By accepting you will be accessing a service provided by a third-party external to https://www.tahtapod.com/

KESİLEN ARMUT AĞACI (SEVGİLİYE ÖYKÜLER-1)

KESİLEN ARMUT AĞACI (SEVGİLİYE ÖYKÜLER-1)

Çamurlu bir yola gireceğim hiç aklıma gelmezdi, nerden bulaştım buraya!? Ah başım! Neden hiçbir şeyi mantık süzgecinden geçirmez, neden hep bir yarım elma gibiyim, bir masanın kenarında aceleyle dişlenip unutulmuş ve sonra oksitlenmişim? Ah neden? Layık mıdır bunlar bana, ah başım, sirkeleşen düşlerimin kırılgan ucu, neden tümlenmiyor parçalarım?

Şu şiiri biraz daha mı okusam beraber mi yürüsek keskin yargılarımı yudumlayarak yağan yağmurların altında, zaten çiselemeye başladı hava. Tutup kıyısı bucağından dağılan ne var ne yok, hepsini bütünleştirip pejmürde zaman koleksiyonuma mı katsam? Ah başım, azıcık daha sığabilirdim çatlamamış aynalara, buğusu üzerinde camlara yaslanabilirdim. Evden erken çıkmanın, amaçsızca yollara düşmenin iyimser bir neticesi olabilir mi? Kimi iyileştiriyor, nelerin ve kimlerin sağlığını bozuyorum? Dokununca eriyorsa demir, çat diye ikiye bölünüyorsa çelik ekşiyorsa tat verdiğini sandığım gündelik düzen, neyi neyle suçlamalıyım? Bir suçlu mu gerek, bir denek mi lazım hâlen tecrübe edinemediğim onca yaşanmışlığa? Ah başım, pencereme uzanan çam ağacının dallarına değemedin, reçine kokamadın, birkaç kozalağı avuçlarına alamadın mı? Şimdi buradasın, sonu gelmeyen, bu ıssız, çürük saatlerin etkisinde kalarak yürüyorsun, hak ettin yani, revadır sana zamansız, çelimsiz günün, iç sesinle hesaplaşmasına boyun bükmek, öyle mi?

Ey kocaman kocaman adamlar, kadınlar, biliyorum, inanıyorum: bazen yılları hızlıca geriye sarıp büsbütün çocuklaşmak istiyorsunuz? Olur mu olmaz mı ikilemine düşmeden dar geçitlerin arasından süratle sıyrılıp çocuk olmaya, oyuncaklar biriktirmeye, taştan, tenekeden meşgaleler yaratmaya öyle sevdalı yaklaşıyorsunuz ki karşıdan gelen geçen büyüklerin dikkatine nail olmayı başarıyor, başarınızla da övünüyorsunuz! Kabul edin, itiraz etmeyin desem de siz zaten çocuk olmaya karar vermişsiniz! Ben de böylesi bir günde, önce çiseleyip sonra bardaktan boşanırcasına bir seyir sürdüren o yağmurun altında karar kıldım çocuklaşmaya. Söz dedim kendime, günümün birazını yetişkin çocuk olarak geçireceğim. Gülen gülsün, kahkahalarla bakınsın arkamdan, hep beni, tek beni işaret etsin! Kalabalıklara karıştığıma, sokak aralarında deliler gibi savrulduğuma kentin tüm meydanları üstten üstten, çatı katlarından, ara katlardan, balkonlarından bakarak şahit olsun! Haydi heyecanımın ayakları, ne duruyorsunuz, başlayın, bitirin bu yarışı. Eleştirecek, hiddetlenip taşa tutacak, küçümseyecek çevrenin dışlayıcı fiilleri umurumda değil diyen her çocuğun rahatlığı ile kuşatılmak tek arzumdur gayri.

...

Bir taşra mahallesidir bulunduğum, koştuğum yer, evim iki yüz elli metre geride, yüksekçe bir zemine gömülmüş vaziyette. Evimin avlusunda yetişkin bir armut ağacı var, her baharda sayısızca çiçek açmasına rağmen tek armut verdiği görülmemiştir. Kaç yaşındadır diyerek tahmin etmeye kalktım, olmadı. Üst komşuya sordum: kaç yaşındadır teyzeceğim bu armut?

_Oğlum, on yıldır buradayım. Ne boyu uzadı ne de bir dalı kırıldı. Hep aynıdır, yaşını bilse bilse şu karşıdaki pembe evde oturan yaşlı kadın bilir!

Sanki kendisi yaşlı değildi, hem teyze bile demiştim kendisine. On yıldır buradaymış da dalları kırılmamış da...ben sana ne sordum, sen bana nelerin yanıtını verdin teyze!

Ismarlama bir tebessümle iyi gün dileklerinde bulunup armudun gövdesine bir daha baktım...

Bir sabah uyandım, rüzgâr ortalığı yıkıyor: fır fır fur furrrr gurrrr gurrr gurrr! Gurr gurrr da nerden çıktı, rüzgarın sesi böyle olamaz deyip başımı camdan çıkarıp baktım. O da ne? Yıkıldı, eyvah düştü! Şu anda yerde, canımdan bir parça gitti! Yaş kesenin başı kesilir inşallah! Bunu yapmamalıydın, kıymamalıydın ona kıymamalı! Yahu sen kimsin kim kim?

Yazıktır, günahtır! Kaç yıl gerekiyor bu yaşa gelmeleri için biliyor musun? En az 30! Ne otuzu, 50!

Özür dilerim, rahatsız mı ettim deyince sinirlendim! Yine de saygımı kaybetmeden yüreğimi söktünüz dedim yüreğimi! O ağaç bizimdi, bunu nasıl yaparsınız, sizi şikayet edeceğim!

Edemezsiniz öyle ki yanılıyorsunuz, bu ağaç sizin değil ki! Bak şu çizgiyi görüyor musun? O ara ayağıyla çizgi çekti toprağa, sınır koydu.

_Hayır, orada çizgi yok ki!


_İyi bakın iyi, var var, ben bu çizginin diğer tarafının, bu ağacın yer aldığı toprağın sahibiyim. Dilediğimi söker, dikerim. 

Sordum konu komşuya, muhtara falan gittim. Bilmiyordum, meğer orası bizim değilmiş, ayağıyla çizgi çektiği yerden berisi bizimmiş. Ama neye yarar ki, gitti ilham kaynağım! Kızıyordum, neden tek armut vermedin diye oysa şimdi çiçek de açamayacak, bir daha sallanan yapraklarının nazlı ahengini koruyup yüzüme huzurlu nağmelerle dokunamayacak! Gitti bir tanem, şiirlerimin en temel motivasyon kaynağı, öykülerimin en bereketli kahramanı. Ah başım, ne yapar ne ederim onsuz, bir mezarı dahi olmayacak! Gitti armut ağacım vahşi, motorlu bir testereden güç alan adamın gaddar ellerine mağlup yalnızlığı ile. Artık ağlayacağım, perdeyi örtüp sandalyemi duvara dayayacağım. Rutubete haykıran kasırgalarımla mezarsızlığa sürüklenen armut ağacımın ardından hıçkıracağım. 

Hâlen konuşuyor, şuna bak hele, üstelik pişkin pişkin de gülüyor. Şikayet edeceğim seni, ama nereye? Kıtır kıtır kesiyor ağacımı, armudum inliyor, son nefesini veriyor, verdi galiba! Gövdesinden kopardığı tomrukları yirmi metre aşağıdan geçen toprak yola yuvarlıyor. Gümleyen seslerin kafama çarpıp zonklayışına gurrr gurrr eden motorlu testerenin sesi ekleniyor, azap çekiyorum. Hemen aklıma dalları oturma odamın camına temas eden şirin çam ağacı geliyor! O da mı onun? Mümkün değil! Yok yok, bu defa yanılmamalıyım! Nasıl bilmezsin, kendi bahçeni, hududunu nasıl tanımazsın?

Parçalanan göğsümün kanlı, yılgın yankısıyla soruyorum:

_Yandaki çam ağacı da sizin mi?

Yine gülüyor, pişkin mi pişkin edası eksilmiyor çehresinden.
Evet diyor, üstüne ekliyor: Onun bir zararı yok, şimdilik yaşayacak!

Şimdilik yaşayacakmış, onun bir zararı yokmuş! Neymiş zararı, kainatta senden, insandan daha zararlı ne olabilir? Şuna bak hele, geviş getirircesine mimiklere bürünen şu beton surata! Şuna bak şuna, kahrımdan öldürecek beni...

Bir şeyler daha söylüyor, fakat ben duymuyorum çünkü dalıp dalıp gidiyorum, sayısız çiçekleriyle baharı müjdeleyen biriciğime, armut ağacıma, bir saat kadar önce yaşayan, varlığıyla ferahladığım o kıymeti eşsizin dünyasına göçüyorum. Kendime geldiğimde acımasız ellerin sahibi bahçede değildi. Yalnızca kırılan, kesilen dallarından geriye birkaç çalı çırpı kalmıştı armut ağacımın. Birer metre arayla parçalara böldüğü gövdesini yolun kenarına istifleyip belli ki birazdan kamyonete yükleyip gidecekti. Ara ara başını kaldırıp bakıyor, bakışları çatılan kaşlarıma değince aniden yere eğiyordu yüzünü. Az sonra geldi kamyonet, şoförün yanında beliren genç bir çocukla hızlıca yüklediler kamyonete ağacımı karış karış, tane tane. Gitti bir tanem, cansız suretlerin katı bileklerine mağlup duruşuyla...

Elimi yüzümü yıkayıp aynaya bakmamı engelleyen korkunç gürültü yüzünden neleri kaybettiğimin figanını soğutamadan attım kendimi dışarı. Armut ağacımın kesik gövdesine elimi süremeden ve okşayamadan yarasını rahat edemem. Geldim, baş ucundayım, affedersin canım, başın mı kaldı? Aldı götürdüler, başsız, ocaksız koydular seni. Her kuşluk vaktinde muhabbet kuşumla gelirdim yanına, muhabbet kuşumun kafesini dallarından birisine asar, doğanın tadını çıkarırdım seninle. Bir kız gelir geçerdi güzel mi güzel, kıvırcık mı kıvırcık saçlarıyla yoldan, hemen altımızdan. Ne zaman görse bizi selam verir, ne yapıyorsunuz derdi. Ben de ağacımı seyrediyor, seviyorum muhabbet kuşum da bana eşlik ediyor derdim. Bundan böyle kime, neye söyleyeceğim şarkılarımı, yarım kalmışlığımı; ah başımın yorgunluğu, ağırlaşan ağrım, bundan böyle ne o güzel kız gelir geçer buradan ne de bir daha armut ağacım filizlenir, uzar, gökyüzüne karışır...

Annemi aramalıyım, niçin bu kadar geç kaldım, belki de herkes yanlış cevap vermişti bana!? Muhtarından komşusuna değin bilgi aldığım kişiler emin miydi?

Annemi arıyorum!

_Selâmün aleyküm anne.
_Aleyküm selam oğlum.
_Nasılsın, iyi misin?
_İyiyim, sağ ol. Ya sen?
_Ben de iyiyim. Ya anne şey soracağım, bizim şehirdeki bu bahçe yok mu? Burada büyük bir armut ağacı vardı ya, o kimindi, bizim değil miydi?
_Yok oğlum! Komşular o armut ağacını otuz sene evvel kendi arazisine dikti. Bizim sadece küçük bir erik ağacımız var orada. 

Tanımıyordum komşuları, kimdiler, neden doğaya düşmandılar? Kala kala bize minik bir erik ağacı mı kaldı? Onunla mı yetineyim? Çam ağacına da gelecek yıl kıyacağını belli eden şahsın vicdanına güvenebilir miyim? Ne malum yakında gelip kesmeyecektir onu? Elimde değil, kontrol edemiyorum tabiata duyduğum yüce sevgiyi. 

Annemle konuştuktan kaygı verici şeyler düşündükten sonra dış kapıya yönelmiştim ki kibar, sevecen, yumuşacık bir sesin sahibi

_ Merhaba; sizi tekrar burada görüyorum dedi.

Allah'ım içimdeki fırtınayı dindir, aniden taşkına dönen nehirlerimi dinginliğine kavuştur, yoksa boğacak beni bu çarpıntı, kalbim kalbim, yerinden çıkacak gibi..! Güzelliğin cenneti bu olsa gerek, sen mi yarattın bu güzelliği ey Ulu Tanrı'm! Benim için mi yarattın? 

_Merhaba; evet yine buradayım çünkü burada oturuyorum. Biliyor musunuz tam şurada, bir armut ağacım vardı, aslında ben öyle sanmıştım, bizim değilmiş. Sahibi gelip kesti gitti benim sandığım ağacı. Yandım kavruldum, içinden çıkılmaz cehennemlere düştüm. Şuradaydı, bakın tam şurada! Ayağıyla bir çizgi çekti, burası bizim dedi sevdiğimi öldüren adam.

_Evet, sizi dallarına tutunurken gördüm kaç kez, kaç kez de selamlaştık. Çok üzüldüm inanın. Neden yaparlar böyle!?

Neden yapıyorsun böyle Tanrı'm? Neden böylesine güzel, şefkatli, asil duruşa hakim bir kızı aylardır karşıma çıkartıyorsun? Kalbim kalbim, içimde uçuşan şeylerin adı ne?

_Neden yaparlar bilmem ki?


_Üzülmeyin! Siz de kendi bahçenize dikin elma, armut, kiraz...dikin...Hoşça kalın!

_Hoşça kalın...Ne güzel söyledi, ne güzel fikir! Düşünmeye fırsatım mı olmadı? Evet, gayet de makul bir fikir. Sıra sıra fidanlar almalıyım. Kim fidanlar alıp dikmeme engel olabilir ki?

Ciğerlerimi dağlayan sızıya iyi gelir mi? Şöyle dolansam mı evin çevresini? Kökleriyle yaşamın ruhuna doluşan, pencereme temas eden çam ağacına doya doya bakıp sarılsam mı, konuşsam mı onunla? Yıkılmasını önlemek için tedbirler mi alsam? Mesela kalın bir ipi gövdesine dolayıp evin kolonlarına mı bağlasam ya da yazı mı yazıp assam gövdesine "bırak öldürme beni, yaşayayım" mı desem?

....

Bir tarafta gidenlerimin hantal korkusu bir tarafta gelenlerimin harekete geçiren, tel tel titreten sevinci. İyice kararsın, katranlaşsın bulutlar, birer birer dökülsün tepemizden yağmurun inatçı damlaları. Gün boyu küçüleyim, cebime sığayım, arınayım. Vurayım kendimi yollara...

Vuruyorum kendimi yollara, adımlarım beynimden öteye taşıyor beni, atlıyor zıplıyorum. Bir kamyon geliyor geriden tekerlekleri çamur içinde, patinaj ediyor, zorluyor zorluyor, yokuşu yırtarak geliyor. Önüme bakıyor, ilerliyorum. Yavaşlıyor yanımda, selam veriyor şoför, şoförün selamını alıyor, kamyonun arkasından koşuyor, kamyona tutunmaya çalışıyorum. Müziğin sesi son! Bu sesi tanıyorum: Ümit Besen'in sesi! Yıllara damgasını vuran, en hüzünlü masanın şarkısı "Nikâh Masası"! Çalıyor çalıyor "Nikâh Masası' çalıyooor! Şoförün neler çektiğini anlamam mümkün değil... 

Yanlış mı yapıyorum ne? Çocuklaşıyor muyum? Doğru, çocuklaşıyorum. Biraz herkesin yetişkinliğine karışan çocukluktan biraz da kendi yetişkinliğimden aldıklarımı yoğurarak kavi bir mayanın kıvamı için koşuyorum. Duruyorum, gökyüzüne çeviriyorum inancımı, çocukluğumdan arta kalanları teker teker topluyor, düşlediğim kızın çocukluğuna yolluyorum.

Muhakkak sırtımı verecek, sabrımı destekleyecek yenilikler, ufalan sahaların çimine omuzdaş gıdalarla doyuracağım mücadelemi...

Herkes çocukluğundan bir parça veriyor, alıp başımın tacı ediyorum. Tehlikeli de olsa damperli kamyonların arkasından koşuyorum, Anadolu'ya açılan masallar misali ninniler söyleyerek yemyeşil rüyalarıma karışıyorum. Şimdi kaç yaşındayım bilmiyorum; ama biraz daha büyüyeceğimden eminim!

.
.
.

Devamı gelecek!


Engin Yeşilyurt
30 Mart 2020

TEK SUÇLU İNSANDIR (SEVGİLİYE ÖYKÜLER-2)
ÜLKÜCÜLERE

İlgili İletiler

 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış