Lal

Son kez Akçay'a bakıyorum, arkadaşlarımdan habersiz, elveda demeden.
Kırılmış bir çocuğa bakıyorum arkadan, her şeyden korkan. 

Annem ile babama bakınca ise perişanlık hissedip, görebildiğim tek şey. Ben ise hepsine bakıp, hepsini anlayıp hiç bir şey hissedemiyorum kendi adıma dair.

 Yaklaşıyorum, uyuyan canımdan bir öpücük alıyorum yaşlı, nerede durulacağımı bilemeden. Annemle babam yol boyunca içlerinden ağladılar, şakaklarıyla uğraştılar, gözleriyle olan olmadık her şeyi süzdüler. Gözlerinde o yoncalar yok artık.

Ahu.

Efendim Hakan?

Nasıl yapıcaz onsuz?

Bilsem sana önceden bir öneri sunardım değil mi?

Bu konuşmadan 2 sene geçti, şimdi yine bir veda yerinde yeniden sana kavuştum.

Ela gözlerinden, gül kurusu dudaklarından, buğdayımsı saçlarından, damarlı göz kapaklarından teker teker öptüm. Şimdi bir Akçay sabahına seninle uyanıyorum.

Lalim benim, sana özlemim ve aşkım 12 yaşında daha çok büyüdü ve daha çok farkına vardım. 

PASTÖR ANDREW BRUNSON
TÜRKİYE'Yİ NELER BEKLİYOR?

İlgili İletiler

 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış