By Engin Yeşilyurt on Salı, 04 Ağustos 2026
Category: Ekonomi

ACI SON

Yazıda geçen kişi ve olayların gerçek hayat bağlantısı olmadığını belirtmek isterim.

...

Yıl 2002

Bir bebek doğar. Dünyaya gelişiyle annesi, babasının sevinç kaynağına dönüşür.

Anne bir taraftan havaya kaldırır, kucağına oturtur, baba bir taraftan... Göz temasları kurulur, taleplere vaktinde yanıtlar verilir. Bebek güvenli bağlanma noktasında bilinçli ebeveynlerin kollarında büyümeye başlar.

...

Yıl 2002

1 Dolar kuru, eşittir 1,5 TL'dir.

Çocuk 1 yaşına gelir, emeklemeye başlar. Annesi " Gel yavrum, git yavrum" derken babası da aynı şeyleri söyler. Bebek, ailenin sevinç kaynağı olma halini güvenli bağlanarak duyumsar.

Aradan yıllar geçer. Yıl olur 2026. Bir zamanların bebeği şimdinin gencine dönüşür, yaşı 24 olur. Bir fakültenin felsefe bölümünden 2022 yılında lisans diplomasını alarak mezun olur. 2 yıl boyunca iş arar, bulamaz. Mesleğini yapabilmek için okulun son yılı dahil 3 kez KPSS'ye girer, yine olmaz. Tekrar iş arar, bulamaz. En son iş aradığı 2026'da 1 Dolar kuru 47 Türk lirasına denk gelir. Doğduğu yıl 2002'de 1 Dolar kuru 1,5 TL iken 2026'da 47 lirayı bulur. 24 yılda Dolar kuru TL karşısında 31 kat yükselerek makroekonomik anlamda Türkiye'de işlerin hiç de iyiye gitmediğinin fotoğrafını çeker.

Tam da büyük resmin katranlaştığı bu dönemlerde ne mi olur?

Bugün de pederiyle arayı bozduktan, validesiyle " kalk çayını sen koy " tartışmasına girdikten sonra mazlum görünümlü italik bakışlarını masanın üzerine bırakır bırakmaz mafyavari keskin bakışlarını alıp dışarı çıkar. Elinde tespihi, ağzında sigarası ve göğsünde sevdiği kızın baş harflerinin sustalı bıçakla kazınmış haliyle salar kendini sokağa... Çıkış o çıkış, bir daha eve dönmez. "Sen emret, biz ölmeyi iyi biliriz ağam, paşam, kralım, reisim" dedikleri karanlık kişilerin yolunda başkasının ölümüne sebep olduğu bir cinayetten yargılanıp doğruca kodese tıkılır.

İŞ İŞTEN GEÇER

Hepsi bu kadardır; boyunun yeteceği son nokta, anlamlandıracağı tüm hayatı, hepsi bu kadardır. Bir avuç kadar ya var ya yok; avuç bile fazla, avuçtan da küçük, küçücük bir şey; anlamı, büyüklüğü sıfırla çarpılan bir şey.

Bu da bir hayattır, öyle mi? Sözde yaşanan bir hayat; oysa hiç yaşanmamış kabul edilen taraflarıyla yıkık bir baş, çökük bir gövdeden ibarettir. Gereksiz mi gereksiz, üzerinde düşünmeye değmeyecek denli sığ, rüzgâra kapılıp gitmeye reva toz parçacıkları gibi bir şey. Yani böyle bir şey, iş işten geçince böyle olur. Olanlar olduktan, ölenler öldükten sonra böyle bir şeye dönüşür yani.

Böyle bir şeye dönüştükten sonra suçsuz biçimde onu geriye döndürmek mümkün değildir. Neresinden eğilip bakarsan bak, bir şey göremezsin iyiye, doğruya dair. Kaldı ki bu bir hayat olamaz.

Yakan, yıkan, dağıtan; iyiliği, güzelliği, manayı, varoluşu suç işleyerek yok edenlerin hayatını kodese koymaktan başka nereye koyabilirsin ki?

Ne var ki kötülüğe köprü kurmaya itilen bunca gencin elindeki tespihi, ağzındaki sigarayla " Kralım, ağam, paşam, reisim" dedikleri kişilerin tetikçiliğini yapmaları; yaşarken ölüye dönüşen hayatları için bir mezar arayışından başka ne olabilir ki? Artık o mezarlara tıpkı yaşarken öldükleri gibi girmezler mi?

...

Yıl 2026

1 Dolar Kuru, eşittir 47 TL.

Dolar kurunun Türk lirası karşısındaki yükselişi çift yönlü bir etkiye sahipken sadece olumsuz yanları ele almak siyasî, iktisadî tarafgirlik oluşturabileceği gibi yanlış bilgiyi arz etmiş de olabilir. O yüzden Dolar kurunun Türk lirası karşısındaki yükselişine dair fazla detaya inmeden şu pozitif etkileri görebileceğimizi belirtmek mümkündür:

Türk mallarının döviz cinsinden fiyatının ucuzlaması ihracatçıların dış pazarda rekabet gücünü artırabilir; ithal ürünlerin pahalılaşması durumunda yerli tüketime yönelim artabilir, ithalatı baskılama girişimi söz konusu olabilir. Aynı şekilde Türkiye; yabancı turistler açısından daha ucuza tatil yapabilecekleri bir rota halini alabilir, bunun da pozitif yansıması turizm gelirlerinde ortaya çıkabilir.

Şimdi de Dolar kurunun Türk lirası karşısındaki yükselişinin negatif etkilerine bakalım:

İthal ham madde, enerji ve ara malı maliyetleri yükseleceği için enflasyon artacaktır; bu da tüketici fiyatlarına sülük gibi yapışarak yansıyacaktır.

Kamu ve özel sektörün döviz cinsinden borçlarının TL karşılığı artacağı için doğal olarak dış borç yükü büyüdükçe devleşecektir.

İthal ürünlerin fiyatındaki artış vatandaşın reel gelirinde azalmaya neden olurken yaşam standardını aşağıya çekecektir.

Kurda yaşanan böylesi yükseliş ve dalgalanmalar şirketlerin önünde puslu bir hava etkisi yaratacağı için şirketler önünü göremeyecek. Belirsizlik sarmalı istenmeyen evlat olarak doğacak, yatırımlar yavaşlayacaktır.

Nihayetinde net etkiyi ülkenin üretim yapısı ve dış ticaret dengesine bağlılıkla açıklamak yerinde olacaktır. Bu bağlamda Türkiye gibi üretimde ithal ara malına bağımlılığı son derece yüksek ekonomilerde kur artışında yaşanan olumsuz sonuçlar, kurun olumlu taraflarına kıyasla olumsuz taraflarının daha baskın çıkmasına neden olur. Örneğin kaşıkla veriyorsa kepçeyle geri almaya başlar veya kaşıkla vermeyi bırakır; tek taraflı çalışır, kepçeyle geri alır.

...

Türkiye'de ekonominin kötüye gittiğini gösteren birçok gösterge mevcuttur. Dolar kurunun TL karşısında yükselmesi bu göstergelerden yanızca bir tanesidir. Bunun yanında beyin göçü, işsizlik oranları, satın alma gücü, yüksek faiz oranları, yabancı sermaye çıkışı, düşük kredi notu, yüksek CDS primi(iflas risk primi), bütçe açığı, düşük rezervler, cari açık, yüksek enflasyon gibi göstergeler de mevcuttur. Biz Dolar kurunu baz alarak halkımızın daha rahat anlayabileceği belirgin bir gösterge üzerinden hareket etmeyi yeğledik.

Gelgelelim sonuca deyip bu metni nereye bağlayacağız?

Şuraya:

Bir genç; sistemsel ekonomik tıkanıklıkların had safhaya ulaştığı, işsizliğin ciddi düzeyde hissedildiği, gelecek kaygısının yoğun şekilde arttığı bir ülkede mafyalar ve suç örgütlerinin kolaylıkla eleman devşirdiği fırsatçılığın kurbanı olabilir. Ekonomik krizlerde devlet mekanizmasının sosyal yardım ağı, gücünü büsbütün kaybedecek kadar azalabilir. Bu durumda otorite boşluğundan yararlanmak için mafyalar, çeteler ve suç örgütleri devreye girip boşluğu doldurabilir. Boşluğu doldururken de finansal kıskaçta kim varsa kıskıvrak yakalama şansına erişebilir. O yüzden bir ülkenin güçlü ekonomik yapısı; bir çocuğun, bir gencin, bir toplumun ve bir ülkenin geleceğinin muhafaza altına alınması demektir.

"Hadi ya ne olacak ki, alt tarafı ekonomi değil mi?" deyip geçersen mafyaların, çetelerin, suça bulaşmış kişilerin insafına kalabilir; güçlü olması, güven vermesi gereken ülke ekonomisinin bozuluşuna şahit olabilirsin.

Engin Yeşilyurt

Related Posts

Leave Comments