ARAF'TA BİR BEN...

ARAF'TA KALAN….

Araf, İslam inancına göre cennet ile cehennem arasında ki bir yerin adıdır, arada kalmışlığı, ortada olmayı ifade eder.

Bir insan veya bir topluluk için Araf'ta kalmak neyi ifade eder dersiniz?

Hiç düşündünüz mü Araf'ta kalmayı? Hiç yaşadınız mı bu duyguyu?

Araftayım iki bilinmezlik arası bir diyardayım bu günlerde.

Göçmenim….

Sürgündeyim...

Yabancıyım..

Yalnızım...

Uzaklardayım...
"Yusuf'un terkedildiği kuyuda Zuleyha nin utancındayım.
Ben israfilin uflediği yankıdayım.
Ne cennette ne cehennemde."
diyor Mevlana. Sanki yüzyıllar öncesinden benim durumunu anlatmış gibi.

Ne oradayım tam olarak ne burada...

Hayyam, "Efsane söylediler uykuya daldılar" diyor…

Tıpkı bizim hareket gibi.

Önce efsaneler uydurduk sonra uydurduğumuz efsaneye herkesten önce kendimiz inandık.

Uykuya daldık efsane diye diye..

"Hepimizin söylediği bir efsane var. Hepimiz bir efsane söyleyip uykuya dalıyoruz."

Ve sonra…

Sonrası tam bir keşmekeş… sonrası tam bir bilinmezlik. Uykudayız hâlâ. Uyandıracak sihirli bir hamle bekliyoruz uydurduğumuz efsanelerden.

"Bir toplumun düşünce özgürlüğünden mahrum olması yaşama hakkından da mahrum olmasını doğurur. Düşünebilmenin ilk şartı ise sahici bir kimliğe sahip olmaktır..." diyor Cemil Meriç…

Tam bizlik sözler.

Sahici bir kimliğimiz vardı bir zamanlar bizi biz yapan düşünmemize neden olan kavgamıza isim koyan bir kimlik.

Artık ne kendimizi tanıyoruz ne yolumuzu. Galiba hiç tanımadığımız da kendimiz olduk bu arada. Şuursuz bir yığın haline geldik en sonunda. Şuursuz kimliksiz Araf'ta bir yığın.

Uydurulan efsanelere sadakat gösterme ve yerlilik safsatası. Biz Araf'ta mıyız?

Araf'ta ne kadar kalırız?

"Yol arıyorum yol yok
yol buluyorum uç yok
Uç tutuyorum ilmek yok
İlmek vuruyorum tutunacak dal yok
Velhasıl kelam her şey berbat." Murat Telli ülküdaş böyle yazınca bugün düşündüm bende neredeyiz diye?

Galiba gerçekten Araf'tayız.

Off offf…

Doğan Ay



FIRILDAK
XI-XIV. Yüzyıllarda Anadolu’da Yetişen Meyveler
 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış