3 MAYIS

3 Mayıs 1944 Türk Tarihinin kırılma anlarından birimidir acaba? Osmanlı Imparatorluğunun başlangıç hariç diğer dönemlerinde Türklük imparatorluk sözde bölünmesin diye hep yok sayılmış, aşağılanmıştır. Hatta Etrak-ı bidrak (akılsız Türk) tabirini bile kullanmaya cesaret edenler çıkmıştır. Osmanlı Devleti ve aydınları tebaaları olan diğer milletler tarafından yüzlerce kez aldatıldıktan ve ...
Devamını Oku
  0 yorum

TÜRKÇÜLER GÜNÜ

YARINA DAİR YAŞASIN TÜRKÇÜLÜK DİYEBİLMEK İÇİN ( FARKLI BIR BAKIŞ)  Ağır ağır Türkiye'de siyaset kartları yeniden karılmaya çalışılıyor. Merkezin yeniden yapılanması başta olmak üzere yeniden sayılacak yapılanma için uğraş veriliyor. Özellikle merkez sağ ve merkez solun kucaklaşması gibi ortaya sürülecek bu yapılaşma ufak ufak siyasal islam hareketini de yeni mecraya çekmeye çabalaya...
Devamını Oku
  0 yorum

Türkiye Cumhuriyeti’nin temel taşı 1944’te çatladı

3 Mayıs Türkçüler Günü'nde ne oldu?

Devlet, üniversite, parti, dernek, hatta şirket... Bütün kurumlar müşterek değerler üzerinde yükselir. Toplumlar da. Hiçbiri müşterek değerlere dayanmadan yaşayamaz.

Değerler dediğimiz, İbni Haldun'un asabiyesiyle ilişkilidir. Haldun'a göre devleti asabiye kurar. Asabiye kuvvetliyse devlet yaşar. Asabiye zayıflarsa asabiyesi kuvvetli olan, zayıf asabiyeliyi devirip devletin başına geçer. Nevzat Kösoğlu'nun "iman" adını verdiği kavramın Haldun'un asabiyesi ile örtüştüğü noktalar var. Bugünün toplum bilimlerinin yeniden icat ettiği "toplum sermayesi" diye çevirebileceğimiz "sosyal kapital" sözü de bu kavramlara kardeştir.

Sosyal kapital millet fertlerinin birbirlerine karşı duydukları tabii sevgi ve bağlılık ve bu hislerin sonucunda teşekkül eden karşılıklı güven ve toplumun iç iletişimindeki yoğunluktur. Bunlar bizim uhuvvet, dayanışma kavramlarımızla akraba anlayışlar.

Müşterek değerlere bağlanan insanlar birbirlerine de sevgi ve güven duyar. Camiasının diğer mensuplarına kuşkuyla bakmaz. Dikkatleri yaptıkları işe, dış dünya ve başarıya odaklıdır. Müşterek değerlere bağlılığın azaldığı, lâfta kaldığı camialarda güven tükenir, insanlar bir birine potansiyel rakip ve hain gözüyle bakar. Mesai ve gayret yekdiğerini alt etmeye, olmazsa kontrol etmeye harcanır. Artık mensuplar hissettiklerini, düşündüklerini değil, güvenli olanı, yukarıdakilerin duymak istediklerini söyler. Giderek onların istediği gibi düşünmeye başlarlar. Yahut hiç düşünmemeye… En emniyetlisi de budur; hiç düşünmemek. Slogan söylemek... Ahlâk dibe vurur.

***

Devamını Oku
  0 yorum