By HÜRRİYET KAYA on Pazartesi, 15 Ağustos 2022
Category: Kültür ve Sanat

ULU HAKAN MI, KIZIL SULTAN MI?

​Geçmiş yazların birinde ablamların yazlığındaydım ve ablamla yalnızdık. O yaz Sinan Yağmur'un "Mevlana- Şems-Tennure" üçlemesini okuyordum. Gece odalarımıza çekilince, çekilmek dediysem, camlar kapılar her yer açık; odadan odaya konuşup birbirimizi duyuyoruz. Ben bir yandan okuyup bir yandan da ablama:

"Ablaaaaa bak , Şems demiş Ki:……."

"Ablaaaaa, baksana Mevlan'a diyor kiiiiii….." ile başlayan cümlelerle ilgimi çeken bölümleri çoktan uyumuş bile olsa ablamla paylaşıyordum.

Bu yaz da kızımla tatildeyken Livaneli'nin "Kaplanın Sırtında" yı okuyordum.

Bu sefer, odadan odaya değil ama yan şezlongdaki kızıma:

"Eliiiif, Abdülhamit'in kedisi çatalla yemek yiyormuş."

"Eliiif, Abdülhamit'in papağanı jurnalcilik yapıyormuş."

"Eliiiif!........"

Eskiden, henüz sosyal medya yokken aynı kitabı ikimizde okuyacaksak ve ben önce okuduysam, kitap hakkında bir şeyler söylemeye bayılırdım. Çocuk:

"Anneciğim anlatma ben de okuyacağım, okuyayım sonra konuşuruz." dese de ben:

"Yok, yok anlatmayacağım." diyerek yine bir şeyler söylemeye devam ederdim. İyi bir şey mi değil mi bilmem ama ben okuduklarımı paylaşmayı seviyorum. Hele şimdi sosyal medya platformları var, ben yazarım; isteyen okur, istemeyen okumaz. Döner döner kendim okurum.

Okuduklarım üzerine yazdıklarım, başka başka çağrışımlar yapabiliyor, yeniden üzerinde düşünüyorum. Daha önce aklıma gelmeyenlerin gelmesini sağlıyor.

En azından kendim için iyi bir şey yaptığıma eminim.

...

"Kaplanın Sırtında" üzerinden Kızıl Sultan, namı diğer Ulu Hakan'a gelirsek:

Öncelikle, kitapla ilgili okumadan bilgi verecek bir şeyler yazarsam affola! Eski alışkanlıklardan kolay vazgeçilmiyor.

Başlangıçta ve ara ara iktidarın "kaplanın sırtı" metaforuyla anlatılmasından çok etkilendim. Diyor ki:

"Kaplanın sırtındayken her buyruğuna uyan o büyük güce egemensin, güçlüsün, mutlusun; ne var ki indiğin anda o kaplan seni pençesine düşmüş zavallı bir gazal gibi parçalar."

Okurken aklıma sürekli kaplanın sırtında olup da bir gün inebileceğini hiç hesaba katmayanlar geldi. Okudukça bu düşüncem daha da kuvvetlendi.

Saddam'ı düşündüm mesela. Kaplanın sırtındaki diktatör, kaplanın sırtından inince doğru dürüst başı dik ölmeyi bile beceremedi. Kaplan onu kanalizasyon çukurunda parçaladı.

Livaneli, çok ciddi bir kaynak taraması sonucunda, bir kesimin "Kızıl Sultan" başka bir kesimin "Ulu Hakan" sıfatlarıyla söz ettiği, Abdülhamit'i, Selanik'teki üç yıllık sürgün döneminde anlatmış.

Roman formatında bir belgesel bence... Hani bazı filmler aslında gerçeklerden yola çıkarak çekilir, ama filmin başında

"Film hayal ürünüdür, gerçek kişi ve olaylarla, kurumlarla ilgisi yoktur." açıklaması yapılır ya; bu kitap tam tersine, olayların ve kişilerin tamamen gerçek olduğunu belgelerle sabitlemiş.

"Olaylar ve kişiler tamamen gerçektir, hiçbir hayal unsuru yoktur." dense yerdir.

"Veba Geceleri" nde Orhan Pamuk'un "Kolağası Kamil" karakterinde bariz bir şekilde Mustafa Kemal'i kastedip, sonra da "Yok o değil, öyle oldu, böyle oldu." diyerek yan çizme yok. Günahıyla sevabıyla 2. Abdülhamit'in 33 yıllık iktidarının özeti denebilir.

Sürgün yıllarında geçmişi, başlangıçta ilk muhafızı Ali Fethi (Okyar) Bey'le, daha sonra doktoru Yüzbaşı Atıf Bey'le sohbetleri sırasında, onlara sigara kahve ikram eden bir Abdülhamit olarak anlatıyor. Sanki; "Yaptım ama niye yaptım?" dercesine kendini temize çekiyor. Ali Fethi Bey saygılı, daha insancıl yaklaşıyor. Hala "hünkarım" diye hitap ediyor. İsteklerini mümkün olduğu kadar yerine getiriyor.

Buna karşılık ittihatçı doktor, artık kaplanın sırtında olmayan "Kızıl Sultan" a hesap soruyor. Bu sefer de İttihatçıların gözünden Abdülhamit'i görüyoruz.

Bu kitabı okuduktan sonra, Hz. Muhammed'in halefi olan ve şeyhülislam fetvasıyla tahttan indirilen Abdülhamit'le ilgili düşüncelerim değişmedi. Bildiklerim üzerine bilmediklerimi öğrendim. Evet, kabul ediyorum, Osmanlı'nın 34. padişahı olarak yıkılmak üzere olan bir imparatorluğu ayakta tutmak kolay olmamalıydı. Ama 33 yıl bir imparatorluğun başında olmak ne demek! 33 yılda çok şey değişebilirdi. Geçmişten gelen yanlışları, eksikleri, ne bileyim ülke yönetiminde neler yapılması gerekiyorsa yapabilmek için yeterli bir süre değil mi 33 yıl? Kanuni'den sonra tahtta en uzun kalan padişah Abdülhamit. Belki de o yüzden bu kadar tartışma konusu olmuş, dünden bugüne. Kanuni'den sonra Abdülhamit'e gelinceye kadarki padişahları ve dönemlerinde yüzlerce yıl neler yaşandığını hangimiz biliyoruz tam olarak?

Mademki ayakta tutmak istediği imparatorluğun her karış toprağını kendi mülkü, halkını kulların olarak görüyordu, o halde sarayından dışarı çıkacaktı. "vehmi humayün"den kurtulmanın yollarını arayacaktı. Öyle sadece Cuma selamlığında tahtının kordonunu öptürmekle olmuyormuş demek ki.

Kendisini kaplanın sırtındayken Allah'ın yeryüzündeki gölgesi olarak gören; indikten sonra daha dün kulu olarak gördüğü doktora bile "Doktor Bey Evladım" diyerek kahve, sigara ikram eden, üç kıtada jurnalcilik kolaylaşsın diye telgraf ağları kurduran, sarayından neredeyse hiç çıkmadan ülkeyi sadrazamlarına yönettiren, tehlike olarak gördüğü herkesi sürgünlerde ölümlere terk eden, sadece kendi hayatı için korku ve panik içinde yaşayan bir padişah "Kızıl Sultan" mıdır, "Ulu Hakan" mıdır, tartışılır.

Ulu Hakan diyenlerin;

İlk bira ve rakı fabrikalarını "Ulu Hakan"ın kurdurduğunu,

Ne yazık ki artık kapatılan "Kuleli Askeri Lisesi" ni açtığını,

Arap alfabesinin çok zor olması sebebiyle okuma yazma oranının az olduğunun farkında olduğunu ve alfabenin değişmesi gerektiğini düşündüğünü,

Avrupa ülkelerinin ilerlemesinin bir sebebinin de kadının bizdeki gibi kafes arkasında olmamasının, yok sayılmaması sayesinde olduğunun farkına vardığını,

Kadını çarşaftan çıkarmak istediğini,

Ermenilerle Kürtleri birbirine kırdırmak için "Hamidiye Alayları"nı kurdurduğunu,

Kıbrıs'ı Ruslardan korktuğu için İngilizlere verdiğini,

İslam Halifesi olmasına rağmen Avrupa ve batı müziği hayranı olduğu gibi birçok özelliğini biliyorlar mı çok merak ediyorum doğrusu.

Livaneli'nin yalın dili, kolay anlaşılır üslubuyla keyifle okunabilecek bir eser. 

Related Posts

Leave Comments