CHP'YE ELEŞTİRİ/SORDUN MU

inbound2396266919850109491

​​Sene 2001
Ortaokuldayız...
Otuz yaşlarında, adını vermek istemediğim bir kadın öğretmenimiz vardı. Yüzüne yansıyan ifadeler ne derece güzel ahlakla yetiştirildiğini gösteriyordu. Çocuk dahi olsan bunu anlayabiliyordun. Hatta o tertemiz görüntülerin yıllar sonra yorumunu yaptığımda çocuksu gözlemlerimde yanılmadığımı anladım. Türbanlıydı öğretmenimiz. Her ders bitiminde, okul çıkışında rastlıyorduk doğal olarak kendisine ya da okul girişi, ders başlangıcında. Fakat türban yasağından ötürü sınıfa türbanıyla giremiyordu. Ne vardı o zamanlar? Beyaz önlük ve peruk. Öğretmenimiz beyaz önlüğünü giyiniyor, saçını perukla örtüyordu. Bunun adı inançtı, ben bunu böyle yaşamak istiyorum, benim sahip olduğum dini inanç bunu gerektiriyor, diyordu. Bir gün gaf yaptı arkadaşlardan birisi, aslında yasakları biliyordu, aptallık ya da art niyet de diyebilirsiniz buna. Öğretmenim peruk mu kafanızdaki deyince öğretmenimiz çok utandı, fakat yine de bir şeyler söyledi yasaklar üzerine. Matematik bilgisi son derece yüksek, iyi bir anlatıcıydı. Henüz Ak Parti hükümeti iktidarda değildi. Koalisyon vardı: Devlet Bahçeli, Bülent Ecevit ve Mesut Yılmaz üçlüsünden hasıl. Sağ ile solun birleşiminde bağnaz denilebilen keskin hükümler sözde Cumhuriyetimizin kurallarını içeriyordu. Gazi Paşamız Mustafa Kemal'in hanımı bile kapalıyken nereden türemişse bir türban yasağı türemişti. Bir kafanın kapalı olmasının üretime, çağdaşlığa, mutluluğa nasıl bir engel teşkil ettiğini anlamak mümkün değilken türbanlıyı Cumhuriyetimize tezatlık yaratan yapı içinde ele almışlardı. Dilerseniz çırılçıplak olalım, bir araya gelelim. Heybemize doldurduklarımız, fikrimiz ve düşüncelerimizde bilgiye, insanlığa dair var ettiklerimizle ayrılmaz mıyız birbirimizden? İsterse herkes başı açık olsun ya da kapalı. Şayet fayda adına iyi şeyler taşımıyorsak ne ülkenin ne toplumun ne de dünyanın yararına doğru şeyler yapabiliriz. Bir et ve kemik birleşimi olan insanın fiziki çizgisi üç aşağı beş yukarı aynıdır, lakin insanları farklı kılan beyinleri, vicdanları, duygu ve düşünceleridir. Bugün senin Mustafa Kemal'e saygı duyan bir türbanlı olman veya türbanlı bir öğretmen olarak çocuklarıma, kardeşime ders vermen; ülkeme, bana ve aileme zarar vermek değildir. Mustafa Kemal'in kurduğu, insanı insandan ayırmayan bu düzene sonuna değin bağlı, Mustafa Kemal'i seven, ona hürmetle yaklaşan yüzlerce belki binlerce türbanlı öğretmen mevcuttur. Ve bu öğretmenlerin tek derdi yavrum dedikleri çocukların Atatürk'e, vatanına bağlılığı yanında donanımlı, sağduyulu, şefkatli birer kişi olarak yetiştirilmelerini içermektedir.

Türbanı kötüye kullanan siyaset, İslam'ı kötüye kullanan Siyasal İslam ne kadar tehlikeliyse ATA'yı da din düşmanı gibi gösterip sözde Kemalist geçinen tayfalar, yazarlar çizerler, düşünürler de o kadar tehlikelidir. Yıllar boyu, yurdumuzun köklü partisi, önünde prestijle eğildiğimiz CHP'yi paramparça edenler, yüzde yirminin üzerine çıkartmayan, yazılarım, gazetem bir tık daha fazla okunsun diye içindeki leşi kusanlar ne var ki CHP'nin geleceği ile oynuyor. Oysa hümanist, demokrat geçinir muhalif sanılan bu şarlatan, bu uyduruk maskeli, korkak suratlar; nabız yoklarlar, her dönem yaptıklarını yaparlar, sıkma baş diyerek alay eder, sonra biz dini sömürenleri kaleme aldık veya dilimize doladık derler. Üçkağıtçılıkları yarım asırdan fazladır sonlanmayan, sıkıştıklarında, zaferlerimizi kutladıklarında Anadolu kadını diyen, amazon duruşlu, güçlü kadın diyen bu riyakârlar zafer sonrası, normal günlerinde aynı kadınları yobaz, gerici diyerek dışlar, gerek yazılarında gerek karikatürlerinde hakaret ve alçaklığa varacak kadar ileri gider, bariyerlerle yüzleştiklerinde çark eder, bin bir dümenin yaldızlı kaftanıyla savunmaya geçerler. Bir şekilde parayı götürmenin gayesini güttüklerine dair ipucu veren bu güruh takımın CHP'nin en büyük düşmanı olduğunu CHP'de ciddi, vefalı, gerçekçi, eşitlikçi hislerle, projelerle hareket edenlerin farkına varması gerek. Bir oy kazanmanın ne de zor olduğu, aşılması güç duvarların önünde durmanın nasıl da güçlüğe sebebiyet verdiğini mevcut siyasi hükümete bakarak CHP'nin anlaması için kısırlıkları, kabız yargılarıyla suları bulandıran, güya kendinden olan bazı tiplere, bazı dillere bakması gerekmiyor mu?

...

Sene 2001'di! O masum, bilgili bünye; katı kuralların, sözümona Cumhuriyet'in sözü olan, giysi ile bedenlere, ideallere, hürriyete, üretkenliğe tevil getirenlerin kalın, yüksek setleriyle yüzleşen o günahsız fıtrat bizim öğretmenimizdi. Sanıyorum o gün bize söyleyemediklerini yalnız kalınca kendi kendine söylemiştir. Neden okudum? Oğlum, kızım diyebileceğim öğrencilerimin önüne perukla çıkacaksam inancımın ürünü elbisemle istediğim gibi çocuklarımın karşısına geçemeyeceksem niçin varım bu ülkede, niçin kara tahtanın önündeyim, neden elimde tebeşir var? Namaz kılıyorum, başımı örtüyorum diye dışlanacaksam neden varız, niçin yaşıyoruz burada?
Bazı acıları unutamaz insan, esasında kabusa dönebilen bazı engelleri. Şimdi herkes elini vicdanına ve kendini bir kadın kimliği ile bu öğretmenin yerine koysun. Aynı mihneti, baskıyı, korkuyu yaşayan siz olsanız; böyle bir idareye, partiye, kriterler yumağına oy verir misiniz? Kim olursan ol yüreğin yanmaz mı?

Ak Parti 2001 ekonomik krizinden sonra hem kriz atmosferini, hem 28 Şubat buhranını hem de devam eden türban yasağını sağlam bir koz şeklinde kendi hanesine yazıp iktidarı ele geçirmedi mi, şimdi anamızı ağlatmıyor mu?

Tam da bu noktada, halkın Ak Parti hükümeti yüzünden inim inim inlediği yerde daha ılımlı sözel ve sayısal tavırlarla içten, sadakat yüklü çabalarla uğraşıp çalışıp CHP'nin oylarını yükseltip CHP'yi memleketin başına getirip yozlaşan gidişatımızı tıraş etmek varken bazıları, CHP adına mücadele verdiğini belli eden siyaset dışı künyeler, utanmadan sıkılmadan türban üzerinden çıkarımlar yapıyor. Neye kârı olacağı belirsiz, aşikarca zarara gebelikten başka bir anlam içermeyen çıkışlarla taze düşmanlar kazanmaktan öteye geçilemeyeceğini bilmiyorlar mı?

CHP çürüklerini ayıklamalı, CHP'yi kokuşturup çöpleştirmeye son sürat devam edenlerin durdurulmasında, susturulmasında yeğin bir teyakkuz savaşımı gerekli. CHP çıkıp konuşmalı gerektiğinde, açık açık konuşamıyorsa lafını gizli gizli, iletilerle iletmeli muhataplarına: "Sen beni bu şekilde temsil edemez, ATAM'ızın ilkelerini, rejimini kafana göre yorumlayamazsın" demeli. Yoksa CHP verdiğimiz oyların karşılığı olamayacak, CHP benim annemden de oy alabilmeli, benim ailem, komşundan da... Ama benim ailem, benim komşularım inançları gereği türbanlıdır, türbanlı öğretmenleri vardır, Atatürk'e bağlı; ama ATATÜRK'ün kurduğu partiyi bozguna uğratıp kişileri giysileri üzerinden cahil, gerizekalı gibi kalıplara sığdırmaya çalışanların savunduğu CHP'ye oy vermez. Sen önce benim ailemden, komşumdan, komşumun ATATÜRK'ü seven öğretmenlerinden oy almayı başaracaksın, sonra toprağımıza faydalı demokratik, insanca yaşam duruşu sergileyeceksin. Sen bunların ne olduğunu gayet iyi biliyorsun ve senin içindeki nice siyasi hüviyet, insanı insan olduğu için eşit tutuyor, bunu da biliyorum. Ama bazıları, ama bazı politika dışı bozuk tipolojiler senin adını, şanın ve şerefini; ayıran, itekleyen paydada kendince şekillendirmeye yelteniyor. Bunlara dur demelisin, bunların kendine çekidüzen vermesini, en azından seninle bağlarını inceltmesini sağlamalısın. Aksi durumda Recep Tayyip Bey gider, Ali Tayyip Bey gelir, bir yirmi yıl ve daha fazla tarümar edilir, emdiğimiz süt burnumuzdan getirilir.

...

ATATÜRK'ten sonra nasıl bir CHP yaratıldı? Kimi kolluyor, kimin yanındadır, içeride neler oluyor? Pembe tablolar, tozpembe vaatler ne durumda? Pembe tabloların çizikliğini göremiyor muyuz? ATATÜRK'ten sonraki CHP'de kimler, neye karşı? Türban neden sorun diye tanımlanıyor? Bunlar CHP'nin tüzüğü müdür yoksa siyasi bağlantılıların yahut yazarların çizerlerin eseri midir? Niçin kazanamıyorsun, sordun mu kendine, sana oy veren şahsıma, sana oy vermeyen nice türbanlı yurttaşına sordun mu? Gidip sordun mu öğretmenime, aileme, komşuma; sana niye oy vermiyorlar? Örneğin anneme, komşumun kızına, kardeşime, namazını kılanlara bana oy vermemenizdeki sebep bizi karalayanlar mıdır diye sordun mu? Biz türbana karşı değiliz, türbanı bizim sırtımızdan geçinenler kullanıyor diyebildin mi?

İzmir'den, Antalya'dan, Aydın'dan, Muğladan alacağın oylarla iktidar olamazsın! Gittin mi Bayburt'a, gittin mi Rize'nin, Trabzon'un dağ köylerine? Neden benim köyümden sadece ben sana oy verdim, sordun mu bana? Sordun mu Anadolu'ya, dağlara, taşlara, köylere? Sorsan bu halde olur muydun? Maziye odaklı, haset burgacında debelenen, temcit pilavı yazarların türban düşmanlığına göz yumar mıydın?
Belki bu yazıyı okur, okurken sorar ve sorduklarının cevabını alırsın.

.

Not: CHP'nin kötü niyetliler, yazar çizer ve siyasi kimliklilerce nasıl yok edildiğine dair kanıt niteliğindeki bir kitabı, bundan iki üç yıl önce okumuştum. Sanırım şu anda basımı yok. Fakat ikinci el kitapçılarda mevcut... Okumamışlara, meraklılara tavsiye edebileceğim bir kitaptır bu, bugün buradan paylaşmak istiyorum.
Adı: ATATÜRK'ten Sonraki CHP
Yazarı: Yaşar Nuri Öztürk!
Sordun mu ölmeden evvel rahmetliye, sormadıysan al kitabını oku!

.

Engin Yeşilyurt

TAKİPSİZLİK KARARI ALAN SAĞLIKÇILAR GÖREVE
Koronavirüs Ve Biz..

İlgili İletiler

 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış

By accepting you will be accessing a service provided by a third-party external to https://www.tahtapod.com/