Dize

E94D5B9F-BF66-4609-BE4B-8480D596D9D2

Leş ışığımda oturmuş pergelin metal kısmıyla parmak ucuma kaçıncı darbede kan akıtabileceğimi düşünüyorum, sabırla. Perdenin aralığından yaprak hışırtıları ve keskin ışık dikkatimle oyun oynuyor. Üst kattaki çocuklar bahçeye inmiş, tavşanlarını kucaklarında gezdirip kör ebe oynuyorlar. Siyah saçları dalgalanıyor rüzgarın kısık sesiyle.

Dışarıyı odamdayken hiç sevemedim. Nerede yaşadığım önemli değildi aslında, dört duvar içinde bana aitlikler bulunduğu sürece ben de oraya aittim. 7 yaşımdan beri bu böyleydi, kimse ne yaptığımı bilmiyordu, sessiz bir şekilde kendimi yazıyordum kendime ince ince dökümlerle. Sınırsız bir hayatım oluyordu. Dışarıya çıkmak istesem; insanların veya annemin söylediği eve dönüş vakti beni huzursuzlukla kaplıyordu. 

Anneme küçükken gece neden dışarıya çıkamadığımı sormuştum, cevap basitti elbette. "Kötülükler geceleri doğar hem başı boşlar gezer bu saatlerde, kimsesizler. Sen başı boş musun, kimsesiz misin? Anan baban var çok şükür..." diyip sustururdu. Kötülükleri neden herkes karanlıkta arar ki? Başı boşlar sabahları neden çıkmıyordu annem için? Oysa sabah olunca kimse korkmuyor, bana dönsen ama bir parmağımı bile hareket ettirmek istesem bütün kaslarım kenetleniyor. Onca insanın yanından geçiyoruz, çok insan olunca güvendr hissediyoruz. Neden ki? Kim nedir biliyor muyum? Deli görünümlülerden korkarken, kaçarken, alay ederken neden takım elbiseli, yüzünde 50tl'lik pudrası ve cilâlı ayakkabılı dolaşan kişilere saygı, önem, ilgi gösteriyor veya aklımıza hemen bu cümleler sarf ediliyor. Asıl takım elbiseliler kim bilmiyoruz, bilemiyoruz. Kaç beden çürümüş bu söylentide?

Bu dört duvar arasında bunları yapıyorum işte, konuşuyorum. Mürekkep sussa da kimliğim susmuyor. 

Her yeni bir hareket, her yeni bir nefes, her bir hissime dokunabilecek en küçük detay beni saatlerce herkesten uzak tutuyordu. Kendimi kitleyip çıkamıyordum. Durgun gözüksem de aslında içimde durmak bilmeyen bir veba vardı.

Çok az insan rahatsız etmek isterdi beni, yanımda olabilecek insan sayısı kişiliklerimden azdı. Bir bulantıydı bu.
Bir gün geceyle tanışacağım, başı boş insanlardan olup kumsalda nemi hissedeceğim.
Düşüneceğim; sınırsız derecede, hiç susmayarak, bağırarak içime. 

Karanlığın aslında yoksulluğun olduğunu kendime ispatlayacağım, kolay kolay kör olabilsem de en ufak bir ışıltıda olayları anlayacağım. Ve ben gecenin o yetim mehtabında ben bunca düşüncede kaybolurken, onların 'başı boş' tanımı olurken, yapay ışıklarında birbirlerine bakmadan küçük bir kutu ilgi çekiciyken, eleştiri adında yaptıkları nefret kasırgasının sefaletinde onlar boğulurken, ben bir yıldız için bin bir dize içinde yaşayacağım. 

DOĞRULUK
​HAYRET'TİN KARA'MAN VAKASI 

İlgili İletiler

 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış