CHP'YE VE KEMAL KILIÇDAROĞLU'NA YERGİLER VE ÖNERİLER

inbound600886501908010842

Beş parmağın beşinin aynı olmamasının gerekçesi biyolojik olsa da bizim için sadece farklılık olarak yorumlanmıştır. Yine de farklı değiller mi? Şöyle olanca gücünüzle uzatın parmaklarınızı önünüze doğru, bakın, bir daha bakın! Farklı değiller mi?

Ayrıyız, farklıyız, farklı düşünüyor, düşünebiliyoruz, farklı şeyleri sevebiliyoruz. Her ne kadar ben, sen, o; aynı sosyokültürel yapının içinde doğsak da farklı kimlikler, kişilikler geliştirebiliyoruz. Aynı inancı, aynı ibadeti eda etsek de inanç, ibadet noktasında dahi farklılıklara gebe olabiliyoruz. Mesela evleniyor, yuva kuruyor, çoluk çocuk büyütüyoruz. Evliliğin çok çok öncesinde de evliliğe yakın bir hızla seyrederken de aynı olabileceğimizi düşündüğümüz insanla evlenmeyi hayal ediyor, hayalimizi eyleme geçiriyoruz. İnancı, inançsızlığı noktasından tüm fıtri inceliklerine değin yapılarda(insanda) daha çok benzerlikleri, dolayısıyla uyumu arıyoruz. Ev seçerken, satın alırken, kiralık daire ararken bile kişiliğimizle uyum içinde olabilecek il, ilçe, mahallelerde arayış içinde olabiliyoruz. Yine de bazen veya genellikle tutturamıyoruz, zira aynı değiliz, zira farklılıklarımızla varız, var olmaya da devam ediyoruz. Nitekim bir şekilde yuvamızda, ailemizde işler yolunda seyrediyor olsa da aynılığın oluşturabileceği psikolojik kimyayı büsbütün ifade edemiyoruz, zira farklıyız. Farklılıklar bizleri kötü, sevimsiz, huzursuz mu ediyor? Topyekün böyle bir algı mı mevcut? Hayır. Aslında farklılıklarla çeşitlilikleri, farklılıklara dair detayları daha çok görebilmeyi, sorunu, sorunsuzluğu daha bir kavrayabiliyor, ona göre tavır sergileyebiliyor, davranışlar geliştirebiliyoruz. Fakat aynılıkların etrafında yoğunlaşma çabamız biraz da güven duyma, kendimizi himaye etme, korunduğumuzu hissetme, yaşama arzularımızdan beslenebilmektedir. Her ne kadar farklılıklara saygılı davranmayı meziyet gibi tanımlasak da aslında bizler aynılıklarda tam olduğumuza, olgunluğumuza, itimat sahamıza daha çok sarılabiliyor, orada yekün bir kalıp meydana getirebiliyoruz, hiç değilse bunlara inanıyor, inançlarımızın doğruluğuna müptela duruşlar, durumlar, ataklar geliştirebiliyoruz. Mühim olanın farklılıkları aynılıklar çerçevesinde işleme tabi tutabilmekte yattığının ayırdına varmaktır. Bunun için de farklılıklardan hasıl çoğunluğun taleplerini, yani bir coğrafyadaki, ülkedeki halkın yeğin taleplerini karşılayarak aynılık ilkesi ve isteğine cevap vermeyi gerçekleştirmemizin faydalı olacağını düşünüyorum. Ne var ki 19 yıllık AKP iktidarında farklılıklardan ibaret çoğunluğun talepleri yeterli düzeyde karşılanmamış, bilakis "bizden olanın görüşü", öyküsü üzerinden "bizden olan" anlayışına maya çalınmıştır. Ne var ki bu anlayış, yönelim, ilerleyiş hâli bir yere kadar sürmüş ve zamanla maya tutmamakla sınanmıştır. Bugünlerde AKP iktidarının sönümlenmeye doğru evrilişindeki başat sebeplerden birisinin de kurulduğu ilk günden beri bir şeylerden, birilerinden, savunulan gayri görüşlerden, desteklenen gayri partilerden, partilerin destekçilerinden intikam alır gibi bir niyetin yahut fiilin ortaya konulması olduğuna inanıyorum. Kanımca bu; bir seçim, yönetim, idare, iktidar, siyaset meselesidir.

Biliyorsunuz, daha önce de siyasi noktada gerek alanındaki uzmanlar gerek de köşe yazarları, yorumcular tarafından 2001 krizinden sonra AK Parti'nin iktidara gelmesi konuşuldu. Öyle ki uzmanlar, köşe yazarları, yorumcular AK Parti'nin 2001 krizinden sonra 2002'de tek başına iktidara gelmesini dişi ve tırnağı ile kazanılmış bir başarı olarak değerlendirmedi. Çünkü ülkede ekonomik kriz vardı, istikrarsızlık, önünü görememe, tıkanan ekonomi, niteliklerini konuşturamayan siyaset, siyasetçiler vardı. Ak Parti'nin kurulurken gördüğü bu manzarayı ülkemizin neredeyse her bir köşesi görmüştü. 2001 kriziyle balon birçok yerinden patlamış, fıs fıs edip hava kaçırmaya başlamıştı. Üçlü koalisyon fos çıkıp siyaset üretemeyince dolayısıyla çözüm getiremeyince birbirlerinin yüzüne âdeta, "Benim burada ne işim var, kim çıkardı beni buraya?" dercesine bakıyorlardı. Evet, o günün üçlü koalisyon fotoğraflarında böylesi bir bakışın izleri mevcuttu. İyice bakan, gören gözler, yorum yapabilen bellekler ne demek istediğimi daha iyi anlayacaktır diye tahmin ediyorum. O günden bugüne ne oldu, ne değişti be kardeşim? En bariz olarak zaman değişti, aradan 19-20 yıl gibi uzun bir süre geçti. AK parti 2002'de tek başına sloganıyla başa geçti, tam 19 yıl boyunca ülkenin yönetimini sürdürdü. İlk dönemler yer yer iyiye gidişler oldu, yer yer de kötüye, daha sonraki süreçlerde düşmeye başlayan çıtayı yükseltmek için milli ve manevi değerleri yüksünmeden gündeme getirerek halkın nabzına göre şerbet vermeyi kurtuluş çizgisi olarak gördüler. Fakat inatla kötüleşen, fenalaşan, acıyı, mutsuzluğu doğuran iktisadi sıkıntılar vardı. Günden güne ekonomi kötüye gitti, Türk lirası seri bir şekilde değer kaybetti, ithal ürün sayısı arttırıldı, ihracatta azalmaya gidildi. Çiftçi, köylü, taşralı, şehirli önünü göremez oldu. Enflasyonun gerçek değeri, suni değerlerin altında gizlenerek halka duyumsadıkları gerçeğin dışında otantik olmayan gerçekler sunuldu. Sunulan yapay gerçekler kendini daha fazla kamufle edemedi, öyle ki mutfak yalan söylemedi, artan ev fiyatları, artan kiralar, zincir marketlerin fiyat artışları mutfağın ne de zorlu bir süreçten geçtiğine tanıklık eder oldu. Tabii ki bütün bunların arkasında üretmeyen, sadece tüketen bir kısır döngünün dişlilerinin halkın emeğini un ufak edişi vardı. 2001 krizine benzer bir krizi, istikrarsızlığı, daralan sahayı, düşen alım gücünü son yılların siyasi iktidarında vatandaş iliğine değin hissetti. Kanımca bu; bir seçim, yönetim, idare, iktidar, siyaset meselesidir. Bu meseleyi, şimdilerde sahaya çıkmaktaki direncini arttıran, ülkemizin istikrarının sarsılmasını önleme, yeni istikrar alanları açma gayesiyle varlığını fazlasıyla hissettirmeye başlayan CHP'ye getireceğim. Tabii ki yergilerimiz olacak ve bu yergilerden türetilmiş önerilerimiz de. 

CHP'YE YERGİLER VE ÖNERİLER

1) Kötüye giden, hastalanan, yataklara düşen ekonomiyi iyileştirmek için uygun adımları rakiplerini, (yani siyasi parti liderlerini) onlara isnat edercesine ağzına geleni söylemeden harekete geçmek. Muhafazakâr sağ seçmenden kâfi derecede oy almak isteniyorsa, ki istenmeli, başkalarının savunduğu partiyi ve parti liderlerini mütemadiyen diline dolamadan halkın farklılıklarından hasıl çoğunluk duygularına hitap etmek. Halktan aldığını(vergiyi) çalmadan halkın karnını doyuracak biçimde halka geri vermek. Ailelerin biricik diyerek tarif ettiği, sevdiği, canından bir parça saydığı çocuklarına korkusuz, temelleri sağlam bir gelecek sağlamalarına imkân tanımak, bunun içindir ki başta istikrarlı bir ekonomi sahası yaratmak. 

2) Söylemleriniz ile eylemlerinizin uyumuna mümkün mertebe dikkat etmek. Dün ne söylediğinizin bilincini taşıyarak bugün ve yarın ona göre hareket etmek. Örneğin birkaç gün önce Kemal Kılıçdaroğlu Bey Yozgat'ta muhtarlar ile halka seslendi. Yozgat'ın milliyetçilik duygularından bahsetti. Sonra Kandil denen yuvayı yerle yeksan edeceğini öfkeyle karışık bir duygu patlamasıyla kürsüden haykırdı. Kemal Bey'in(Kılıçdaroğlu) Kandil'i yok etmesi mümkün olmasa da en azından millet, vatan, Mehmetçik, polis, asker, şehit gibi değerlerimiz hususunda Yozgat'taki tavrını ülkemizin her yerinde sürdürebilmesinin gerekliliğine inanıyorum. Olur ya, yarın iktidara gelir gelmez, misal Hakkâri'de kürsüye çıkıp "Selahattin Demirtaş'a özgürlüğü biz verdik, kaç yıldır içerideydi, biz saldık kendilerini dışarıya, gerillalar moralsiz olmasın!" gibi bir konuşma ortaya konulursa dün söylediğinizle(Yozgat'taki konuşma) bugün yaptığınızın veya yarın yapacağınızın(Burası hayali bir içeriktir) kabak gibi önünüze sürüleceğini unutmayın! Biraz ironik olacak, biliyorum; ama ironi de gerek deyip Kemal Kılıçdaroğlu Bey'e Yozgatta'ki konuşmasını sürdürmesi, o konuşmaya yürekten inanmasını sağlaması için dudak çalışması yapmasını öneriyorum. Ağzın alışması için Kemal Bey'in bol bol Ö-X çalışması yapması lazım!

3) Din, türban, başörtüsü; temcit pilavına dönüştürülmüş laiklik gibi durumlardan kaçınmak. Şayet bir paylaşımınız olacaksa, örneğin Ak Partili, MHP'li, ülkücü, devrimci, solcu gibi diyalogların, bunları simgeleştiren sanatçı, siyasetçi, yazar çizer gibi ülkenin kültürü, edebiyatı, sanatına dair paylaşımların hiç değilse herkesi kavrayacak biçimde ele alınması. Solcu bir yazarın, ressamın vesaire yasını paylaşırken ülkücü bir yazarın, ressamın vesaire yasını da paylaşmalısınız. 

4) Şimdilik öneriler ve yergilerim dört maddeden oluşuyor diyerek son maddemi de yazıyorum: Bilmem sizlerde mevcut mudur, anneleriniz, nineleriniz söylemiş midir? 

Annem derdi ki, "Oğlum! Önce değirmeni yaptılar, sonra camiyi." 

Elbet anlamıştım ne demek istediğini lâkin yine de sordum. 

"Neden anne?"
"Yiyeceksin ki namazını kılabilesin!"

AKP bu ülkenin 98 yıllık değirmenini yıktı, gidip yurt dışında milyar dolarlık cami yapsa ne yazar? O yüzden CHP'nin ve Kemal Kılıçdaroğlu Bey'in evvela bu ülkenin yıkılan 98 yıllık değirmenini yapması lazım. 

Sevgilerim ve saygılarımla.


Engin Yeşilyurt
7 Kasım 2021
×
Yayınımıza abone olun

Sayfamızda yayımlanan yazıları kaçırmamanız için yayınımıza abone olun.
Aboneliğinizi istediğiniz zaman sonlandırabilirsiniz.

Ne Tatili Anneanne
Gidelim Aysun Hanım

İlgili İletiler

 

 Galeri

 Blog Takvimi

Lütfen takvim görünümü hazırlanırken bekleyin