ERDOĞAN'IN ÜLKÜ OCAĞINI ZİYARETİ

Cumhurbaşkanı Ülkü Ocağını ziyaret etmiş
Cumhurbaşkanı Erdoğan ne kadar ülkücülere değer atfediyor muş da haberimiz yokmuş(!) Ülkü ocaklarını ziyaret etti. Bu ne ki; daha neler neler...? 
Mesela,

İki tane Cumhurbaşkanı yardımcısı ülkücü,
Beş tane bakan ülkücü,
TOKİ Yönetim kurulu üyesinin bir tanesi ülkücü,
On tane üniversite rektörü ülkücü,
Yirmi tane dekan ülkücü,
Türk hava yolları yönetim kurulunun hepsi ülkücü(!)
ABD Büyük elçisi, Hollanda, Mısır, Norveç...
Valiler,
Kaymakamlar,
Daire başkanlıkları ve daha neler neler; hepsi ülkücü(!). 

Daha önce aşağılanan yeri ve insanları ziyaret etmeyi "şereflendirme" gibi görmek nasıl bir his, nasıl bir psikolojik haldir; doğrusu merak ediyorum. Sahi, bu insan üzerimizden ayağını ne ara çekmişti. Ne zaman bize Fatiha'yı öğretti de sınıfı geçtik, söyler misiniz. Ayıptır ayıp. Şanlı mazisi, mücadele dolu tarihi, inanmışlık ve adanmışlık yüklü misyonu ile müsemma bu "Ocak"ı; hiç de hak etmeyen bir faninin ziyaretine zorlaya zorlaya büyük anlamlar yüklemek hiç yakışmıyor, zoruma gidiyor. Hiç bir şuurlu ülkücü, Erdoğan'nın ülkücülere şirin gözükmek için yazdığı senaryoya figüran olmaz. Biatcıların rolünü de ülkücülerden sayamazsınız; zira onlar fikri genleri ile oynanarak "Birisinin" ayakları altına boylu boyunca uzamaya razı edilmiş azınlıktır.

Meral Akşener 2010 yılında ne demiş?

Meral Hanım diyor ki; "2010 referandum öncesinde 'Cemaat'in devlette kadrolaştığını zamanın adalet bakanı Mehmet Ali Şahin ve Recep Tayyip Erdoğan'a söylemiş buna bir önlemin alınması gerektiğini ifade etmiştim. Kendileri bana her şeyin kontrol altında olduğunu ifade etmişlerdi" dedi.
...
Yine Meral Hanım devam ediyor; "AKP'nin kurulma sürecine ilk önce bizim evde başlandı. O toplanan küçük bir grubun içinde kimler olduğunu Sayın Erdoğan da ben de biliyoruz. O gün bizim evde bulunan isimlerin zamanın cemaat denen yapı ile mesafelerinin ne seviyede olup olmadığını da biliyoruz. Yine o gün de Sayın Erdoğan'ın cemaate ne kadar mesafeli olduğunu çok iyi biliyorum. Şimdi sormak istiyorum ve herkes de sormalıdır; Sayın Erdoğan'ın cemaat ile iş birliği yapmasını kim veya kimler sağlamıştır.
...
Özet; 2010 yılında AKP'yi cemaat yapılanmasına karşı uyaran Meral Akşener bugün nasıl oluyor da şerefsizce fetöcü ithamına maruz kalabiliyor. Yapacak bir şey yoktur, muktedirliğin puştluğuna sığınıyorlar.
...
Sorulacak soruyu gözden kaçırmak için ışıkları söndürmek istiyorlar. Bu anlamda Meral Hanım ve İYİ PARTİ Türk milleti ve geleceği için en azından günümüz konjonktüründe aydınlığından faydalanılacak bir ışıktır. Evet Meral Hanım da soruyor, bizler soruyoruz; AKP ile o zamanın cemaati, günümüzün fetö'sü arasında izdivaç yapılmasını sağlayan aracılar kim veya kimlerdir.
...
"15 Temmuz Allah'ın bize bir lütfu dur" diyene kadar görüyoruz ki Meral Hanım, rahmetli Hablemitoğlu, rahmetli Kamer Genç ve rahmetli Türkan Saylan ve daha onlarca insan zamanın hükumetini uyarmak için bir şeyler yapmaya çalışmışlar ancak ne demek istediklerini anlamak için 250 şehit verilmesine ve binlerce gazinin mağdur olmasına gerek var mıydı.

Bahçeli ve Erdoğan'ın öfkeli dili ilk defa muhalefete yaradı.
Devlet Bahçeli ve Recep Tayyip Erdoğan'ın kin ve öfke dolu dilleri "Millet ittifakı" fidesinin dibine her gün verilen cansuyu gibi.
...
CHP seçmeninin; parti yönetimini cezalandırmak üzere sandığına gitmemek gibi bir tavırları söz konusuydu. İçlerinden tanıdığım dostlara sürekli "Sakın ha; böyle bir şeye kalkışmayın" tavsiyelerde bulunmuştum. Ancak sağ olsunlar; Devlet Bahçeli ve Recep Tayyip Erdoğan'nın millet ittifakına karşı olan kin ve öfke dolu dilleri hem millet ittifakı seçmenini hem de CHP'nin oylarını konsolide etti.
...
Özellikle Cumhur ittifakı; millet ittifakını HDP sopası ile dolayısıyla da PKK üzerinden olmayan ittifakın varmış gibi meydanlarda iftira niteliğinde ısrarla tekrarlama stratejisi; bir ihtimalle Cumhur ittifakına gitmesi olası dindar-muhafazakar HDP seçmenini millet ittifakına yönlendirmiştir.
...
Millet ittifakının HDP ile ittifak yapmasına gerek yok ki. Bahçeli ve Erdoğan'ın kullandıkları öfke dili HDP seçmenini doğrudan millet ittifakına yönlendiren doğal bir refleks halini aldı. Ne diyelim; Allah'ın işine karışılmaz, kullarını bazen de böyle şaşırtabilir.

Türk milliyetçiliğini terazide tutmak
Devlet Bahçeli, Türk milliyetçilerinin yok olmayacak kadar varlığına, iktidar olacak kadar da güce kavuşmasına mani olmak üzere görev ifa etmektedir.
...
Kısaca "Türk milliyetçiliği Hareketi"ne ayar çekiyor, görevi; belli bir terazide tutmak. Tam da bir derin devlet memurluğu. Belki de bir devlet için böyle görevlilere de ihtiyaç duyulabilir ama Türk milliyetçilerinin yakası bırakılsın, "malzemeyi" başka yerden bulsunlar artık. Artık bu devleti biz Türk milliyetçileri de yönetmek istiyoruz.
...
Mesela Türk Milletin anasına küfür eden iş adamı şerefsiz, alçağın birisi; devletin tüm imkanlarını her türlü şekilde kullanabilir ama her ne hikmetse Cumhur ittifakının diğer parçası olan MHP den bir tek isim dahi bakan olamaz. Çünkü Devlet Bahçeli nezdinde MHP'nin iktidar veya ortağı olmak gibi bir misyonu yoktur.


Bir de ülkemize yurt dışından yabancı gözü ile bakalım
Bazen kendinizi yurt dışında, diyelim ki Norveç veya Finlandiya vatandaşı olduğunuzu düşünün. Bir sabah kalktınız Türkiye ile ilgili bir haber; "İç işleri bakanı seçimleri kazansanız bile ona ben karar vereceğim, ben..." diyen bir manşet. Veya "Tarım ülkesi Türkiye artık soğan patates ithal ediyor" diyen bir başka manşet.
...
Dışarıdan nasıl görüldüğümüzün hiç farkında değiliz. Dış dünyaya; Cumhurbaşkanı ve iç işleri bakanının üslubu ile hiç güven vermiyoruz. Özellikle yabancı sermaye; hak, hukuk, adaleti hiçe sayan buyurgan ve dayatmacı bu dilden ürküyor.
...
Medeni dünyadan her geçen gün tecrit ediliyoruz.
Bırakalım başka gıdaları; soğan ile ekmek yemeyi bile bu millette çok gören milleti soğana muhtaç hale getiren bir "Despota" zihniyetin bu devlet ve millet üzerinde hegoman olması hak mı dır.


Ne demiş atalarımız "Cinsi cinsine çeker...."
Bunlar da kökenlerine çekmişler. Bir zamanlar ne demişlerdi; "Kadayıfın altı kızarsın" Oysa bu lafı söyledikleri günlerde Türkiye yine yönetimsel olarak siyasi bir kriz yaşıyordu. Bu muhteremlerin atası rahmetli Erbakan'ın MSP genel başkanı olarak inisiyatifini ortaya koyması, çözüm üretmesi beklenirken; ortamın şartlarını siyasi ranta çevirmek, sürecin kendi lehlerine gelişmesi için "Hele biraz daha bekleyelim, Kadayıfın altı kızarsın" demişti. İşin temeli; Demirel Hükümeti'ne kerhen destek veren MSP'nin, desteğini ne zaman çekeceği, hükumetin düşürülerek ekonomik ve siyasi krize çözüm arayışına fırsat yaratılmasıydı. MSP'nin o zamanki niyeti mevcut Demirel Hükümetinin durumu daha beter olsun ki; (Kadayıfın altı iyice kızarsın) şartlar bizim pazarlık şartımızı daha da artırsın anlamına geliyordu.
...
Hani dedik ya cinsi cinsine çeker. Aslında bugün de malum siyasi genetik gereği benzer şeylerin tezahürüne şahit oluyoruz.
...
Evet ne deniyorlar; onlara göre AKP ve Balgat mukiminin listeleri dışında diğer partilerin hepsinin listelerinde PKK ile ilişkili insanlar yer almışlar. Peki bu isimler tespit edildiyse, niçin adaylıklarına YSK olur demiştir. Ya da; YSK'ya bildirilmemiş ise gün gelip diğer partilere karşı kullanmak üzere tepsiye konup, fırına sürülen yeni bir kadayıf olayı mı.
...
300 küsur PKK'lı eğer bugün YSK'ya rağmen partilerin aday listelerinde yer almışlarsa bu "Kalleş İttifakı"nın bilerek devreye soktuğu yeni bir kalleşlik oyunudur. Bugün olmasa bile gelecek seçimler için tepe tepe kullanmak üzere hazırlamak istediği malzemedir. Hainler tespit edildiği halde, seçimlerde malzeme olarak kullanmak üzere gereği yapılmıyorsa; bu bir başka hainlik, bir başka "Hendek süreci" değil de nedir. Millete bütün bunları anlatacağız, başka çaremiz de yoktur.

İşletine gelmeyince ''Geç onları''
Oslo diyoruz; geçin onları
Harbur diyoruz; geçin onları
Açılım diyoruz; geçin onları
Dolmabahçe diyoruz; geçin onları
Bitsin bu hasret dediniz; geçin onları
Süreci akamete uğratmayın, PKK'ya elleşmeyin dediniz; geçin onları
Baba paraları eritemiyorum dediniz; geçin onları
...
Dokuz ay önce ana rahminde birleşenler vücut bulup geldiğinde; ''Geçiniz onları'' diyebiliyor musunuz peki.
...
Hainliğin rahmine maya çaldıklarınızın anası da babası da sizsiniz. Gen testi öyle söylüyor, inkar edemezsiniz; bu çocuk sizden.

''Kürt oyu'' da ne demek oluyor.
Seçim meydanlarında veya TV'ler de "Kürt oyu" ifadesini kullanmak bu devletin birliği ve bütünlüğüne yapılan en büyük kalleşliktir.
...
Kimliklerinde T. C ibaresi olan herkesin oyunun niteliğinin değil, niceliğinin hesabı yapılır. Dolayısıyla "Kürt oyu" ifadesi; algı yolu ile önlemi alınamayacak bir etnik ayrımcılığın altını sürekli besleyen unsur olacağını aklıselim herkesin bilmesi gerekir.
...
Oylar eşdeştir, ayrım yapan kalleştir.

Dış Güçler
Kedim miyavlamıyor; dış güçler.
Tavuğum yumurtlamıyor; dış güçler.
...
Dam akıyor; dış güçler.
Kabız mı oldun; dış güçler.
Bütün bunlara akıl ermiyor; dış güçler
...
Oğlum çek gelsin. Gelmiyor baba; dış güçler.
Öyleyse bırak gitsin oğlum. Gitmiyor baba; dış güçler.
Öyleyse ne yapacağız oğlum. Bilmiyorum baba; dış güçler.
...
Seni başımıza kim musallat etti; dış güçler.

Devlet Bahçeli'nin siyasi dili hükumet edene göre şekil alıyor
Hep diyorum ya; Devlet Bahçeli kendi döneminin Cumhuriyet hükumetlerinin hiç değişmeyen, onları düştükleri yerden kaldıran; her ne kadar bir partinin genel başkanı olsa da; en sadık devlet memurudur.
...
Bu görevini o kadar sadakatle yapar ki; dili de, zihni de memuru olduğu Cumhuriyet hükumetinin (Artık tek adam hükumeti) başı olan başbakan veya Cumhurbaşkanının şeklini alır.
...
Mesela rahmetli Ecevit ile yapılan koalisyon hükumeti sürecinde Sayın Bahçeli'nin ağzından "Şerefsiz, alçak, namert" gibi kelimeleri hiç bir zaman duymadık. Çünkü rahmeti Ecevit nezaketi Sayın Bahçeli'ye de sirayet etmişti. Düşünebiliyormusunz; ben bile o günlerde Sayın Bahçeli'nin nezaket ve kibarlığına vurgu yapan yazılar yazdığımı hatırlıyorum.
...
Demem o ki; Türk siyasetindeki dilin bozulması; kin, öfke ve intikam hırsına bürünmesi Recep Tayyip Erdoğan'nın belki de yetişme şekli ve semtinden olabilir; onunla başladı ve maalesef şimdi de tamamen genele sirayet etmiş durumda. Artık bu aşağılayıcı, iteleyici, öteleyici kısaca ayrıştırıcı dili kullanmayan siyasetci adeta kendisini yetersiz görmeye başladı. Çünkü öfkenin volümü o kadar yüksek ki; kibar ve nezaket dili kendini gösteremiyor.
...
Mesela günümüz meclisinde dikkatimi çeken bir isim var; bütün tahriklere rağmen İYİ PARTİ milletvekili Sayın Yavuz Ağıralioğlu'nun meclis konuşmalarında; son derece nezaket cümlelerini içeren edep ve adap dilinin hakim olduğunu görebiliyoruz. Kendisini tebrik ediyorum.

Mehmet Soral
soralmehmet{a}gmail.com

×
Yayınımıza abone olun

Sayfamızda yayımlanan yazıları kaçırmamanız için yayınımıza abone olun.
Aboneliğinizi istediğiniz zaman sonlandırabilirsiniz.

ÜLKÜ HİLESİYLE SEÇİM KAZANMAK
BİZ BİLİRİZ CEMİYETİ

İlgili İletiler

 

 Galeri

 Blog Takvimi

Lütfen takvim görünümü hazırlanırken bekleyin