HASET

Bir gün dost sohbetinde Grup Orhun'dan Kür Şad'ın Kırk Çerisi parçasını dinliyoruz, Murat Taş ağabeyim dedi ki; 

"Ben bunları dinleyip, okuyunca haset ediyor, kıskanıyorum neden o 40 kişiden biri ben değilim !.."

Hasetimiz çoktur bizim; 

Oğuz Kağan'ın toyunda olduğunuzu düşünün; 

"Ulu Tanrım; 
Türk'e sağlam, sürekli irade ver! Güçlükler de sabrını, Türk'e öğret! 
Türkçe konuşulan, Türk'e yurtluk etmiş olan yerleri kıyamete kadar Türk'ün hükmü altında bırak." 

O gün otağ da diz vurmadığım için hasetim var, O dua ederken gözlerine bakamadığım için hasetim var ! 
Bilgelerin bilgesi yüce han Bilge Kağan'a erlik edemediğim, Orhun kitâbelerinden bizlere seslenen o sesini duyamadığım için hasetim var;

"Ulusun adı, sanı yok olmasın diye, Türk ulusu için gece uyumadım, gündüz oturmadım. Kardeşim Kül Tigin ve iki Şad ile ölesiye, bitesiye çalıştım." 

Ölesiye bitesiye onun ardında cenk edemediğim için hasetim var ! 

Ergenekon'da bize yol gösteren Bozkurt'un ulumasına şahitlik edememem, hasetimdir...

Alparslan geliyor aklıma, Sultan Alparslan; Amcası Tuğrul beyden aldığı sancağı güneşin battığı topraklara taşıyan, Malazgirt savaşıyla birlikte Anadolu'yu bize ebed müddet kılan yüce başbuğun emrinde cenk edemeyişim benim hasetim, gözlerimi dolduran büyük kıskançlığım ! 

Selçuklu'nun yönetimsizliğini görüp kimsenin beklemediği bir an da Osmanlı devletini kurduğunu, başka hiç bir irade tanımadığını dünyaya haykıran Osman beyi düşlüyorum. Kavmine Türk tarihinin gördüğü en büyük devleti bahşeden Osman beyin alpleri arasında yer alamayışım ne hasettir öyle !

Pekîi ya Emir Tîmur ! O ki heybetli, ürkütücü komutan. Gözünü dünyaya açtığında avucu kanlar içinde olan Tîmur. Aksak ayağıyla dünyaya diz çöktüren, bugün bile mezarından korkulan yüce Emir Tîmur, onunla birlikte diyar diyar sefer edemeyişim içimde hasettir ! 

Fatih ! Sultan Mehmed Han... Daha çocuk yaşta İstanbul'u ruhuna nakşeden, bu ülküyle büyüyen ulu başbuğ. Atsız'ın söylediği gibi; 

"Fatih hakkında ben ne yazayım, o kendi kendisini tarihe yazmış zaten." 

Onun gönül ordusunda olamamak; 

Allah, Allah nidâsıyla İstanbul'a girememek, her Türk ferdi gibi benim de hasetim ! 

Atilla'lar, Yavuz'lar, Kanûni'ler, Şah İsmail'ler, Genç Osman'lar. Yüceler yücesi başbuğlar, hepsiyle ayrı ayrı hasetim var ... 

Benim en büyük hasetim, milli mücadeledir ! Hükümet teslim olmuş, millet ne yapacağını bilemez halde iken tereddütsüz yola koyulanlar; 

Kuvayi Milliye, çeteler, kongreler ve tek ülkü uğruna kendinden vazgeçen bütün bu grupları birleştiren Başbuğ Gazî Mustafa Kemâl ! 

Hasan Tahsin olmak vardı, onun yazdığı yazıları gizli gizli dağıtan küçük çocuk olmak vardı. Koyaklar dan, vadilere gerilla savaşı vermek, işin sonunda Kocatepe'den emir beklemek vardı ! 

Elinde avucunda ne varsa bir çorap dahi orduya veren o yüce milletten biri olmak vardı. Bu savaştan zaferle çıkılacağından hiç tereddüt etmeyip milletten alınanların tek tek, isim isim not edilmesi için emir veren korkusuz komutanla aynı zamanda yaşamak vardı ! 

Bir iç çekiyorum Murat ağabey gözlerime bakıyor, kısık bir sesle; 

"Güzelmiş, Tanrı Türk'ü korusun !.." 

Diyor ...

Tanrı Türk'ü hasetsiz bırakmasın !

DEBBAĞ’IN İŞİ BOKLUYU TERBİYE ETMEKTİR
NEDİR BU ADEMİ MERKEZİYETÇİLİK?
 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış