By Mehmet Alp on Cuma, 08 Aralık 2017
Category: Siyaset

DONALD TRUMP'TAN 'DÜRÜSTLÜK(!)' DERSİ...

Resime bakarak hemen "Hah işte biliyorduk, yahudi bu!...' diyecek olanlara peşinen söyliyeyim;

Donald John Trump, musevi değil presbiteriyendir. Presbiteriyenlik ise hıristiyanlığın psikoposluğu reddeden, ihtiyarlar meclisi ile yönetilen kalvinist bir mezhebi ve protestan kilisesinin en büyük cemaatidir. Yani Trump hıristiyandır.

Her ne kadar kendisi inancı için 'Harika bir din' dese de, kendisinden önceki cumhuriyetçi başkanlara nazaran en az dindar tavır sergileyenidir. Yani Trump dindarlığı yüzünden değil, dindar olmamasına rağmen seçildi desek abartı olmaz.

Dolayısıyla, Trump'ın ABD elçiliğini Tel Aviv'den Kudüs'e almasının ve Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanımasının dini bir sebebi olduğunu düşünmüyorum. Bence kararı siyasi bir karardır.

Bu adımın neden bu kadar önemli olduğunu anlamak için, olayın biraz mazisine bakmak gerekiyor.

İsrail Doğu Kudüs'ü 1967'de işgal etti ve 1980'de ise ilhak etti, yani kendi egemenliği altına aldı ve bütün Kudüs'ü 'Bölünmez Ebedi Şehir' ilan etti. İsrail'İn 1980'de ki ilhakı Birleşmiş Milletler tarafından tanınmıyor. Çünkü Birleşmiş Milletlerin 1974'ten beri olan ve en son 2015'te tekrar kararlaştırılan çözümü İsrail - Filistin konusunda iki bağımsız devleti öngörmektedir. Onun için ülkelerin elçilikleri hep Tel Aviv'dedir.

Trump'ın bu açıklamasının uluslar arası bu kadar yankı yapmasının sebebi de aslında budur; yani Birleşmiş Milletler'in kararını ihlal etmesi.

Evvela elçiliklerini Tel Aviv'den Kudüs'e taşıma ve Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak kabul etme kararı, Trump'ın verdiği bir karar değildir. Bunu bilmek lazım. Bu karar 24 Ekim 1995'te ABD senatosu tarafından cumhuriyetçilerin 4 ve demokratların 1 ret oyuna karşılık toplam 93 kabul oyu ile 'Jerusalem Embassy Act' ismi ile kanun olarak kabul edilmiştir. Bu kanuna göre ABD aslında Kudüs'ü 1995'de Israil'in başkenti olarak kabul etti ve elçiliğinin Kudüs'e taşınması 1999'a kadar gerçekleşmiş olması gerekiyordu.

Dönemin ABD başkanı Bill Clinton 'Ortadoğu'daki barış sürecini tehlikeye sokar' gerekçesi ile kanunu imzalamadı. Ve o zamandan ABD başkanları her 6 ayda bir masalarına konan bu kanunu 6 aylığına ertelemekteydiler.

Donald Trump ise başkanlığa adaylığında bu kanunu ertelemeyeceğini ve imzalayacağı vaadinde bulunmuştu. Ve vaadini yerine getirdi.

Dolayısıyla görüldüğü gibi; aslında ne söz konusu karar (kanun), ne de Trump'ın kanunu uygulayacağında yeni bir şey yok.

Donald Trump başarılı veya zeki bir ABD'de başkanı mı bilmiyorum. Ama bence İsrail - Filistin konusunda şimdiye kadar en dürüst davranan ABD başkanı olduğunu düşünüyorum. Hatta belki de Birleşmiş Milletler'de veya en azından 'Batı'da konuyla alakadar en dürüst siyasi bile desek abartı olmaz.

Çünkü bence Trump'ın kararı uygulamaya sokması sadece ABD'nin tarafını beli etmesine değil bütün dünyanın arkasına saklanabileceği 'diplomatik' yalanların ortadan kalkmasına sebep oldu.

Ama evvela ABD'de kalalım.

Bu karar ABD'nin müslümanların Doğu Kudüs'te dini haklarını hiçe saydığının ve ABD'nin İsrail-Filistin kavgasında asla 'tarafsız bir arabulucu' olmadığının, aksine bizzat taraf olduğunun alenen göstergesidir.

Çünkü ABD'nin senelerdir uyguladığı politika asla tarafsız değildi, Filistinlilere verilen ufak tefek göstermelik tavizler bir yana, genel olarak her zaman İsrail'in yanındaydı. Gösterdikleri diplomatik başarı ise Filistinlilere İsrail'in taleplerini kabul ettirmekten ibaretti.

Ama asıl artık hükmünü kaybeden en büyük yalan ise, 'Barış Süreci' yalanıdır. Çünkü bu çatışmada hiç bir zaman gerçek bir 'Barış Süreci' olmadı. 'Barış mı, toprak mı?' kararında İsrail her zaman toprağı tercih etti ve uluslar arası topluluk bir 'Barış Süreci' masalı ile Filistin tarafını avuttu.

Birleşmiş Milletler'in 'İki Devlet Çözümü' yalanı da artık meşruiyetini kaybetti. Gözü olan herkes haritayı eline alıp İsrail egemenliğinde topraklara baktığında artık Filistin'in kurulabileceği bir kara parçası kalmadığını alenen görebilir.

Ve belki de, yalanların en acısı olan, ''Müslüman Dünyasının' Filistin'in yanında olması'' yalanıydı…
Her önemli konuda ABD ile iş birliklerini ajitasyon için kullandıkları 'ölen Filistinli çocuklardan' daha çok önemseyen,
başka müslümanları öldürmek için ABD'den silah satın alan,
taht ve koltuklarını kaybetmemek için kendi milletlerini aç, sefil ve belki de cahil bırakmak için John Amca'larının elini sımsıkı tutan,
'ABD ile dünyayı yönettikleri için şükreden',
kendini BOP Eşbaşkanı ilan eden,
7 milyon İsrail nüfusuna karşı Türkiye hariç 175 milyon müslümanın arkasına saklanabilecekleri tarafsız ABD kalmadı.

Takke düştü, kel göründü.

ABD Trump'ın açıkladığı bu karar ile kendilerini ılımlı, cici, demokrat süsü veren müslüman 'ortaklarının' suratına şamarı vurdu.

Radikal dinci, fundamentalist, selefilerin estirecekleri terör ve vahşete kendi sapık mantıklarına göre ihtiyaç duydukları meşruiyeti kazandırmalarına gereken zemini hazırladı.

Yakın gelecek akacak çok kana, ölüme ve acıya gebe.

Bütün bu acıların odağı ise Kudüs…

Kudüs, özellikle Doğu Kudüs, bu kavganın kalbiydi.

Ne 1948, ne 1967, ne 1980, ne 2017...

Müslümanlar Kudüs'ü 1917'nin Aralık ayında kaybetti.

Ancak farkına varıyorlar.

Related Posts

Leave Comments