Biz sizinle çoktan ayırdık yolu
Bizim güttüğümüz fikir farklıdır
Hepimiz olsak da Allah'ın kulu
Bizim çektiğimiz zikir farklıdır
Sen tutmalıydın
yüreğimi yakan bakışlarınla
buz tutmuş ellerimi…
şiirler anlamını yitirir
zamanın keşmekeşliğinde
"Suna boylum" ağıdı anlatır bizi
demli çay eşliğinde
yüz kuşak ötesine daldı gözlerim
anadan üryan bir deryada buldum düşlerimi
yıkandıkça zamanın ardına göçtü
ölüme hasret şiirlerim
kalem kırdım kelimelere
urganda can verdi ağıt içre sözlerim
Gülümsüyordun
olabildiğine içten ve samimi
sanki bir köşede
kutlu vatan düşlerine dalan
Anadolu köylüsü gibi
çocuktum
ayıptır denmişti seviyorum demek
içten içe konuşmalarım hep bu yüzden
kızma suskunluğuma
dudaklarım senden yana kilitli
er meydanında cesurum aşk meydanında korkak
ürkerim yıkamam tabularımı...
Aşk Anadolu'dan öğrenilir demiştim eski bir yazımda.
Hani demişler ya "Birleşirsen vuslat olur, ayrılırsan aşk olur" ve neredeyse bütün ayrılıkların altında yoksulluk yatar.
Yoksullukla yoğrulmuştur Anadolu, çoğu zaman ayrılığı kaderi bilmiştir, aşkın ta kendisidir benim toprağım.
Anadolu kokan bir ayrılık hikayesidir "Sultan'a Mektup" şiiri. Ankara'ya bile gitmişti yarenim iş bulma umuduyla…
Olmadı Sultan'ı verdiler başkasına…
SULTAN'A MEKTUP
Eşiğinden döndüm diye darılma
Kapına yepyeni türküler astım
Dinlemekten asla, bıkma, yorulma
Kapına yepyeni türküler astım
Bir gün gönlün diler, ararsan beni,
Mektuba gerek yok, bağırsan yeter.
Üşürsen bedenim ısıtır seni,
Elini elime değirsen yeter.
