By Engin Yeşilyurt on Cuma, 09 Ekim 2026
Category: Yaşam

KOLTUK ÜRETİMİNİN KRALDAN DAHA FAZLA KRALCI OLMAYA ETTİĞİ HİZMET

ŞOFÖRÜN YANINDA OTURANIN KRALDAN DAHA FAZLA KRALCI OLMASI

Yalan söylediğinden yüzde yüz emin olduğu şoföre "doğrudur" bakışı atar; hiç sebep yokken şoför kahkaha atsın o da atar, şoför kızsın o da kızar. Trafik mi sıkıştı, aniden biri yola mı atladı; kraldan daha fazla kralcı olan bu arkadaş, sırf şoför hak versin diye başını camdan dışarı sarkıtır, bağırır çağırır, sesini herkese duyurmaya çalışır. El kol hareketi yapar, güya sinirden dudaklarını büzer, başını sağa sola çevirir de çevirir. Bir yandan şoföre bakar bir yandan yola. Şoförün bam teline dokunup dokunmadığını anlamaya çalışır, alttan alttan bakınır. Eskaza şoför levyeye sarılsın o da sarılmak ister, levye veya benzeri bir nesne arar koltuğun altında. Katil bile olma ihtimali var, yeter ki şoför istesin.

Ön koltukta oturmanın, şoföre yaranmanın kime, ne faydası olur bilinmese de o bir şeyler bildiğini zanneder; arka koltuklarda oturanlara burnundan kıl aldırmayan edasıyla başını çevirir ve keskin bir bakış savurur. "Bakın ben buradayım, şoförü yağlıyorum, ona göre davranın," demeye getirir işi.

Şoför durduk yere arabadan inse o da iner; "çişim geldi, kakam geldi" desin o da der. Şoför arka koltuğa geçip "Bugün şoförlük yapmayacağım, birazdan arkadaki yolculardan biri şoförünüz olacak," desin, "tamam" der. Şoför olsun da çamurdan olsun, der. İdare kimin elindeyse onun kalıbını alır, asla kendi doğrusu olmaz, doğruların paydasında bir yaşam sürmez.

Şoförün yanında oturan, 7/24 şoföre yalakalık yapanları ülke siyasetinde de görmekteyiz. "Aman Liderim, Sayın Liderim, canım önderim" dediğinin yanında iki büklüm durmak, sürekli onay beklemek, onaylanma durumuna göre varlık göstermek omurgasızlığın ruhsuz bir bedene bürünmüş hali demektir. Bağımsızlığa düşmandır omurgasızlık. Öze inmeye, doğal davranmaya, insanca var olmaya karşıdır. Bu da bizi gerçeğe götürmez. Biz kendimize şoförün yanında oturan kişi gibi değil; sosyal medyada ortaya koyduklarımızın, yazdıklarımızın ve paylaştıklarımızın, uzaktan yakından hiçbir bağımızın olmadığı kişiler tarafından yapıcı yergiye tabi tutulması gibi davranmalıyız.

DOĞAL OLMADIĞIMIZDA NE OLUR?

"Neden böyleyim?" bir bilsem, bir anlasam neler yaşadığımı ve nelerle savaştığımı... Gerçi nerede o eski savaşlar? "Savaş" dedin mi kılıç gelir insanın aklına, kını bile keskin olan kılıç...

Kılıç demişken... Kullanmayı bilmeyenin elinden düşmüyor nedense.

Kendi hayatının kahramanı olamayanların başkasının hayatına kahraman olmaya çalıştığı bir ülke burası sevgilim. Kimse cesur hareketlerle geçip aynanın karşısına, aynada gördüğüne şöyle avaz avaz bağıramıyor gerçekleri. Kimse çıkıp da "Yahu benim de güçsüz yanlarım var... Bak ben de düşebiliyorum, benim de boşluğa düşme, kot farkına yenilme ihtimalim var... 

Ben de sıradanlaşabiliyorum; herkes gibi benim de gayet insani duygularım, yani korkularım, kaygılarım var; benim de gecenin bir yarısına diğer yarısını sığdıracak kadar ağlayışlarım var... Beton değilim ki, böyle bir harçla karılmadım ki..." diyemiyor.

"Neden böyleyim?" gibi çok basit bir soruyu bırakın milletin ortasında kendine söylemeyi, kendisiyle baş başa kaldığında da söyleme cesaretini bulamıyor insan. Oysa böyle olmamalı, böyle yanmamalı bu çıra; yanacaksa da "Ben bir çıraydım. Doğam gereği yandım. 

Ben de bir insanım ya, benim de hislerim, derinlerde bir yerlerde var ettiğim duygusal bir 'ben'im muhakkak vardır. Yeri gelir ben ona uğrarım, yeri gelir o bana uğrar. Bir hayatın ortak paydasında buluşmamızın kaçınılmaz olduğunu bağıra bağıra söyleriz birbirimize. Herkülleşmeyen hikâyelerimiz var bizim. Bir yanı kırılan diğer yanı doğrulan, bir tarafı çöken diğer tarafı yükselen yaşam belgesellerimiz var bizim. Neticede insanız; insan olmanın büyüsüyle var edildiğimiz doğada eksiklerimiz, fazlalıklarımız gibi normaldir ve normal karşılanmalı..." diyemiyoruz.

Farkında mısın sevgilim, ne çok diyemediklerimiz var toplum olarak kendimize; en çok da kendi kendimize... Şoförün yanında oturan, kendisi olamamış o adam gibi olmak, "Bir toplum bu hale nasıl gelir"in acı tarifi olmak değil midir?

Engin Yeşilyurt

8 Ekim 2026

Related Posts

Leave Comments