıştı.

Kurganda ayıldıklarında Alkış, Eymür'ün kolları arasındaydı. Ulu kağan ise tam karşılarında…


Kurgan'da onları ne bekliyordu? Kim bilir?

Ulu kağan, onlara ne görev verecekti? Kim bilir?

HÜSEYİN GÜLERCE’DEN İNCİLER…
EFENDİLER, YARIN CUMHURİYETİ YIKACAĞIZ!...

İlgili İletiler

 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış