TÜRKİYE'DE ENGELLİ OLMAK

IMG_20191023_110903
Birileri iniyor, birileri biniyor. Yollar iyi; ama yine de tangur tungur gidiyoruz! "Sayın yolcularımız, lütfen arka kapıdan ininiz!" Hayatında halk otobüsüne binmemişsen bu anonsu bilmezsin!

Geri mi gidiyoruz, ileri mi belli değil! Malum İstanbul trafiği! Karınca yuvası, oğul vermiş petek gibi yumak yumak. Sonra son model, pahalı otomobillerin camından başını dışarı salan maganda tipli herifler terör estiriyor, bazı otobüs şoförleri de kabalıkta sınır tanımıyor...

Önden ses geldi: "Olmaz olmazzz! Alamayız!"
Orta kapının yanındaydık, grup halinde sese dönen bakışlarımız; tekrarlandıkça şiddeti artan sesin şoföre ait olduğunu işaret etti. Şoförün şiddeti artan sesine karşılık keskinleşen bir diğer ses duraktaki gence aitti. Gencin yanında tekerlekli sandalyesindeki masum duruşuyla otobüse bakınan bir çift göz.

_"Gel gel, geri gel, biraz daha gel" diyen gence şoför her minik manevrada "yer yok, alamayız" diyordu. Aslında yer vardı, ayaktaki yolcuların dağınık duruşu yer yokmuş gibi gözüküyor, şoförün de bahanesi oluyordu. Engelli olmayan yolcuya bugüne değin "yer yok, alamayız" diyen bir şoföre rastlamadığım için engelli yolcusu için "yer yok, alamayız" diyen şoförün samimi olmadığı, bir an evvel duraktan kaçmanın peşinde olduğu gözlerden kaçmıyordu. Engelli rampasında, durakta sorun varken bir de şoför duyarsız olunca "haydi gel de yaşa dünyada" diyesi geliyor insanın. Hele hele işitme engelli olmayan tekerlekli sandalyeye mahkum engellilerin şoför tarafından sarf edilen kırıcı sözler, sözlü tacizler karşısındaki ahvâline ne demeli? Sanki onların yüreği, duyguları, insan olmaya dair taşıdıkları benlikleri yok. Hükümet; "yol yaptık, köprü yaptık" dedi durdu, belediye başkanı değişti değişmesine; ama İstanbul'da tas da aynı hamam da. Toplumun genel gidişatı için insan ilişkileri, iletişim düzeyi kontrol edilmeden eğitime tabi tutulmadan her önüne gelenin kapaklandığı işlerde zararın savunmasız yurttaşı hedef aldığı ortadadır. Türkiye'de arkası gelmeyen sorunların içinde engellerin engelli yurttaşlar için birer uçurum olduğunu bilmek zorundayız. Hatta evvela engelin ne olduğunu kavramanın faydalı olabileceğini düşünüyorum.

TDK'ye göre "engel" : Bir şeyin gerçekleşmesini önleyen sebep, mâni, pürüz şeklinde yorumlanmaktadır.

_Engel
_Engelin ne
_Engel mi var
_Bizi engelleyen şey nedir
_Engelleri aşmalıyız...

Engel; tüm canlılar için geçerliliğini koruyan bir handikapken daha çok biz insanların kategorik ciddiyetine mazhar oluşuyla tanımlanmaktadır. Engel; insanlar için fiziki bir girişimi nasıl etkiliyorsa bir kuş, kedi, köpek... aslan, kaplan...için de aynı yahut benzer bir atılımın önüne geçmektedir. Yeri, şekli, iklimi, etkisi farklı olsa da engelin adı değişmez. Farklı dillerde, kültürlerde, coğrafyalarda, on binlerce metre uzakta bile engel, engeldir. Lisanı, telaffuzu; günü, saati, başlangıcı değişse de değişmeyen tek şey: engelin üstlendiği engel olma durumu, yani taşıdığı isim yüklü misyondur...

TDK'ye göre "Engelli" : Engeli olan, vücudunda eksik ve kusuru olan demektir.

Kusursuz olarak tanımlanmak; zaman zaman iltifat temelinde, bir şeyin hakkını tam anlamıyla verebilme anlamlarında kullanılsa da dünyadaki mevcut algı hatasız ve kusursuz insanın olmayacağı yönündedir. Her şeyin ve herkesin kusursuz olma durumu neredeyse imkânsızken insanların eşit dengeler dahilinde doğması veya yaşamın sunduğu şartlar altında eşit doğup her daim eşit devam etme şansları ne var ki yoktur. Fiziki bütünlüğe karşı ruhi noksanlık, bedensel noksanlıklara karşı ise ruhi bütünlüğün biz insanlar adına adeta var edilmiş bir gerçeklik olduğu inkâr edilemez...

İki ayrı insan grubu oluştursak

_Yürüyebilen
_Koşabilen
_Konuşabilen
_Görebilen
_Duyabilen

_Yürüyemeyen
_Koşamayan
_Konuşamayan
_Göremeyen
_Duyamayan

ve bu iki ayrı grup arasındaki bariz farkın sebebini sorsak alacağımız en keskin yanıt "engel" olmaz mı? Neye göre, nasıl, ne kadar engel? Yere, kişiye, yaşama göre mi engel? Engel geride olmayacağına göre önde, ileride, yanımızdadır. Esasında en büyük engelin müsebbibi, engelliye engel olan, dışı sağlam içi sakat insanın kendisidir. Her gün biraz daha yozlaşan şehir kültüründe vicdanı, yüreği, insanlığı sakatların sokakta, caddede, meydanlarda, sosyal düzenin hüküm sürdüğü her bir alanda kendilerine engel olarak gördükleri engelli insanlardır! Lakin tarih, süregelip süregiden zaman bize göstermiştir ki; engelli insanların içindeki cevher, duygusal kabiliyet, somut bir kimliğe bürünen yetenekler yeri geldiğinde dünyanın seyrini değiştirmeye gücü yetecek farklılıkları ortaya koymuştur.

_ Almanya'nın Bonn şehrinde doğdu, fakir bir yapının, itilmiş kakılmış, yoksulluğun çıban olup şiştiği bir zeminin savaşını verdi. Klâsik dönemden romantik döneme geçişte üstün katkılarıyla bilindi. Klâsik müziğin efsane ismiydi; besteci, piyanistti. 1801 yılında işitme problemleri yaşamaya başlayıp 1817'de resmen sağır oldu. Buna rağmen dünyaca üne sahip 9. Senfonisini büsbütün sağır olduğu dönemlerde besteledi.
Kimdi?
İsmail YK diyebilir miyiz?
Hayır!
Tabii ki Beethoven.

_ Gözlerini hayata Amerika'da açtı; fakat ayakları beline bitişikti. 10 çocuklu bir ailenin sonuncusuydu. Ailenin geçimini sağlamak için çiftliklerde çalıştı, pes etmedi, direnci sayesinde ellerini kullanmada ustalaştı. Tesadüfler sonucu karşılaştığı ünlü sirk sahipleri Barnum ve Bailey Circus tarafından keşfedildiğinde henüz 13 yaşındaydı. Keşfedildikten sonra "Bacaksız Akrobat" namıyla Avrupa turnelerine katıldı, ünü kısa zamanda dünyayı sarıp sarmaladı.
Kimdi?
Jan Kılot Fan Dam diyebilir miyiz?
Hayır!
Tabii ki Eli Bowen.

İstanbul'da doğdu. Küçücük bedenine rağmen gün boyu babasının dükkânında babasına yardım ederek sorumluluk aldı. 6 yaşındayken kalemiyle kağıda çizimler yapmaya başladı. Görmüyordu, ama gören insandan daha fazlasına sahipti. 18 yaşında karton üzerine yaptığı yağlı boya resimlerini akrilik boya ve tuvalle taçlandırdı. Dokunup somutlaştırarak yaptığı resimlerle dünyanın tanıdığı; fakat Türk halkının Cemil İpekçi kadar tanımadığı ressam olmaya reva görüldü. Görmediği hâlde göz kamaştıran büyüleyici eserleri sayesinde bir dönem beyin yapısı Harvard Üniversitesince incelendi. The Colors Of Darkness(Karanlığın Renkleri) isimli belgeselin konusu oldu...
Kimdi?
Popstar Armağan Çağlayan diyebilir miyiz?
Hayır!
Tabii ki Eşref Armağan.

_Sivas'ın Sivrialan köyünde doğdu. Yakalandığı çiçek hastalığı yüzünden 6 yaşında görme engelli oldu. Oyalansın, canı sıkılmasın diye babasının kendisine aldığı sazıyla bilindi, ün yaptı, marka oldu, şiirleri, türküleri dillerden dillere geçti. Köy okullarında, köylerimizin en üretken yapılarından biri Köy Enstitülerinde saz öğretmenliği yaptı. Neler yaptı neler, neler yazdı neler! Şimdi bizlere adı gibi güzel sazı, sözü, türküleri kaldı.
Kimdi?
Ümit Besen diyebilir miyiz?
Hayır!
Tabii ki Aşık Veysel Şatıroğlu.


Hatay'da doğdu. Doğruların savaşçı kimliği, kalemin kırılmayan ucuyla büyüdü. Yazın ve düşünce alanında köklü, güçlü yargıların hâkimi oldu. Kurduğu cümlelerin felsefik boyutuyla edebiyatın adeta gizem duvarını ördü. 38 yaşında kaybettiği görme yeteneğine rağmen en üretken eserlerin kudretine bu dönemde nail oldu.
Kimdi?
Ajdar Anık diyebilir miyiz?
Hayır!
Tabii ki Cemil Meriç.

Jim Abbott, Frida Kahlo, Mark Playle, Oscar Pistorius, Stephen Hawking, Tomas Alva Edison, Erik Weilhenmayer, Dustin Carter... görünürde her biri hayata 1-0 yenik başladı veya sonradan mağlup oldu. Oysaki hepsinin dünyaya verdiği ortak mesaj; en büyük engelin insanın içindeki engel olduğuydu...

Engellilerimize sahip çıkalım, onları keşfedelim! Çünkü her birinin içinde bir Aşık Veysel, Cemil Meriç ve Eşref Armağan saklıdır!


Engin Yeşilyurt
22 Ekim 2019
TÜRK KIZI
ADIM, ADIM YALNIZLIĞA...

İlgili İletiler

 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış