By Engin Yeşilyurt on Perşembe, 23 Nisan 2020
Category: Yaşam

AYŞE ŞİİYİR ÖKÜYÖR

HAZIRLIKLAR VE PERFORMANS

Bütün hazırlıklar özveriyle art arda gelecek şekilde yapılmış, balonlar tek tek şişirilmiş, bayrak gönderde her zamanki âsil duruşundan taviz vermeden yenisiyle yer değiştirerek dalgalanmış, bahçe süpürülmüş, sandalyeler, masalar itinayla dizilmiş, seyirci olarak bayram kutlamasına katılacak veliler adına özel bir bölüm hâlinde oturma alanı açılmış, artık günün doğuşu bekleniyordu. İki hafta evvelinden başlayan hazırlıkların son birkaç gün, özellikle son gün teftiş temelli gözden geçirilmesi, yapılan işe ne kadar önem verildiğini gösteriyordu. Yüzlerce velinin karşısına çıkacak öğrencilerin performansı hem kendilerinin hem de öğretmenlerinin karne notuydu. Başarıyla gerçekleşen sunum, layıkıyla okunan şiir ve kompozisyon öğrencilerin öğretmenlerinden aldıkları özgüvenin dışa vurumuydu.
Hayatında ilk kez mikrofona konuşan öğrencinin kusursuz atılımından doğan bu parlak sonuç, öğretmeni ve velisi üzerindeki sıcak bir yansımayı derinleştiriyordu.

KARA ÖNLÜKLE BAŞLADIK

Kara önlüğün düğmelerinde okula ait değerleri muhafaza eden, geleceğe kodlanan nüansın kâra geçip prestije nail olduğu kazanç ki tutum ve davranışlara sirayet etmekteydi. Kara önlük, aydınlığa ayak basan küçücük dimağların ölümsüz ışığını sembolleştiriyordu böylesi kutsi günlerde. Ulus olmanın kadim harsını içselleştirmeyi simgeleyen siyah önlüklerle yarınlara ulaşmanın sevincini yüklenen çocukların mükemmel bir adaptasyon eşliğinde annelerinin yardımıyla tutundukları ciddiyet ki, Cumhuriyet'imiz ve Ulu Önder'in resmi varlığını perçinliyordu. Beyaz yakalığın siyah önlüğe köklü istikrarla kenetlenmesi tarih, soyluluk, Türk ve Türklük gerçeğinin imtiyazlı geçmişini, kültürünü eğitimin verdiği gizil bir ödülle taçlandırıyordu.

Sabahleyin önlüğünü giyinmede, yakalığını takmada annesi, babasından yardım talebinde bulunan çocuklar okula varıp tören için konumlanırken sanki yeni bir elbiseyle çıkıyorlardı hayatın sahnesine. Günün ışımasıyla kahvaltıya oturan, kahvaltıdan sonra üniformalarıyla anneleri, babaları yanından henüz ayrılmamış çocuklar, önceki akşam nereye koyduklarını unuttukları defteri, kitabı, silgiyi bulmada ebeveynlerine muhtaçken okulda: "Geçici de olsa bağımsızım, kendi ayaklarım üzerinde durabiliyorum. Şu an burada, anlamlı bir sorumluluğun altına girmiş durumdayım. Lütfen anne, baba; beni bu anlamlı atmosferin kurallarına göre değerlendir!" dercesine farklılaşabiliyordu.

Zaman yerinde durmadı tabii. Saatler ilerledi takvim yaprakları bir bir döküldü. Baharında açan şirin mi şirin yapraklar güzün gelmesiyle sararıp birer gazele dönüştü. Kış geldi, tekrar bahara kucak açtı doğa. Kara önlük, yerini mavi önlüğe devrederken değişmeyen tek şey beyaz yakalık olmuştu. Yine zaman döndü, değişti; mevsimler birbirlerine duydukları sadık bağı dışlamadan taze bitkiler, ağaçlar, çiçekler, yaprakların koynunda baş verdi tabiat. Devamında mavi önlükle beyaz yakalık kalktı. Mavi önlük ve beyaz yakalığın yerini yer yer kurdeleler, kravatlar; gri-siyah pantolonlar, V yaka kazaklar aldı. Her şey değişti, değişmeyen yegâne şey "değişimin kendisi" olarak kaldı. Ama her geriden gelen çocuk tomurcuğa durarak çocukluğunu yaşayıp türkülerini söyledi, şiirlerini seslendirdi, şanlı bayrağına bakıp selâmını verdi, milli marşını okudu ve ATAsının ardından saygı duruşunda bulundu!

Peltek, pamuksu veya tiz çıkışlarla kalplere dokunan çağrılarda çocuklar büyükleri, ülkesi, memleketinin ruhu, bedeni olmayı başardılar.

Şimdi onlaryydan biyişini, ayykişlarla ayykadaşınızı büyyaya davet ediyyöyüz.
Evet; söz senin, hayyyi bakalım!


Ayşe şiir okuyor:

Sabah kalktım yürüdüm
Vardım okula yaya.
Öğretmenim çık dedi
Öğlen kara tahtaya.

Yaptım ödevlerimi
Bırakmadım sonraya.
Açtım defter, kitabı
Oturdum ön sıraya.

Ben kalemim, ben Ayşe
Yazıyorum buraya.
Bugün Yirmi Üç Nisan
Gelelim bir araya.
.
.

Ayşe şiirine devam edecek!


ÖZEL GÜNLERİN ÖNEMİ ÜZERİNE

Anneler Günü
Babalar Günü
Sevgililer Günü
Dünya Kadınlar Günü
Aşure Günü
Dünya Okuma Günü
Dünya Şairler Günü
.
.
.

ve böyle sürüp giden onlarca özel gün.

Yaşamın nitelikleri, insanın yaşamdaki yeri, özel hissetmenin büyüsü, ayrıcalıklara işaret etmenin gücü ve birçok daha ayırıcı özellikten hareketle farkındalıklar yaratıldı. Bütün bu farkındalıklar, inceden inceye insanın var oluşu üzerinden bir değere tabi tutulmuştur. Geçen gün, ay ve yıllar insan biyolojisi, psikolojisi, sosyolojisini toplumsal ihtiyaç, refleksler doğrultusunda bölümlendirmiş, gerekliliğin, duyumsamanın bir cevabı olarak deklare etmiştir.

Dikkate alınmak, özgül sınırların dahilinde desteklenen bir kıymetin özüyle yoğrulmak kişiye dair önemin vurgusunu yapmıştır. Yapılan vurgulardaki bireysellik eğilimi, kimi zaman bütünsel bir yapının taahhüdüyle çevrelenmiştir.

Son zamanlarda güçlü kalemlerin, toplumun nabzını ölçmede başarı sergileyen beyinlerin yorumları; hitap ve vedalaşmalarda bireysel yönelimin etkisinin insanlara belirgin atılganlık, değerli hissetme gibi ayrıcalıklar tanıdığını göstermektedir.

Tekilleşip kişiyi çevreleyen etki, adrese ulaşımın etkisini artırabilmektedir.

Örneğin:

Merhaba güçlü savaşçılar;

şeklinde değil,

Merhaba güçlü savaşçı;

şeklindeki selâmlaşma ve hitabın; aynı zamanda

Sağlıcakla kalın

şeklinde değil,

Sağlıcakla kal

şeklindeki veda yaklaşımının kişilerde daha kalıcı, samimi, inandırıcı etkiler doğurabildiğinin altı çizilmiştir.

Yaklaşımın inceliğine nüfuz eden bu hitap, selâmlaşma ve vedalaşma yönelimleri bir tür kendine çekme, güçlülük katma, iyileştirme fiili içermiştir.

Kategoriye ayırdığımızda, kadını bir yana erkeği bir yana gelecek biçimde sınıflandıran sosyal gerçeklik; çocuğu, genci, yetişkin ve yaşlıyı da kendi arasında sınıflandırmaktadır. Buna karşılık her iki cinsi bir arada sınıflandırmada birliktelikler de oluşturulmuştur: "Sevgililer Günü" gibi. Diğer türlerin yanında tekilleşme özelliği taşıdığı söylenebilir Sevgililer Günü'nün!

Öyle ki birçok eğilim; zamana, mekâna, değişen dengelere göre pozisyon alabilen, ithaf etmeyi, armağanı da içinde barındırmasıyla belirgin, mevcut bir taraf oluşturmuştur. Yani adını koymaya çalıştığımız tüm bu çıkarımlar özel günlerin birer tanımı olma netliğini taşımaktadır. Dikkat edilirse netliğe evrildiğinden bahsedilmektedir. Misal kadın, her daim kadınken Dünya Kadınlar Günü, özele intikal edişiyle kadının her daim kadın olma yâdını netleştirebilmiştir. Bu netlik ki kadınlar için özel bir mana ifade etmiştir.

Diyelim ki siz şair veya yazarsınız. Şiir yazdığınıza göre şairliğiniz bir kimlik kazanmış demektir. Bir müddet yazıp yazmayı bıraksanız da şairliğiniz elinizden alınmaz...Aynı şekilde yazarlığın adını da konu edinebilirsiniz. Yazmak için gereken emeği sarf edip unvanınızı halk nazarında hak etmiş veya edebi alanda kazanmışsanız hayatınız sonlansa da siz yazar olarak hatıralarda yerinizi alabilirsiniz. Yazarlık, şairlik unvanını elde etmekle yıl boyu, ömür boyu ve öldükten sonra devam edebilen unvanınızın siz hayattayken özel bir günle size armağan edilmesini istemez misiniz? Parmakla gösterilerek salim bir kıymete haiz olmak kimleri mesut kılmaz ki?

Özel günlere, teknolojinin gelişimiyle karşı çıkışın hafife alınamayacak miktarda arttığını gözlemleyebilenler; her yılbaşı yaklaştığında, her 14 Şubat evvelinde bilhassa sosyal medyada ağız birliği yapılmışçasına birbirine benzer tepkilerin gösterildiğinin farkındalar:

_Eşim her zaman eşimdir, salt 14 Şubat'ta mı hatırlanacak?
_Dış güçlerin oyunudur kutlamalar, oyuna gelmeyelim!
_Yahudi tuzaklarına ne de meraklı bir millet olup çıktık! Başka işiniz mi yok? Çiçekmiş böcekmiş, sevgiliymiş...ekmeğin derdine düşün!
_Seveceksek kesintisiz sevip daima akla getirelim sevdiğimizi! 14 Şubat bizim için ölçüt değildir!
_Batı bizi kuşatmayı iyi biliyor. Pantolondan eteğe, dondan gömleğe kadar dıştan içe santim santim karışmış bize abi, daha ne olsun!? Kadınlar, Anneler, Babalar Günü imiş!

Gibi gibi yargılar; benim anlayışım, değerlendirmelerime göre biraz ön yargıların biraz da sabit fikrin eseri yargılardır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, eğer özel güne özgü bir sınıfa(bölünüp parçalanan, değersizleştirilen sınıflardan bahsedilmiyor) onun değerli olduğu yönünde bir yaklaşım söz konusuysa burada gün, tarihin hiçbir önemi yoktur. Mühim olan muhatap alınan sınıfın ne düzeyde insanın hatrına getirildiğidir. Bunun için de özel günler tasarlanmış; meslekler, cinsiyetlerle hüviyetlerin nezdinde anlam kazanmışlardır. Bunlardan birisi de 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'dır.
Sıralamaya göre ulusal egemenlikle başlanması, bilindiği üzere egemenlik hakkının halkın tamamına bahşedilmesidir. (Bu arada Osmanlı devletini, aslında özümüzü Yeni Zelanda, Avusturya, İngiltere vesaire devletlerin devamı sayarcasına Osmanlı'ya kin duymak; asi, vicdansızca yorumlar tasvip edilemez. Eleştirebiliriz ebette ki! Kaldı ki Ulu Önder, Osmanlı Devletine düşman değildi. Bazı yeniliklerini Osmanlı'dan esinlenerek devam ettirmiştir.)

Sonra Ulu Önder ATATÜRK, 24 Nisan günü 23 Nisan'ı çocuklara armağan etmiştir. Ulu Önder ATATÜRK'ün, 23 Nisan'ı çocuklara armağan etmesindeki inceliğe dair birçok tevil getirilmiştir. Bazı kalemler, Cumhuriyet idaresinin körpeliğini baz alarak çocukların minikliğinin gözetildiğini, henüz beslenmesi, büyütülmesi, gereksinim duyduğu gıdayı temin edebilmesi için minik çocuk Cumhuriyet'imizin çocuklarla özdeş tutulmasının rejim tazeliği açısından doğru bir hamle olduğunu yazmıştır. Ayrıca bu günün özel gün mahiyetiyle çocuklar namına isimleşmesi söz konusudur. O da çocuk bayramı olmasıdır. Kaldı ki Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, 24 Nisan'da 23 Nisan'ı çocukların bayramı olarak addetmesiyle özel günlerin insanları yücelttiğinin, umutlandırıp dinç kalmayı salık verdiğinin nazik bilincini taşımaktaydı. O ki, bu girişimiyle ne kadar ileri görüşlü, ne kadar zeki ve akıllı olduğunu kanıtlamış, bir asırdan beridir milletinin gönlünde taht kurmuştur. Ulu Önder'in başta çocuklar, sonra gençleri tercih ederek geleceğe ışık tutan sözel, sayısal ve fiili bir duruşun hakimi olması, bir yönüyle de akıllı davrandığını göstermektedir bizlere. ATAM'ızın üstün özellikleri arasında yer alan zekilik kavramının akıllılık kavramının önündeymiş gibi gösterildiği nice yorumlar okusak da O; esasında hem zekiydi hem akıllı. Genellikle zekâ ile aklı neredeyse tam bir denge ile harmanlayışı, iyice bakan, analitik düşünme gücü yüksek kişiler tarafından tespit edilmiş, varlığına gösterilen saygı zamanla çıtasını daha bir yükseltmiştir. Çünkü akılla zekânın aynı şeyler olmadığını günümüzde hemen hemen herkes bilmekte, bunlarla ilgili ayrımın farkına varmaktadır. Mesela bazı yorumcular hırsızların zeki; fakat akılsızlıklarına yenildiklerini; yahut hırsızlıkla uzaktan yakından bağı bulunmayanların çoğu zeki olup yeterince akıllı davranamadıklarını söylerler. Hatta bazen şahsımız üzerinde de test ettiğimiz mümkündür bu durumu. Hani deriz ya "Nasıl yaptım bunu? Oysa hiç de öyle durmuyordum..." Aslında potansiyelimizi zekâmızın hinliğine kurban ettiğimizden habersiz kalmışızdır. Lakin akıllı davranıp sonucuna pişman olduklarımızın öncesinde hedefi ıskalamadan ilerleyebilirdik. Bu bağlamda noksansız ilerleyebilmenin yolunun aklı ve zekayı aynı potada eritebilmekten geçtiği düşünülmektedir. Nitekim Ulu Önder, zeki olduğu kadar da akıllıydı. Ama bazen zekâ, aklın ayağına çelme takabiliyor(du)! Misal tütünün sağlığa zararlı olduğunu bildiği hâlde tütün(sigara) içerdi ATATÜRK! Bu da zaman zaman zekânın aklı bastırdığının işareti kabul edilebiliyor(du).

Her şeye rağmen vatanı, yurttaşı yolunda attığı her adımda ölçmüş, biçmiş, adeta tornadan geçirmiştir icraatları, sözlerini. 23 Nisan'ı bizzat kendi adını anma günü olarak da belirleyebilir, herkesin verilen emre uymasını zorunlu kılabilirdi de. Kılmadı, kimseleri zorlamadı; ülkesinin bekâsı, bekânın savunucuları, nesil nesil taşıyıcıları bildiği çocuklar ve gençleri gündeminde tuttu; emanetini, eserlerini, özgünlüğünü ve en önemlisi Mustafa Kemal ATATÜRK oluşunu 23 Nisan'la beraber çocuklara hediye etti. O yüzden yazılıyor destanlar, öyküler ve Ayşe şiirini okumaya devam ediyor:

Sevgi, umut, aşk, neşe
Ben mutluluk, ben Ayşe
Dağ başında menekşe
Vatan sensin, yâr sensin.

Ocağında gül biten
"Korkma sönmez''le tüten
Fidanımı büyüten
Babam sensin, yâr sensin.

Her emrine uyulan
Gücü yurda yayılan
Yeryüzünde duyulan
Sedam sensin, yâr sensin.

Takvim, saat, yıl derken
Koptun bizden çok erken
Dokuzu beş geçerken
Vedam sensin, yâr sensin.

Ey önderim, ey insan
İşte unvan, işte şan
Bugün Yirmi Üç Nisan
ATAM sensin, yâr sensin.

Engin Yeşilyurt
20 Nisan 2020


Related Posts

Leave Comments