Başlangıç Notu: Bu yazı, bir önceki "Türkiye'de Öğretmen Olmak" başlıklı deneme türü yazımızın devamıdır. 


...


MERVE ÖĞRETMEN'İN ADALET VE HUKUK SORGUSU


“İçimdeki sessizliğin gürültüsüne alıştıramıyorum yalnızlığımı,” diyerek doğaya hayranlığını hemen yanı başındaki koca gövdeli ağaca, mavi göle ve yeşil yapraklara sempatik bir tebessüm eşliğinde veda ederek gösterdi. 


“İnsan beyni geviş getiren düşüncelerin işgali altında olmadığı müddetçe doğayı bir terapi olarak kullanabilir,” diyerek mavi göl tarifine uyan Gökpınar Gölü’nden ayrıldı. 


Aşırı düşünmekle patinaj çeken bir yapıya dönüşmek istemiyordu ama isyanında haklıydı Merve Öğretmen. Çünkü onun isyanı; ülke siyasetinde “Biz başardık... Biz yaptık... Bizden önce var mıydı bunlar? Yoktu... Biz icat ettik, biz ihya ettik...” diyen fakat ataması yapılmayan binlerce öğretmene karşı âdeta sessiz kalan siyasi düzeneydi.


Kırgın, üzgün, öfkeli; buruk, durgun, yorgun ve bir o kadar da mutsuzdu. Hayallerini ertelemesinde payı son derece büyük, aslında yaşamları kemiren umut kemirgenine karşı her zamanki gibi umutsuzdu. Onu anlayabilmek için belki onun giydiği ayakkabıları giyip yıkıla yıkıla bastığı yerlerden, düşe kalka iz bıraktığı çukurlardan, tümseklerden geçmek gerekiyordu. Hep bu yüzden değil miydi sitemler düzene; bu düzeni yaratanlara, bazen Tanrı’ya, bazen de Tanrısızlığa? 


İnsan bir şeylere inanmanın bedelini ödeyerek mi yaşamalıydı üç günlük dedikleri dünyanın üç gününü? Vatandaş siyasiye, siyasete; kurumlara, devletlere, milletlere ve dolayısıyla topluma inanmadan, güvenmeden mi var etmeliydi yaşamını? Sosyal bir varlık olduğu bilinen insanın asosyal olmaya zorlanmasıyla mı inşa edilecekti inanç ve güven kavramları? Oysa yaşadığın ülke, kıymet verdiğin değerler, sınırları içerisinde bulunduğun resmi yapılara göre değişiyordu insanın kendini güvende hissetmesi; güven atfettiklerine inanması. Başta hukuk, sonra siyasi ve sosyal yönetim biçimi; ahlak anlayışı, etik değerler, normlar ve ritüellerden ibaret bir düzenin güven vermesi değil miydi yaşadığın coğrafyada insan olmak?


Büyülü güzelliği ile aşkın tarifi mavi gölü, gölün tertemiz mavisini, şeffaflığı üzerinde o masif yaprakları ve ağaçları geride bıraktığı sıralarda aklına gelen, ülkede yarattığı infial kadar yurt dışında da infial yaratan bir olaydan bahsetmeden geçemedi. 


Neydi bahsetmeden geçemediği o şey?


MSCI (Morgan Stanley Capital International) kararı... 

MSCI kararı; dünyanın en etkili borsa endeksi sağlayıcılarından biri olan MSCI’ın, Ekim 2026’da Türkiye piyasalarındaki fon krizi ve düzenlemelerin ardından aldığı ve Türkiye endekslerindeki bazı güncellemeleri ikinci bir duyuruya kadar dondurduğunu açıklayan karardır. 

Borsada fon vurgunu olarak deklare edilen, birkaç haftadır viral videolar eşliğinde paylaşılan, sığ hisse senetleri üzerinden kısa zamanda milyon liraları milyar liralara yükseltenlerin yarattığı meşhur infialin bir ikazı oldu MSCI kararı. Normal şartlar altında, sermaye piyasasının doğası gereği barındırdığı çok yüksek riskler nedeniyle küçük yatırımcının para kazanmasının neredeyse imkansız olduğu gerçeği ortadayken birilerinin sığ hisselerde tahtacı konumuna geçmesi, ülke hukukunu yerle yeksan etmesi yüzünden ülkenin itibarı ve ekonomik istikrarı feci zarar görmüş durumdadır. Özellikle BIST 30’un lokomotifi sayılabilecek yabancı yatırımcıyı kaybetmek gibi dezavantajları bulunan MSCI ikazı, açık açık “ayağını denk al” ikazıdır. Asla dış güçlerin oyunu değil; bizzat iç güçlerin ülkenin hukuku, ekonomisi ve dolayısıyla prestijine indirdiği bir darbedir. Sen böyle yaptıkça toplum sana nasıl güvenecek; Merve Öğretmenler senin hangi adalet anlayışına güvenecek ey siyasi yapı? Bu sebeple ülke olarak yalnızlaşıyor; vatandaşın devlete, resmi yapılara, en nihayetinde insanın insana güvenini kaybettiği bireysel yapılara dönüşüyoruz. 


Vatandaş devletine, devletinin hukukuna güvenmeyecek de neye güvenecek? Bir öğretmen etrafta gezinirken, komşuda muhabbet ederken sağda solda duyduğu ama inanmak istemediği, “Adamını bul seni de atasın, memur etsinler... Dayın yok mu?” gibi lafları işitirse o ülkenin siyasi yapısına, adaletine nasıl güvenebilir? Mafyalar devletleşirse, kayırmacılık ve dayıcılık sektörünü doğurursa Merve Öğretmenler de bir zamanlar devlete, hukuka, adalete duyduğu güvenini kaybetmez mi? O yüzden yalnızlaşmaz mı insan; kalabalıklar içinde, hatta akrabalar arasında kendini bir köşeye çekmek zorunda kalmaz mı?


“Bilmiyorum düzelir mi bu memleket? Düzelmezse kendi toplumunun tükenişine maruz kalmaktan kurtulamayacağından neredeyse eminim,” dedi evinin daire kapısından içeriye adımını attığı sırada.


Engin Yeşilyurt

12 Ekim 2026

Sivas / Cumhuriyet Meydanı