Kaç bahar geçirdim, yaza girmedim,
Güzü başa sardım, kışa girmedim, 
Bir gün konuşacak yaşa girmedim,

Etrafımı saran sis mi, duman mı,
Akıp giden hayatım mı, zaman mı?

Öz gardaşım esir zalim elinde,
Vurgun yemiş beli kıpırdamıyor,
Bahsi geçmez Türk'ün bile dilinde,
Hiç kimsenin dili kıpırdamıyor.

 Yeni bir seçim...Belediye başkanı seçeceğiz İstanbul'a. Seçim belediye seçimi ama şehir, şehircilik, şehirlerimizin meseleleri yok gündemimizde. Hâlbuki; her türlü tabii tehdide karşı savunmasız, insani düzenlemeler yönünden eksik, altyapı problemleri, çarpık yapılaşma, her geçen gün azalan yeşil alanları ile gittikçe tabii yaşam enerjisi azalan şehirlerimiz birçok bakımdan çağın s...

Bir "soykırım" yalanı döner durur başımda,
Sanki zehir pişiyor kaynayan her aşımda,
Yürüyen aynı plan, dün neyse bugün de o,
Gözleri var evimde, toprağımda, taşımda.

"Çanakkale geçilmez! Geçilmedi! Geçilmeyecek!" diye yazıp çiziyoruz günlerdir. Ne mutlu bize ki o neslin torunlarıyız. Ne kadar övünsek az. Vatan için gözünü bile kırpmadan, yardan da, serden de geçebilen, çeliğe, demire karşı eti ve kemiği ile sarsılmaz bir iman duvarı ören alperenlerin kanını taşıyoruz:


"Bir kutlu destan, oğul!" diye gururla anlattığı gibi eskilerin,
"Müslüman Türk'ün amansız varlık yokluk mücadelesiydi Çanakkale,
Çeliğe, demire karşı ete, kemiğe bürünen yiğit çerilerin,
Canları bahasına savundukları kutsal kalesiydi Çanakkale."

Bu sevda uğruna kırk yılı aşkın,
Pişerek demlendim, sırrım bu benim,
Zehir bile olsa badesi aşkın,
İçerek demlendim, sırrım bu benim.

       80'li yılların başı; 12 Eylül cuntasının haklıyı-haksızı, eğriyi-doğruyu ve en önemlisi de haini-vatanperveri aynı kazanda eritip tek tip apolitik koyunlar halinde sokağa salmayı hedeflediği, bu amaçla akıl almaz işkencelere tabi tuttuğu, bu zulme direnen mangal yürekli yiğitleri ise darağacında sallandırdığı o kara dönem. Almanya'da çalışan bir kuzenimin Trabzon'un şirin mi şirin dağ köylerinden birindeki ata dede evinde, her tarafı kırık dökük, cızırdayan eski bir kasetçalarda duymak nasip olmuştu ilk defa sesini: "Başbuğ'um emrindeyiz!" diyordu. İşte tam o anda, o küçücük yaşımda - kafamda deli sorular; bu ozan kim, niye Başbuğ'un emrinde ve daha da önemlisi Başbuğ kim ve niçin bu kadar önemli onun için - saygıyla dinlemiş, sevmiş, benimsemiştim bu sesin sahibini. 

Ey! Arif'e vefasızlık edenler,
O, ehl-i vatandı, ya siz kimsiniz,
Utanmadan kan davası güdenler,
O ter akıtandı, ya siz kimsiniz.

Evladım sözüm sana, nasihat anlayana,
Cennet yalandan kaçıp hileden yanlayana,
Boyun eğme devleti soyup talanlayana,
Hırsızlara kul köle olma boşu boşuna.