MUSUL, KERKÜK TÜRKLERİ BİZİM MİLLETİMİZ OLUR

- Levent Gültekin'e Cevaptır -

"Musul, Kerkük bizim neyimiz olur?" sorusuyla başlamış yazısına Levent Gültekin, ülkemizde esen milliyetçilik rüzgarını niçin "korkunç" olarak nitelediğini anlamasak dahi "Hele "Erbil ve Kerkük Türklerini görmezden gelemeyiz" diyen İlber Ortaylı gibi çok kıymetli bir tarihçinin, bir bilim insanının böyle bir yaklaşımı benimsemesi anlaşılır gibi değil" cümlesinden lafı nereye getirmek istediği anlaşılıyor.

Gültekin, Erbil ve Kerkük Türklerini görmezden gelemeyiz cümlesini 1924 Anayasamızın vatandaşlık tanımından dem vurarak "Madde 88.- Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle (Türk) ıtlak olunur." Hani durum böyleydi sorusunu soruyor…

Gültekin seri suçlamalarına devam ediyor: "Duygusal bağı ırk üzerinden kuruyorsunuz. Bu milliyetçilik değil ırkçılıktır. Farklı etnik kökenden, farklı inançtan, farklı mezhepten insanların yaşadığı Türkiye gibi bir ülkede ırk, inanç, mezhep vurgusu yapmak o ülkedeki duygu birliğine darbe vurmaktır. O ülkenin toplumsal bütünlüğüne zarar vermektir." "Musul, Kerkük bizimdir, Türkmenleri korumamız gerek" gibi söylemler birleştirici, değil bölücüdür. Bütünleştirici değil ayrıştırıcıdır."
Klasik İslamcı algısı ve düşünce tarzıyla sonucu şöyle bağlıyor: "Eğer siz Türk derseniz bir başkası da Kürt, Arap, Çerkez der." "'Biz ve onlar' ayrımı derinleşir. Toplumsal bütünlük yara alır."

Levent Gültekin'in savlarını anlamak için bu kadar alıntı yeter diye düşünüyorum. Merak edenler ilgili yazının tamamını okusunlar lütfen.

Bir kısım aydının(?) Cumhurbaşkanı adayı yapmak istedikleri Levent Gültekin'in fantezi ve hayalleriyle karmakarışık, tutarsız ve disiplinden yoksun iddialarına genel bir cevap verelim, fakat önce unutulmaması gereken bazı hakikatleri hatırlatalım.

1) Türkiye cumhuriyeti bir Türk ulus devletidir. Aynı zamanda coğrafyamızda daha evvel kurulmuş Türk devletlerinin (Osmanlı, Selçuklu, Akkoyunlu, Danişmentler, Dulkadiroğulları vb) doğal mirasçısıdır. Bu itibarla, Türkiye devletinin anlaşmalardan doğan veya doğmayan eski vatandaşları, uyrukları ve komşularının refahına, huzuruna ve güvenliklerinin tamlığına yoğun ilgisi vardır.
2) Türk hem bir soyun, hem coğrafyaların, hem bir kültürün, hem siyasi bir aidiyetin, hem de bir duygudaşlığın adıdır. Hem dar hem geniş anlamları vardır Türk'lüğün. Geniş anlamıyla Uygur'dan, Romanya Türklerine kadar bir alanı kapsar. Dar anlamıyla Elvan Abeylegesse Türk atlettir. Doping cezasını da Türk atlet olarak almıştır.
3) Türk'ün devlete bağlı kullanımı Cumhuriyet devrinde de ortaya çıkmış değildir. Osmanlı döneminde de Osmanlı sınırları içinde yaşayan insanlardan çok defa Türk diye bahsedilmiştir. Balkan coğrafyasında yaşayan Müslümanlar, soylarına bakılmaksızın Türk sayılmıştır. Bugün Güney Amerika ülkelerinde bazı insanlara Turko denmesinin sebebi de budur. Türk soyundan olmadıkları hâlde Osmanlı Türk coğrafyasından göçtükleri için onlara Türk denilmektedir.

Türk'lüğün bu geniş kapsayıcı anlayışının sonuçlarını 93 harbi sonrası Kafkasya'dan, Balkan savaşları sonrası Balkanlardan, bilahare 90'lı yıllar sonrası Suriye, Irak ve sair bölgelerden Anadolu'ya yoğun olarak gerçekleşen göçlerden anlamışızdır. Tatar-Gürcü-Abaza-Azeri-Oğuz-Kıpçak-Çerkes-Çeçen-Kumuk-Dağıstanlı-Alanlı-Nogay-Arnavut-Pomak-Kürt ve hatta Leh ayırımı yapılmış mıdır? Yapılmamıştır ve yapılmayacaktır. Nihayetinde Türk'lük inanç, aidiyet, siyaset, akrabalık, kültür ve sair onlarca birbirinden ayrı gibi görünen ama aslında birleştirici topyekün bir insanlık idealidir.

Vatandaş olmayan ama Türkiye Cumhuriyeti idealleriyle duygudaşlık bağları kurmuş, Uygur Türkleri gibi anayurt deyince Türkiye'yi anlayan, Bosna'lılar gibi başı sıkıştığında Anadolu'ya göç eden yüz milyonlarca insanın ilgi alanındadır Türkiye. Bu insanları yok sayabilmek, dertlerine kayıtsız kalabilmek mümkün müdür?

Yurt dışı Türkler dediğimiz de aslında tarif ettiğimiz bizlerin onlara ilgisinden ziyade onların bize ilgisi ve yardım istekleri değil midir? Türkiye Cumhuriyeti bizatihi bu yardımcı, destekleyici ve vatan verici idealin cisimleşmiş halidir.

Türk'lüğün ne olduğunu, sadece bir sıfat olduğunu sanmakla Levent Gültekin büyük bir hata içerisindedir. 1924 anayasamızda ruhumla katıldığım vatandaşlık tarifindeki "ıtlak" vurgusuna tekrar dikkatinizi çekerim. Itlak malumunuz genelleştirici (generalizer) demektir. Genellemekle bağlantısı kurulursa evrensel olarak uygulanabilir, kabul edilebilir manasına gelir. Bu itibarla, 1924 anayasamız vatandaşlık itibariyle her zaman ve mekânda uygulanabilir evrensel bir Türk'lük tanımı ortaya koymuştur.

Eşitlik ilkesinden taviz vermeden geliştireceğimiz, adalet ve bilimle taçlandırarak dünyaya arz edeceğimiz işte bu ilkesel tutum ve siyasi pozisyondur.

Misak-ı Milli, Lozan, 1926 Ankara ve sair ilgili ülkelerle ikili anlaşmalara girmeden Türkiye Cumhuriyetinin durduğu temel politika da içeride (vatandaşlar arasındaki eşitlik ilkesinden taviz vermeden) tek bir millete dayalı bir ulus devletin devamlılığı ve dışarıdaki Türkler ile ilişkilerin devamıdır. Gerisi boş bir hayal ve fanteziden ibarettir.

Kıbrıs'tan, Balkanlara; Kafkaslardan, Orta doğuya kadar ve hatta aramız şimdilerde pek nahoş olsa da bir zamanlar millet-i sadıka olarak kabul ettiğimiz Ermeniler (Ki açlık baş gösterince hemen sınır kapılarını açıp gereken gıda yardımını yapmışızdır) de dâhil yaşam alanımızdaki herkese Türkiye Cumhuriyeti, devlet olarak sorumluluk hissetmektedir ve bu sorumlulukların gereğini de yapmak durumundadır.

Bu itibarla, İlber Ortaylı'nın büyük bir vukufiyetle ifade ettiği ama Levent Gültekin'in bölücü laf olarak niteleyerek beğenmediği "Erbil ve Kerkük Türklerini görmezden gelemeyiz" cümlesi her anlamda fevkalade isabetli ve doğru bir sözdür.

Erbil ve Kerkük Türklerini görmezden gelemediğimiz gibi doğal yaşam alanımızdaki kimsenin derdini, sıkıntısını görmezden gelemeyiz. Hepsi bizim öz milletimizdir… Biz milletimizden vaz geçemeyiz…

Halil Ibrahim Bayrakçı

Telif Hakkı

© Halil İbrahim Bayrakçı @ tahtaPod.com | Tüm hakları saklıdır.

ELEŞTİRİ KÜLTÜRÜ
Düşer I
 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış