By Kaan Özaslan on Perşembe, 09 Şubat 2017
Category: Söyleşi

TAHTEREVALLİ OYUNLARI

Küçükken oynamayı çok sevdiğimiz parktaki oyuncakları bilmeyenimiz yoktur. Bunlardan favori olanları sanırım Salıncak, Kaydırak ve olmazsa olmazımız Tahterevalli idi. Tahterevalliyi diğer oyuncakların arasında farklı kılan tarafı ortaokulda fen derslerinde Kaldıraç konusunu işlerken daha iyi anladık sanırım hepimiz. Ünlü bilim adamlarından Arşimet'in "Bana bir dayanak noktası verin Dünya'yı yerinden oynatayım."Sözünü sanırım ilk o yıllarda duymuştuk. Lise çağlarında da anılarımız oldu tahterevalli ile. Fizik derslerinin zevkli konusu "moment" ile tahterevallinin dengesini anlamak daha da keyifli hale gelmişti. Örneğin benden 2 yaş büyük olan abimin tahterevallide nasıl hep beni havada tutabildiğini sayılarla ortaya koyabiliyordum artık.Hele bir de üniversitede mühendislik okuyunca bizim tahterevalli, hayatımızın anlamı olmuştu artık. Hocalarımız dediler ki: "Biz hareketi sevmeyiz. Bizim işimiz; ne bulursak sabit, dengede (stabil) tutmak amaçlıdır." Biz de hayatımızda ne varsa hepsini dengede tutmaya adadık kendimizi.

Köprüler, Binalar ve aklınıza gelebilecek her türden yapıyı sabit ve dengede tutma çabasıyla sürdü ömrümüz. Tabi bunları dengede tutarken özel yaşamımızda da bir denge arayışı oldu mutlaka. Sabit bir iş, dengeli bir aile hayatı ve sosyal yaşam da yine bu "denge sever" yapımızın bize arattırdıklarındandı belki. Bu arayışların temelleri belki de küçükken oynadığımız o tahterevalliden bilinçaltımıza işlenmişti. Elbette salıncakların o hareketli yapısını da gördük gençlik çağlarımızda. Sallanırken rüzgârın tüm haşmetiyle yüzümüze vurduğu zamanlara nazire eder gibi gençliğin fırtınalı dönemlerinde hayatın yüzümüze sert dokunuşları da olmuştu muhakkak. Ama sanırım insanın fıtratı hayatına yön veriyordu. Ve biz denge arayışımızı hep koruyorduk...​

Peki, nereden çıktı bu tahterevalli konusu ve bunları neden anlatıyorum?

Son yıllarda ülkemizin siyasi arenasında da büyük bir tahterevalli oyunu oynanıyor adeta. Konuyu biraz detaylandıralım... Ülkemizde her zaman iki büyük ana siyasi akım olagelmiştir. Zamanın şartlarına göre bu iki ana akım; Sol-Sağ, Laik- anti laik gibi çeşitli kavramlarla nitelendirilmeye çalışılsa da özünde bu akımları Yenilikçi ve gelenekçi diye nitelendirmek yanlış olmaz sanırım. Yenilikçiler kendi içlerinde pek çok parti ve fraksiyon içerse de iş genel seçim olduğunda %40 civarındaki oyları ile tek parti üzerinde yoğunlaşarak meclise genelde güçlü bir tek parti göndermeyi başarmışlardır. Gelenekçiler ise kendi içerisinde farklı partiler ve fraksiyonlar barındırmakla birlikte özellikle milliyetçi ve İslamcı kanat olmak üzere 2 kanadın ekseninde toplanmışlardır. %60 bandındaki seçmen kitleleriyle Seçimlerde meclise; en az iki, bazen üç gelenekçi parti olarak girmektedirler.

İlk defa denge bozuldu…

Özellikle 1980 askeri darbesi sonrası konulan %10 seçim barajı ile (1983 seçimlerinde sonuç vermese de) mecliste iki büyük sağ ve bir büyük sol parti geleneği yerleşmiş oldu. 28 Şubat post-modern darbesi ile mütedeyyin kesimin bu konudaki tercihlerine şerh konulması, yapılan fiziki ve psikolojik baskılar 2002 seçimlerinde büyük bir patlak vererek meclisteki 3 sağ partinin baraj altında kalması ve yeni bir sağ partinin (Akparti) tek başına iktidar olacak oyu almasıyla sonuçlandı. Sol ise yine bir parti ile temsil edilmesine karşın yine iktidar olacak oy oranının uzağındaydı.

İşte ne olduysa bundan sonra oldu…

Tek başına iktidar olan AKParti'nin kurnaz politikaları ile gelenekçi akımdan çıkabilecek "her alternatif partinin daha büyümeden bünyeye katılması" politikaları izlenmeye başlandı. Numan Kurtulmuş, Süleyman Soylu, Yalçın Topçu, Tuğrul Türkeş gibi çeşitli sağ partilerin genel başkanlığını yapmış veya yapmakta olan isimlere bakanlık verilmek suretiyle bu partilerin barajı geçme ihtimallerini bitiren Akparti, Meclisteki kendi dışındaki tek parti olan MHP'nin de gün be gün oy kaybına uğrayarak baraja doğru yavaşça itilmesini sağladı. Bu sayede toplam oranı %60 olan "Gelenekçi" akım oylarının %50'sini tek başına alarak tek parti iktidarını devam ettirdi. "Yenilikçi" akım ise HDP'nin marjinal noktaya itilmesi sayesinde toplamda %35-40 bandında gezse bile hiçbir zaman iktidar olamayacaktı.

İşte tahterevallinin denge noktası tam olarak buydu…

Bir tahterevalli düşünelim; Sağ tarafında %50 ile Akparti, sol tarafında ise toplamda %38 oyuyla CHP ve HDP var. MHP ise %12 oyuyla tahterevallinin ortasında oturur pozisyona mahkûm bırakıldı. MHP eğer denge sağlamak, hatta Akparti aleyhinde dengeyi bozmak için hareket etse tabanının bir kısmı Akparti'ye kayıyor ve eriyor. Akparti'ye yanaşırsa kendisini yutacak bir yapı var ortada. Yerinde durmaya çalışsa bile en ufak bir darbede baraj altına itilme korkusu var. İşte tahterevallinin dengesi bu kadar ince bir şekilde kurulmuştu. Eli kolu bağlanan Bahçeli'nin, muhalefet etmeye çalışsa bile baraj altına itilme korkusu ile iktidarın insafına güvenerek ona yanaşma yolunu politika olarak benimsediğini her fırsatta gördük ve görmeye de devam ediyoruz.

Referandumda bu denge bozulabilir mi?

Bahçeli'nin baraj altına doğru yavaş yavaş çekilen MHP için bir şey yapamaması, geleneğinde "Parti içi muhalefet" kavramı olmayan MHP'de muhalif seslerin yükselmesine neden oldu. Meral Akşener, Sinan Ogan, Ümit Özdağ, Koray Aydın ve diğer bazı isimler etrafında gruplaşan partililerin ortak tek bir isteği vardı, "Bahçeli'nin gitmesi". Bir yandan baraj korkusu, bir yandan muhalif grupların baskısı arasında kalan Bahçeli son çare olarak Akparti'ye bireysel iltica yolunu çıkar yol olarak gördü sanırım. Ama partinin %80'ine ulaşan muhalif gruplar artık parti genel başkanından bağımsız hareket ediyorlardı…

Bugün görünen durumda; Tahterevallinin dengesinin bozulması için MHP içindeki bağımsız muhalefetin, ülkedeki ana muhalefet ile aynı amaç doğrultusunda birleşmesi, amaç birlikteliği yapması yeterli olacak gibi görünüyor. Yapılan anketlerde de Başkanlık referandumundaki oy dengesi %50-50 gibi çıkıyor sanırım. Hatta Akparti içindeki başkanlık karşıtları ile bu oran "Hayır" bloğu lehine de dönebilecektir. Referandum kararının bir türlü imzalanmamasının sebebi de b aslında. Dengeyi bozan MHP tabanının ezber bozan tutumu karşısında iktidarın yapacağı tek hamle kaldı, o da HDP'yi yanlarına çekebilmek. Bu nedenle tutuklu milletvekillerinin birer ikişer serbest kalmasından tutun, eyalet sistemine yeşil ışık yakmaya kadar çok farklı yollar denenmeye devam edecek gibi görünüyor.

Referanduma kadar uzun bir süre olduğundan siyasette rüzgar hangi yöne döner bilinmez ama Tahterevalli'nin dengesini bozan yine MHP tabanı olacak gibi duruyor…

Kaan ÖZASLAN

09.02.17

Related Posts

Leave Comments