By Ali Kelle on Pazartesi, 10 Temmuz 2017
Category: Yaşam

Kağıttan Diktatör

​Bütün iletişim kanallarından iktidar partisinin her seçimden ve yaşanan her olaydan güçlenerek çıktığının belirtilmesi, git gide toplumda da kendini kabul ettirmeye başladı. Toplum, 'bunlar gitmez, Atatürk gelse bir şey yapamaz, devran onların devranı, Tayyip siyasi deha, onu kimse deviremez, göklerden gelen karar var, ne yaptıysak olmadı' gibi biraz yersiz söylemleri ile ümitsizliğini ifade etmektedir. Doğru, Türkiyedeki iktidar partisi gün geçtikçe güçlenmekte, güçlenerek otoriterleşmekte, ülke tek partili bir diktadan tek adamlı bir diktaya yönelmektedir. Fakat dikkat edilmeyen husus, başımızdaki, sağımızdaki, solumuzdaki, önümüzdeki, arkamızdaki diktatörün ve dikta rejiminin kağıttan olmasıdır. Bu diktatör, 'kağıttan diktatör'dür. Öncelikli olarak bu yersiz korkudan kurtulmak gerekmektedir.

Her canlı gibi insan da hayatta kalabilmek için yaşamsal faaliyetleri yerine getirmektedir. Nefes almak, hareket etmek, beslenmek, uyumak gibi korkmak-korku da insani yaşamsal faaliyetlerdendir. Korku; insanın güvenliği için tehlike arz edecek durum karşısında ortaya çıkan güdüsel bir davranıştır. Güvenliğini tehdit eden bir eylemle karşı karşıya kalan her insan korkar ve bu korkuyla birlikte bir savunma faaliyeti gerçekleştirir. Korku bu haliyle gerekli, yararlı bir güdüdür. Korkunun yarattığı savunma ile insan, yaşamını sürdürebilmektedir.

İnsan yaşamı için gerekli olan korku, bazen yersiz de olabilmektedir. İnsanın yersiz korkuları, kurtulamadığı ilkelliğinin bir devamı gibidir. Korkulmaması gereken veya yalnızca değeri, görüntüsü korkutan varlıklar, insanın cesaretsizliğinden ötürü, korkulmaya devam edilmektedir. Oysa en ufak bir denemede korkulan varlığın, ne kadar aciz olduğu görülecektir.

Bu ve benzeri korkuları adlandırmak için Çinliler, 'kağıttan kaplan' deyimini kullanmışlardır. Kağıttan Kaplan deyimi, özünde korkulmaması gereken varlık veya olaya karşı duyulan yersiz korkuyu ifade etmektedir. Deyim, 'korktuğunuz bir kaplan fakat bu kaplan, kağıttan bir kaplan' uyarısını yapmaktadır. Bu deyim, 1949 yılında Çin de gerçekleşen komünist darbenin öncüsü ve sosyalizan-otoriter Çin Halk Cumhuriyetinin kurucu devlet başkanı Mao Zedongun, 1956 yılında Amerikalı bir gazeteciye verdiği mülakatta, ABD'yi betimlemek için kullanmasıyla uluslararası akademik literatüre girerek, yaygınlık kazandı.

*****
Günümüz Türk Milletine de böyle yersiz bir korku hakim olmuş durumdadır. Bu yersiz korkudan daha vahim olan ise korkunun umumi bir ümitsizlik yaratıyor olmasıdır. 2010 yılında gerçekleştirilen Anayasa Değişikliği Referandumu sonrası yargıda kontrolü ele alan iktidar partisi, sistemli bir biçimde devlet ile bütünleşmektedir. Bürokrasi, diplomasi, askeriye, basın, eğitim, hukuk ve ekonomi milletin çıkarları veya devletin bekası yerine iktidar partisinin çıkarlarınca şekillenmektedir.

2013 yılında yaşanan Gezi Parkı Eylemleri, diplomaside iktidar partisinin çıkarlarının devlet çıkarlarından önde tutulması, iktidar partisinin bir hareket ile sürdürdüğü ilişkinin devleti yıkmaya teşebbüs eder bir hal alması, terörle mücadelede iktidar partisinin merkez alınması, toplum ile iktidar partisi arasında yaşanan uyumsuzluk sonrası ülkede bombalama eylemlerinin yaşanması, iktidar partisinin çıkarlarına ters düşen nadir yargı kararlarının yürütme eliyle askıya alınması, Türkiye'nin içerisinde bulunduğu diktayı somutlaştıran örneklerden yalnızca birkaçıdır. 

Türkiye'nin post-modern diktatörlüğe evrilmesi karşısında devletin bürokratik bir aygıtına dönüşen muhalefet partilerinin basiretsizliği, mevcut muhalefeti partiler dışına taşıyarak toplumsallaştırdı. Cumhuriyet Mitingleri ile başlayan ve dün Adalet Mitingi ile devam eden toplumsal muhalefetin defalarca başarısız olması millette ümitsiz bir havanın doğmasına neden oldu.

Bütün iletişim kanallarından iktidar partisinin her seçimden ve yaşanan her olaydan güçlenerek çıktığının belirtilmesi, git gide toplumda da kendini kabul ettirmeye başladı. Toplum, 'bunlar gitmez, Atatürk gelse bir şey yapamaz, devran onların devranı, Tayyip siyasi deha, onu kimse deviremez, göklerden gelen karar var, ne yaptıysak olmadı' gibi biraz yersiz söylemleri ile ümitsizliğini ifade etmektedir. Doğru, Türkiyedeki iktidar partisi gün geçtikçe güçlenmekte, güçlenerek otoriterleşmekte, ülke tek partili bir diktadan tek adamlı bir diktaya yönelmektedir. Fakat dikkat edilmeyen husus, başımızdaki, sağımızdaki, solumuzdaki, önümüzdeki, arkamızdaki diktatörün ve dikta rejiminin kağıttan olmasıdır. Bu diktatör, 'kağıttan diktatör'dür. Öncelikli olarak bu yersiz korkudan kurtulmak gerekmektedir.

Şu bir gerçek ki, iktidar partisinin kemik kitlesi Türkiye içerisindeki seçmenin yalnızca yüzde yirmisidir. Birkaç kez iktidar partisinin oy oranının yüzde kırkın altına düşmesi (kerhen) bunun bir işaretidir.

Muhalefet partilerinin durağanlığı, milli muhalefetin gerekli bir başlık etrafında toplanamaması, iktidar partisinin tabanı kırmaya yönelik çalışmaların yapılmaması, meydanı iktidar partisine bırakmakta ve her seçimden muhalefetin sayesinde güçlenerek çıkmasını sağlamaktadır.

Oysa; milli bir başlık etrafında bütünleşmeyi başaran muhalefet, iktidar partisini kerhen desteklemek zorunda olan vatandaşlarımızda da bir infial yaratarak, milli bir uyanışa sebep olabilir. Ve bu uyanış, kağıttan diktatörü katlayarak çöp tenekesine atabilir. Yeter ki milleti bütünleştirecek ve yürütecek bir başlık bulunabilsin. Yine yaşayarak gördük ki; hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet, rant, adam kayırma, şeref, haysiyet, namus, adalet, hak ve hukuk kavramları Türk Milletinin geneli için bir anlam ifade etmiyor. Etse bile milleti, kendinden geçirmiyor. Bu nedenle bulunacak milli başlık, millet gerçekliği düşünülerek belirlenmelidir.

*****
2003 yılında yaşanan Irak Savaşı sonrasında Irak gayri resmi konfederal bir yapıya dönüştü. Merkezi Irak Hükümetinin otoritesini kaybetmesiyle Irak'ın kuzeyinde yaşayan Barzan aşireti, bölgeyi hakimiyetine aldı. Ülkemizde son on beş yıldır iktidar olan partinin de gayretleri ile Barzan aşireti, uluslararası bir denge unsuru olmuş, 2013 yılından sonra Suriye ve Irak da yaşanan gelişmeler ile güçlenmiştir. Barzan aşiretinden toplanan eşkıyalar, dış destekler ile Musul'un kapısına dayanmış, Kerkük'ü gayriresmi işgal etmiştir.

Bunlarla da yetinmeyen Frenk soytarısı maymunlar, bu yılın sonbaharında Irak dan bağımsızlık ilan etmek için referanduma gidecekler. Referandum sonuçları, malumun ilanı olacaktır. Yüzyıldır dış destekli mücadeleler sonrası, "beş bin yıllık" tarihe sahip olduğunu öne süren, "Medleri" atası olarak kabul eden Farsi cemaat olan Kürtler, milletleşmeden devletleşmiş olacak. Bağımsızlık ilanın Birleşmiş Milletler tarafından kabulü ile; Türk Milletinin milli andı olan 'Misakı Milli'nin sınırlarları içinde bulunan tarihi Türkmen kentleri Musul ve Kerkük, Barzan aşiretinin yönetimine geçecektir.

Rusya, Kırımı işgal etmişken, Kürtler, Suriye de her gün yeni bir köyü fethederken, Ermenistan Azerbaycanı vururken, Farslar milyonlarca Türkü asimile etmeye çalışırken, Doğu Türkistan duadan bile ümidi kesmişken ve tüm bunlar yetmezken, Türk Milleti, Türk Milliyetçileri ve Türk Gençliği, Kerküke, Barzan aşireti paçavralarının dikilmesi karşısında ne yapacaktır? İktidar partisinin çıkarlarına uymuyor, MHP Genel Başkanı hoş görmüyor, CHP alakadar olmuyor diye Kerkük'ün bir oldu-bittiye getirilerek, Barzan aşireti tarafından işgal edilmesine göz mü yumulacak? 

Ne yapabiliriz? Kerkük düştükten sonra elbette ki hiçbir şey. Eğer yapılacak olsaydı, yirmi beş yıldır Ermeni işgali altındaki Karabağ için yapılırdı. Demek ki, iş işten geçmeden bin yıllık Türkmen kentlerinin müdafaası için bir şey/şeyler yapılması gerekmektedir.

Milliyetçi aydın, yazar, fikir insanı ve kanaat önderleri, her türlü fikri, şahsi ve siyasi çıkarı bir köşeye bırakarak yalnızca Kerkük ve Kerkük de yaşayan on binlerce Türkmen için bir yürüyüş tertip edemez mi? Türkiye yürüyüşlerden geçilmezken, Adalet Yürüyüşü bitmeden Demokrasi Nöbetleri gelirken, Türk Milliyetçilerinin Kerkük için ortaya atılması gerekmez midir? 

Yazılan yazılar, yapılan paylaşımlar, gerçekleştirilen çalışmalar ile bir Kerkük yürüyüşü, Kerküklü Türkmenleri güldürmez mi? 'Hiç yoktan elimizden bu geliyordu, bu oldu' dememize neden olmaz mı? Türk Gençliğinin, Gençliğe Hitabe, Andımız, İstiklal Marşı okuması, ay yıldızlı bayrak ile gök yıldızlı bayraklarla sokakların, meydanların doldurulması, 'Kerkük Türk'tür, Türk kalacak!' sloganının yeri göğü inletmesi, istenen milli muhalefet başlığını sağlamaz mı? Kerkük ve Misakı Milli, milli muhalefetin ortak çatısı olabilir. 

Yüz yıl önceki gibi Türk Milliyetçilerinin Türk Milleti ile bir araya gelerek, Kerkük'ün Türklüğünün vurgulanması ve milli muhalefetin Misakı Milli Andını tekrar etmesi, iktidar partisinin milliyetçi muhafazakar tabanını da vatan cephesine çekebilir.

Böyle bir yürüyüş, iktidar partisini fazlası ile yıpratırarak, Türk Milletini Kerkük Ülküsünde birleştirerek ve Kerkük başta olmak üzere esaret altındaki bütün Türklere bir ümit olabilir. Kağıttan Diktatörü, yırtıp atabilir.

Aksi halde yine " KerkükTürktür TürkKalacak " gibi twitter başlıklarına beylik laflar yazarken, Kerkük yeni güne Barzan paçavrası ile uyanacaktır. 

Related Posts

Leave Comments