By Kutlu Altay Kocaova on Perşembe, 25 Mayıs 2017
Category: Tarih

İSLÂM MEZHEBLERİ AÇISINDAN AKILCILIK (RASYONALİZM) - Mu'tezîle, Mâtürîdiyye, Eş'âriyye, Selefiyye –

Selefiyye, akla yönelik bu bakıştan her türlü yeniliğin reddine yönelmiş ve ortaya konan her yeni şeyin bid'at olduğunu söyleyip, reddetmişlerdir. Müslümânların Hz. Muhammed dönemindeki gibi yaşamaları gerektiğini savunmuşlardır.

İslâm dünyâsında aşağı yukarı yüz yıldır, biraz da Batı karşısında yaşanan kayıplardan dolayı akılcı bir İslâm yorumu konusunda tartışmalar yürütülmüştür. Elbette ben, bu tartışmalara katılmayacağım. Sâdece bilgi vermek açısından, bir yol göstermesi düşüncesiyle İslâm'ın dört îtikâdî mezhebinin "akıl ve düşünme" konusundaki fikirlerini aktaracağım.

Öncelikle bilmemiz gereken, temel husûs, İslâm mezhebleri içerisinde akılcı olarak nitelendirilebilecek tek mezhebin Mu'tezîle olduğu gerçeğidir. Selefiyye, bu noktada Mu'tezîle'nin tam karşısında yer almaktadır. Bu yüzden inceleme sırası olarak Mu'tezîle, Mâtürîdiyye, Eş'âriyye, Selefiyye olarak hareket edeceğim.

Mu'tezîle, İslâm'ın bütün hükümlerinin ve doğanın akıl yoluyla anlaşılması gerektiğini savunan bir mezhebdir.

Mu'tezîle, aklı "ilim kazanma melekesi" olarak tanımlamışlardır[1]. İnancı, ikrâr, bilgi ve amel olarak üç bölümde ele almıştır[2]. Buna göre akıl yoluyla İslâm inancını bilmek, bunu ikrâr etmek ve buna uygun yaşamak gerekir. Akla dayanmayan, aklın yardımıyla herhangi bir mes'eleyi çözemeyen, herhangi bir karşı iddiâyı akıl ile çürütemeyen ve taklide dayanan inancın geçerli olmayacağını savunmuşlardır[3]. Hattâ Mu'tezîle'nin bâzı kolları, bir insanın âhirette cezâ görmesi için suç ve cezâyı aklen bilmesi gerektiğini savunmuşlardır[4]. Önceleri Mu'tezîle mezhebinden olan İmâm Eş'ârî, "Akla, ancak iyi ile kötüyü, dost ile düşmanı ayırt etmesi vaciptir. Ayırt edilmesi gereken şeyler sayılamayacak kadar çoktur. Günahkârın kesintisiz bir şekilde azap görmesi ile itaatkârın bundan kurtulmuş olması bunlardandır"[5] diyerek, bu durumu özetlemiştir. Ayrıca herhangi bir konuda akıl ile nakil (Kur'ân âyetleri ve sünnet) arasında kalınması durumunda, nakli, yâni âyetleri akla uyarlamaya çalışmalarıyla farklılaşmışlardır.

Bu noktada doğrudan Mu'tezîle mensûbu olarak nitelendirilemese bile akılcı İslâm filozoflarının bu mezhebden ciddî olarak etkilendiklerini söyleyebiliriz. Meselâ Türk kökenli ünlü filozof Ebû Nasr el Fârâbî, düşünme konusunda şunları söylemektedir:

"Düşünme gücü, nazarî ve amelî olarak ikiye ayrılır. Amelî güç de sanatlar ve pratik düşünme (mureviyye) ile ilgili olmak üzere iki yönlüdür. Nazarî güç ise, insan, onunla herhangi bir insanın hiç bilemeyeceği şeyin bilgisini elde eder." [6]

"Onun, düşünen bir varlık olarak, kendinden başka mümkün bir varlığa ve birinin ötekine yardımı, yaradılış gereği değil, düşünme ve isteme (irâde) iledir."[7]

Fârâbî'nin düşünme gücüyle insanın her türlü bilgiyi elde edebileceği, tamâmen Mu'tezîle'nin ortaya koyduğu bir inançtır ki, Mu'tezîle inancının temelini oluşturduğunu söylersek, sanırım yanlış olmaz.

Bununla birlikte Mu'tezîle'ye karşı diğer İslâm mezheblerinde büyük tepkiler oluşmuştur. Adını İmâm Eş'ârî'den alan Eş'âriyye, Mu'tezîle'ye karşı tepki olarak ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte bu konuda en sert tavırlardan birini, İmâm Mâtürîdî göstermiştir. İmâm Mâtürîdî, Mu'tezîle'yi zındıklık ve küfürle suçlamakta ve şöyle demektedir:

"... Bütün bu açıklamalarımız Mu'tezile ekolünün son tahlilde Zenâdıka [zındıklar K.A.] mezhebinin aynı olduğunu anlamana yöneliktir."[8]

"... Allah kulun gerçekleştirdiği fiile bir şey katmak istese buna muktedir olamazmış. Bütün bunlara rağmen Mu'tezile'nin bu telakkisi yaratıcının ilâh olmasına kendilerince mani teşkil etmemektedir ve insanlar O'nun ilminde belirlendiği şekilde oluşup devam edegelmektedir; aynı statü âlem hakkında da söz konusudur. Bu durum, "onların mezhebinin İslâm ehlinin anlayışına değil, eninde sonunda Dehriyye [devir içerisinde var olmuş bir tür materyalist-ateist felsefe akımı K.A.] ve Zenâdıka'nın anlayışına uyum sağladığı" şeklinde sana verdiğim haberi açıklığa kavuşturmaktadır. Başarıya ulaştıran sadece Allah'tır."[9]

Bunun dışında birçok Mâtürîdî âlimin eserlerinde Mu'tezîle'nin eleştirisi, reddi ve hattâ tekfir edilmesi, geniş yer tutmaktadır. Ayrıca İmâm Eş'ârî'de Mu'tezîle'ye karşı bu derece sert bir tavır yer almazken, sonraki süreçte Eş'âriyye, Mu'tezîle karşıtlığının merkezi olmuştur, diyebiliriz.

Mâtürîdiyye, adını İmâm Mâtürîdî'den almaktadır. Akla önem vermekle birlikte akla bakış noktasından akılcı (rasyonalist) olarak nitelendiremeyeceğimiz bir mezhebdir. Ünlü Mâtürîdî âlimlerde es-Sâbûnî, akılla ilgini şunları söylemektedir:

"Mu'tezile ise aklın tek başına Allah'a imanı ve nimetlerine şükrü gerektirici olduğuna, dinî hükümleri kendi başına ispata kâfi geldiğine hükmetmiştir. Ehl-i sünnet'e göre ise akıl bir vasıtadır; sayesinde nesne ve olayların güzelliği ile çirkinliği, imanın gerekliliği ve nimetleri lütfeden yaratana şükretmenin lüzumu anlaşılabildiği bir vasıtadır, ancak gerçekte bu hususları anlatan ve gerekli kılan Allah Teâlâ'dır, fakat insandaki akıl vasıtasıyla."[10]

Burada es-Sabûnî, Ehl-i Sünnet olarak sâdece Mâtürîdiyye'yi esâs alıyor. Bunu da Eş'âriyye ve diğerlerini ayrı ayrı saymasından anlayabiliyoruz.

İmâm Mâtürîdî'ye göre aklî yetenekleri oluşan her çocuğun Allah'a inanmakla yükümlüdür. Bilgilerin ve dînî gerekliliklerin gerçekte dayandığı zemin akıldır[11]. Buna göre Allah, peygâmber göndermese bile insanların, akıldan dolayı Allah'ın varlığını ve birliğini bilmesi gerekirdi[12]. Dolayısıyla vahyin ulaşmadığı toplumların da îmân ile yükümlü olduğunu söylemektedir. Ayrıca İmâm Mâtürîdî, düşünmemeyi telkîn eden her türlü hissin şeytânî vesveseden başka bir şey olmadığını söylemektedir[13]. Ayrıca sık sık akla ve düşünmeye atıflar bulunmaktadır. Ancak burada iki noktanın üzerinde durmak gerekir.

Mu'tezîle, inanç için akıl şartını sunmakla birlikte akıl sâhibi olmayanların inançsız olarak cezâlandırılacağını söylerken Mâtürîdiyye, bunu kabûl etmez. Mâtürîdiyye, bu noktada nakli, yâni nass'ı esâs alır[14]. Ayrıca naklin akla üstünlüğünü de İmâm Mâtürîdî, şu şekilde ifâde etmektedir:

"Nakil ve haber, hiçbir topluluğun güvenle uygulamaktan ve başkalarına da tavsiye etmekten müstağni kalamayacakları yöntemlerden biridir. Öyle ki nesnelerin mevcudiyetini ve gerçekliğini benimseyen(ler) bir yana, bütün gruplarıyla sofistler bile diğerleriyle aynı kanaatı paylaşmaktadır. Nitekim dünyadaki hükümdarların yönetimi bu metod üzerine cereyan etmiş, onların her biri düzenlemek istediği işleri bunun üzerine bina etmiş ve halklarının gönüllerini bunun sayesinde birleştirmiştir. Risâlet ve hikmet iddiasında bulunanlarla çeşitli sanatları yönetip sürdürmeyi üstlenenlerin durumu da aynıdır."[15]

Eş'âriyye, adını İmâm Eş'ârî'den almaktadır. İmâm Eş'ârî, hayâtının önemli kısmını yetiştiği ortamın etkisiyle Mu'tezîle mensûbu olarak geçirmiştir. Bu yüzden de üzerinde güçlü bir Mu'tezîle etkisi bulunmaktadır. Ancak akıl ve inanç noktasında ciddî bir farklılaşma görülmektedir.

Eş'ârîyye, Allah'ın varlığı ve birliği, akılla bilinir ama ancak buna dâir inancın ancak nass (vahiy) ile mümkün olacağını savunmaktadır[16]. Ayrıca akıl yoluyla bâzı şeylerin iyi ya da kötü olup olmadığı bilinebilir ama inancın, cezâ ve ödülün gerekliliği akılla değil, vahiyle bilinebilir[17]. Vahyin ulaşmadığı toplumlar için îman gerekli değildir. Bununla birlikte Eş'âriyye, düşünmeye büyük önem verir. Bu konuda İmâm Eş'ârî ile Mu'tezîle mensûbu hocası Cübbânî arasında geçtiği söylenen diyaloğun sonundaki şu bölüme sık sık atıfta bulunurlar:

"Bir müslüman çocuk, bir buluğa ermiş müslüman ve bir de buluğa ermiş kâfir düşünelim. Bunların hepsinin bu hal üzerine öldüklerini farzedelim. Ahirette buluğa ermiş müslim kimsenin durumu elbette müslim çocuğunkinden daha üstündür. Böyle bir çocuk Allah'a serzenişte bulunarak "beni niçin çabuk öldürdün. Eğer yaşasaydım sana daha çok ibadet eder derecemi yükseltirdim" diyebilir. O zaman buna şöyle bir cevap verilebilir: "Eğer sen daha fazla yaşasaydın, günah işlerdin. Senin hakkında erken ölmek en hayırlı idi". Bunun üzerine buluğa ermiş kâfir söze karışabilir ve "ey Allah'ım beni Cehenneme attın, eğer beni de müslim çocuk gibi erken öldürseydin, günah işlemek fırsatını bulamazdım ve şimdi de Cehennemde yanmaktan kurtulurdum" diyebilir".

Şüphesiz ki Allah üzerine en iyiyi yapmak vaciptir diyen Mutezile bu durum karşısında susmaktan başka bir şey yapamaz."[18]

Bu tartışmanın sonunda belirtilen kısım, tartışmanın sebebini göstermektedir. Bununla birlikte bizim için önemli olan Eş'âriyye'nin akıl yürütmeyi kabûl ettiğini de göstermektedir. Ancak Eş'âriyye'nin nakil (nass) merkezli bir anlayışa sâhib olduğu da görülmektedir.

Selefiyye, akıl konusunda Mu'tezîle'nin tam karşıtı konumdadır ve İslâmî hükümlerde aklı kesin olarak reddeder. İlk olarak İbn Hanbel, ardından da İbn Teymiyye tarafından geliştirilen bu mezheb, nass'ı, yâni Kur'ân ve sünnete dâir esâsları, hiçbir yorum ve akıl yürütmeye izin vermeden kabûl etmeyi savunur.

Selefiyye'ye göre nakil olmadan aklın hiçbir önemi yoktur. Akıl ancak nass'ın izin verdiği ölçüde çalışabilir. Onlara göre akıl yürütmek, inancı zanna uydurmak ve arzuya teslîm olmaktır. Akıl ancak nass'ın bildirdiği sonucu kabûl etmekle yükümlüdür[19]. Geçmişte akılla hiçbir şeyin bilinemeyeceğini savunan[20] ve bu noktada Selefiyye ile aynı çizgide yer alan ve hattâ onu etkileyen bâzı İslâm mezhebleri de bulunmaktadır.

Selefiyye, akla yönelik bu bakıştan her türlü yeniliğin reddine yönelmiş ve ortaya konan her yeni şeyin bid'at olduğunu söyleyip, reddetmişlerdir[21]. Müslümânların Hz. Muhammed dönemindeki gibi yaşamaları gerektiğini savunmuşlardır.

Selefîyye'yi düzenleyen en önemli isim olan İbn Teymiyye'ye göre akıl, Allah'ı bilmek için yeterli değildir[22]. Aynı şekilde kurtuluşun ve hattâ "faydalı ilmin" yolu da akıldan geçmez[23]. Bunlar sâdece nass'a harfi harfine bağlı olmakla sağlanabilir.

Bununla birlikte nakil ile akıl arasındaki çelişki durumundaki tavırları oldukça ilginçtir. Mu'tezîle dışındaki mezhebler, bu durumda nakli tercih ederken, aklı İslâm hükümleri noktasında reddeden Selefîyye, bu noktada "ya nakil yanlıştır ya da akıl yetersizdir"[24] gibi bir çıkarıma yönelmektedir ki, bir noktada oldukça akılcı duran bu anlayış, ilginç bir durum arz etmektedir.

KUTLU ALTAY KOCAOVA

25 Mayıs 2017

[1] Işık, Kemal, Mutezile'nin Doğuşu ve Kelâmî Görüşleri, s.79, Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Yayınları, 1967

[2] Işık, Kemal, Mutezile'nin Doğuşu ve Kelâmî Görüşleri, s.71, Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Yayınları, 1967

[3] es-Sâbûnî, Nûreddin, Mâtürîdiyye Akaidi, s.172, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, 12. Baskı, Mart 2014

[4] a.g.e. 71

[5] el-Eş'arî, Ebû'l-Hasen, İlk Dönem İslam Mezhepleri, Makâlâtü'l-İslâmiyyîn ve İhtilafu'l-Musallîn, s.226, Kabalcı Yayınları, 1. Baskı, 2005

[6] El-Fârâbî, Ebû Nasr, Es-Siyâset ul-Medeniyye veya Mebâdi' ul-Mevcûdât, s.2, Kültür Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1980

[7] a.g.e., s.33

[8] el-Mâturîdî, Ebû Mansûr, Kitâbü'-Tevhîd - Açıklamalı Tercüme [tercüme: Topaloğlu, Bekir], s.157, İSAM Yayınları

[9] a.g.e., s.157

[10] es-Sâbûnî, Nûreddin, Mâtürîdiyye Akaidi, s.167, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, 12. Baskı, Mart 2014

[11] a.g.e., s.168

[12] Kalaycı, Mehmet, "Şeyhülislam Mehmed Esad Efendi ve Eşarîlik - Mâturîdîlik İhtilafına İlişkin Risalesi", Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, c.11, s.21, ss.126, Çorum, 2012

[13] el-Mâturîdî, Ebû Mansûr, Kitâbü'-Tevhîd - Açıklamalı Tercüme [tercüme: Topaloğlu, Bekir], s.218, İSAM Yayınları

[14] es-Sâbûnî, Nûreddin, Mâtürîdiyye Akaidi, s.169, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, 12. Baskı, Mart 2014

[15] el-Mâturîdî, Ebû Mansûr, Kitâbü'-Tevhîd - Açıklamalı Tercüme [tercüme: Topaloğlu, Bekir], s.40, İSAM Yayınları

[16] Çubukçu, İbrahim Agâh, İslâm Düşüncesi Hakkında Araştırmalar, s.42, Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Yayınları, Ankara, 1972

[17] es-Sâbûnî, Nûreddin, Mâtürîdiyye Akaidi, s.167, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, 12. Baskı, Mart 2014

[18] Çubukçu, İbrahim Agâh, İslâm Düşüncesi Hakkında Araştırmalar, s.163, Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Yayınları, Ankara, 1972

[19] Kazanç, Fethi Kerim, "Selefiyye'nin Nass Ve Metot Ekseninde Din Anlayışı ve Sonuçları", Kelam Araştırmaları Dergisi, c.8, s.1, ss.102, Karabük, 2010

[20] es-Sâbûnî, Nûreddin, Mâtürîdiyye Akaidi, s.167, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, 12. Baskı, Mart 2014

[21] Kazanç, Fethi Kerim, "Selefiyye'nin Nass Ve Metot Ekseninde Din Anlayışı ve Sonuçları", Kelam Araştırmaları Dergisi, c.8, s.1, ss.104, Karabük, 2010

[22] İbn-i Teymiyye, El-Akîdetü'l-Vasıtıyye ve Şerhi, s.83, Guraba Yayınları

[23] Kazanç, Fethi Kerim, "Selefiyye'nin Nass Ve Metot Ekseninde Din Anlayışı ve Sonuçları", Kelam Araştırmaları Dergisi, c.8, s.1, ss.106, Karabük, 2010

[24] a.g.e., s.108

Related Posts

Leave Comments