Ekrem İmamoğlu valinin birine "it" dedi mi demedi mi? Henüz net bir görüntü alamadık, demiş de olabilir dememiş de. Eğer demişse seçmenin tercihini değiştirecek mi onu da bilmiyorum. Ne var ki küfredenin lehine oy arttıran, seçmen adına, dahası "Türk milleti" adına utandığımız bazı net görüntüler var dimağımızda.

"Lan! Ananı da al git" bütün vatandaşların üzerine alınması gereken bir küfürdü örneğin. Hele Soma'da olanlar? "Niye kaçıyorsun ulan İsrail dölü!" Sonra da tokat! Bütün bunlar herkesin gözünün önünde oldu. Vatandaşına böyle küfürler eden, üstüne tokatlayan "devlet"in oyu düştü mü arttı mı? [Gözünün önünde olanı gönlüne dert düşürmeyen "millet"e Türk milleti denmesi utanç vericidir.]

ÇILDIRIYORUM, ÇILDIRIYORSUN, ÇILDIRIYOR 

Önce bilim adamları ihanet etti. Cahiller, edindikleri halk desteğiyle ne yalanlar söylediyse seslerini çıkarmadı bilim adamları. "Konuşursam, yazarsam, çocuklarıma nasıl ekmek götürebilirim" diyen bir insan iyi bir eş, iyi bir anne veya baba olabilir; ailesi tarafından "iyi bir reis" kabul edilebilir ama asla bilimin namusunu taşıyamaz. Ne kadar iyi bir eş ve iyi bir ebeveyn olursa olsun, gerçeği söylemeyen bilim adamı namussuzdur! Çünkü işi, her şeyden ve herkesten önce hakikatin namusuna sahip çıkmaktır!.. "Siz kabul etmeseniz de dünya dönüyor" diyemeyen bir bilim adamı, eşini ve çocuklarını isterse jet bilmem nelerle gezdirsin, isterse her gün ejderha sütü içirsin, namussuzdur!..

[ Makaracıların Efendisi "Bunlar Fatiha okumasını bilmezler" demişti bir zamanlar. Yıllar önce (henüz Müslüman sayılırken) yazdığım bir notu güncelleyerek ilginize sunuyorum.] FATİHA OKURSAK UYUŞUKLUĞUMUZ GEÇER Mİ? ​   Eskiler, "Kur'an'ın özeti" derler Fatiha için. İslam'ın bütün temel ilkelerini içerir anlamında... "Gece ve gündüz Fatiha Suresini okuyan kimseden tembellik, uyuşuklu...

Yaklaşık on yıl önce, "Amaçları, ABD benzeri bir Cumhuriyetçiler-Demokratlar ikilemi yaratmak. Böylelikle her seçimi kolaylıkla alabilecekler. İki eksen dışında kalanlar sol radikal/marjinal ve sağ radikal/marjinal olarak damgalanacak ve hatta terörist ilan edilebilecektir" demiştim. Arkadaş, "Türkiye'de olmaz o dediğin" diye itiraz etmişti ama bugün bakıldığında ikimiz de haklı çıkmıştık. AKP-MHP, CHP-İP ittifakları amaçlarının bu olduğunun resmi gibiydi. "Muhafazakâr Demokrat"ların din-iman, Allah-kitap muhabbetlerinin yanına bir de milliyetçilik eklenirse, kim böyle bir iktidarı yıkabilirdi? Bu tabloyu bozan MHP yönetimini sorgulayan, sonrasında ayrılan Türk milliyetçileri ve onlarla işbirliği yapan "Cumhuriyet"çiler oldu. "Muhafazakâr Demokrat"ların demokrasiyle ilgisi olmadığına, aslında Baas tarzı bir yönetim amaçladıklarına uyanmak güç oldu ama geç olmadı. Türk milleti, bu Baasçılık girişimine 31 Mart günü "yetmez ama artık yeter" dedi…

* * *

Karamollaoğlu'nun Çamlıca'ya cami eleştirisine "Bu hesabı kalk bir de Kanuni'ye, Fatih'e sorsana?" diye yanıt verdi. Marifetini en iyi sergilediği alan damardan girmek ne de olsa... 

Girit'e sürgün gitmiş Mimar Daedalus; Kral Minos'un baş düşmanı, boğabaşlı Minotauros'u hapsetmek/zaptetmek için adı bugünlere bir terim olarak gelmiş bir kale yapar: Labirent… Minotauros'u oyalamak için de kaleye 7 erkek, 7 kadın kurban olarak sunulur. [Anlaşıldığı gibi; krallar için bireylerin yaşamının bir değeri yoktur; önemli olan kendi iktidarlarıdır; çünkü krallar ilahîdir, bireyler fâni.]

Canavara insan sunmanın sonu gelmeyince isyanlar baş gösterir. İsyancıbaşı Thesseus, labirentin mimarı Daedalus'tan aldığı planlarla canavar Minotauros'u bulur ve öldürür. Daedalus'un ihanetini öğrenen Kral Minos, Labirentin mimarı ve mimarın yardımcısı olan oğlu İkarus'u Labirente hapseder…

Seçim sonuçları ayrı bir değerlendirmenin konusu ama bu konuda şu kadarını söylemek gerekir ki; kimin varlık sebebine ait argümanları kullanırsan, argümanın asıl sahibine hizmet edersin. Örneğin; yaptığın bisküvilerle meşhur bir marka isen ve dondurma işine girmişsen, dondurma işinde piyasa yapmış ve üstelik dondurmayı da iyi yapmış bir markaya hizmet edersin. Bu, siyasette de böyledir. Ortak değil de rakip olarak girdikleri bir çok yerde MHP'nin ortağını ezmesinin nedeni de budur. Ankara'da FETÖ hayranlarından "ülkücü" yaratma gayretinin sonucu da… Dün yaptıkları ortadayken bugün milliyetçi olmalarına kim inanır?..

AKP'nin en büyük sorunu her seçimde kendini uyduruk bir elementle ıspatlama peşine düşmesidir ki, bir zamanlar bu konuda rakiplerini suçlasa da, anlaşılmıştır ki kendisini tanımlayacağı bir ontolojik statüsü yoktur. "Muhafazakâr Demokrat" bu elementlerin en uyduruğuydu ki, post-modernist sosyoloji ve siyasetin tavan yaptığı bir zevzeklikti…

​"Kimse karşımıza Türklükle de çıkmasın... Biz, her türlü milliyetçiliği ayaklarımızın altına almış bir iktidarız" demişti Baş-ayrıştırıcı ve yandaşları… "Irkıma yok izmihlâl" dediği için Mehmet Âkif'i de sevmezdi bu tayfa. Hatta iktidarlarının başı ve Diyanetlerinin Başkanının hasta ziyaretinde bulunduğu tarih hocaları "pezevenk" demişti Âkif için. Türk'ün İstiklâl mücadelesine katılmış ve Marşı'nı yazmış birine böyle küfürler eden iktidarı hangi Türk milliyetçileri bağrına bastı? Biliyoruz ama gene de söylemekten haya ediyoruz…

"[Kapitalist] rekabet; ideolojiyi, dini, ahlâkı olabildiğince yok etti. Bunu yapamadığı yerde de onları apaçık yalanlara dönüştürdü."

Marks ve Engels,
Alman İdeolojisi

Ülkedeki bireyler kendi aralarındaki ihtilaflara çözüm getirecek adalete, can ve mal güvenliğini emanet edeceği bir mekanizmaya ihtiyaç duyar. İşte bu, devlettir. Devlet adamlığı ise, bireyler arasında adaleti tesis ederken, bireyler toplamı milleti de millî idealler çerçevesinde tutmak işidir. Basit gibi görünen bu ilişki aslında çok bilinmeyenli bir denklemi çözmek gibidir ve toplama-çıkarma basitliğiyle ele alındığında milleti bölme işine dönüşebilir.

* * *