SİYASETTE VE DİNDE BALIK HAFIZALI OLAN MUHTEREM HALKIMIZ

Balık hafızalı olduğu söylemine alışıldığından beri sanki bir dokunulmazlık zırhı ile korunur oldu muhterem halkımız! Zamanla yerleşen "Nasıl olsa değişmeyecekler" algısını, balık hafızalı olmayanlara da kabul ettirmeye çalışmaktır bu zırhın açılımı. Yaşama dair genel bir yargı içermeyen bu durumdan hareketle, muhterem halkımızın özellikle iki alan üzerinde balık hafızalı olduğundan bahsetmek son derece yerinde olacaktır:

1- Siyaset

2- Din

İkisini birleştirdiğimizde, "siyasette din" ve "dinde siyaset" kavramları karşılıyor bizi. Dinde siyaset kavramıyla kastettiğimiz şey; teokratik bir yönetimi değil; yönetimde şeffaflığı gözetmeyi, kul hakkı yemeden etkili olmayı kapsıyor.

Türkiye'de özellikle siyasette, din üzerinden beyinleri narkozlayan düşünsel bir yönelim hüküm sürüyor. Öyle ki dini siyasete alet etmek, onu araçsallaştırmak sıradanlaşıyor. Oysa dindar bir yöneticinin veya siyasi bir iktidarın başta olduğu ülkelerde din özne, siyaset ise nesne konumuyla hareket etmeliyken sistem ne var ki böyle çalışmıyor. Bu durumda dinin; adil, şeffaf, dürüst ve liyakat sahibi olmak, kul hakkı yememek, kamunun yararını gözetmek gibi temel ilkeleri referans alınmıyor. Esasen Türkiye'de dindar bir hükümetin lokomotif olarak belirlemesi gereken "dinde siyaset" kavramına hiç yer verilmiyor. Dikkatle bakıldığında burada vurgulanmak istenen; dini siyasete alet etmek değil, siyaseti dinin şeffaf ve ahlaki kuralları doğrultusunda şekillendirmektir.

Balık hafızalı olmakla eşdeğer tutulan sayın halkımızın unutkanlığı yüzünden geçmişte yapılan siyasi yanlışları kısa sürede hafızasından silmesi, "siyasette din" kavramının bir sonucudur. Halkımız tam bu noktada bir yenilgiye, yani balık hafızalı olmaya maruz kalıyor. Tıpkı normal hayatında dini bir özne olarak değil de nesne olarak kullanmasının, onu araçsallaştırmasının mantığını ayırt edememesi gibi... "Bu kadar Müslüman'ın yer aldığı bir ülkede normalde kötülüğün yaşam alanı bulmaması gerekir" deseniz de işe yaramıyor. Üstelik nüfusun yüzde 99'unun Müslüman olduğu söyleniyor ama yıllardan beridir dur durak bilmeden kul hakkı yeniliyor.

Peki, neden? Çünkü muhterem halkımızın siyasi algısında "siyasette din" kavramı nasıl araçsallaşan bir yapıya dönüşüyorsa, normal yaşamında da din aynı araçsallığın etkisi altında kalıyor. Cuma günü camiye gidiyor ama cumartesi içki içiyor. "Zina günah" diyor ama sosyal medyada kızı yaşındaki kadınlara eve gel daveti yapıyor; veya kızı yaşındaki "hayat üniversitesi" mezunu kadınlar, "hayatın okulunda okudum" diyen dayıları yoldan çıkartıyor! Yoldan çıka çıka, patikaya dönüşecek bir yol bile bulamıyor kötü şartların tarumar ettiği o yapılar.

Dini sistemin var ettiği düzen helali salık verip haramı yasaklıyor ama işin içine siyasi çıkarlar girince balık hafızalı halkımızın unutkanlık hızında gözle görülür bir artış yaşanıyor. Kendisine atılan kazığı, elinden alınan imkânları daha hızlı unutuyor. Yok edilen gençliğinden, öldürülen geleceğinden habersiz; mezar taşı ziyaretleriyle "dünya malı dünyada kalır" tesellisine hapsediliyor. Birilerinin deveyi hamuduyla götürmesine ise "Bal tutan parmağını yalar" diyerek alkış tutuyor. Oysa bal dediğin şey devletin kendisidir ve devlet, milletin vergilerinden hasıl olan bir düzendir. Ballı parmak söylemi ne kadar yanlışsa, o parmağın yalanması da o kadar yanlıştır.

"Hakkıdır, o kadar da yiyecek... Varsın olsun, biraz da yesin... Bal tutan parmağını yalamayacak mı?" diyen balık hafızalı muhterem halkımız; siyasetin dini sömürmediği normal yaşam akışındayken hiç de öyle "Bal tutan parmağını yalar, hakkıdır" demeye yanaşmaz. Çünkü o kalibrede olmadığından, sorgusuz sualsiz yaşamayı kendine yakıştırmaz. Kendi duygusal ilişkisinde âdeta bir dedektif gibi davranır; sokakta bir cinayet işlense olay yeri inceleme ekiplerinden daha dikkatli hareket eder, deliller bulur, mantıklı sorular sorar ve kolay kolay inanmaz. İşin içinde kendi çıkarı söz konusu olduğunda bir ömür unutmaz yapılanı; adınızı aklına kazır, asla geçmişini silmez, kin güder, nefret kusar, kemiksiz başıyla her delikten girer çıkar... Bir eşya almaya veya satmaya kalksın, size her türlü hinliği yapabilecek potansiyeli üretir. Yapar, eder, ortaya koyar; süsler püsler, yeniden ad koyar. Duyar inanmaz; seslenir, duyurmak ister; anlatır, inandırmak ister...

Normal hayatında aklınıza gelebilecek her detayı ortaya koyan, işaretler belirleyen, yazan, çizen, yapan, eden ve yapılanı asla unutmayan muhterem halkımız; iş siyasete ve siyasette dine gelince nedense şıp diye balık hafızalı oluveriyor.

Herhalde balık hafızalı olmak böyle bir şey...

İşin içinde siyaset ve din varsa, bu unutkanlık resen gerçekleşiyor, öyle değil mi?

Engin Yeşilyurt

7 Ekim 2026