BİZDEN ÖNCE BÖYLE MİYDİ


Tacettin Abi...


Mahalleden tanırız onu, mahalleden tanır bizi; mahalleden tanır ülkesini, mahalleden tanır onu ülkesi.


Bir adı, bir düzeni, bir yaşam öyküsü vardı. Şimdi artık "var da yok". "Bu nasıl bir yok?" diye sorduklarında daha önce hiç görmediğim bir yok, diye cevap verdiği biliniyor.


Okudu, çok okudu; düşündü, çok düşündü; beyni uzaklara gitti geldi: sonsuzluğa, sessizliğe, boşluğa; Tanrı'nın var olduğunu yaratan inanca, Tanrısızlığa, insanın yarattığı Tanrı'ya, Tanrı'nın yarattığı insana... 


Bedeni mahallesinden bir adım dışarıya çıkmak istemezken yalnız bir kere çıktı: o da fakülteyi kazanıp il dışına çıktığı gündü. 


Geri geldi, aynı yerde konumlandı. Pencereden dışarı baktı, gökyüzünü düşündü, yeryüzünü düşündü; eline kitaplar aldı, okudu; " Yahu, ben niye yazmıyorum ki? " dedi. Karar verdi, yazdı. Romanını yazdı, öyküsünü yazdı. Mahallede adının önüne yazar sözcüğünü eklemelerini istedi. Yazar Tacettin oldu. İstemenin sonu gelmiyor ya, bir gün her şeyi yazmak, ülkesinde yaşanan, yaşatılan her şeyi bir bir kaleme almak istedi. " Orada dur, öyle her istediğini yazamazsın! Hele hele iktidarda biz var isek demokrasi, ifade özgürlüğü falan bunları söylemden öteye bize dokunmayacak biçimde geçirebilirsin ancak! " dediler. Mahallesine gelen siyasetçilerdi bunları söyleyenler. Biz size bizden öncekilerin enkazını nasıl kaldırdığımızı göstermeye geldik. Bizden önce böyle miydi? 


Ağza yakışan değil, yapışan bir söz oldu "Bizden önce böyle miydi?" sözü. 


Demokrasi, hak, hukuk, adalet dersin, " Bizden önce böyle miydi? " derler.


İşsizlik, yolsuzluk; mutsuz toplum, kötü ekonomi dersin, cevabını aynı şekilde alırsın: " Bizden önce böyle miydi? "


Sizden önce de iyi olmayan yanlar çoktu; ama sizinle daha da kötüye gitti, dediğinde de, " Haksızlık ediyorsun. Sahi bizden önce böyle miydi? " deyip savunma mekanizmasını tekrar çalıştırıyorlar.


Ekonomi bozuk, dediğinde " Bırakın şu temcit pilavı söylemini! Ekonomist olan biziz, neresi bozuk ekonominin; bizden önce böyle miydi? " diyorlar.


Öğretmeni mezun ettin, ettin ama resmen ortada bıraktın; ne girecek bir işi var ne gidecek bir kapısı, diyorsun; " Muhalif misin, senin işin gücün yok mu? Bizden önce böyle miydi? " diyorlar. 


Ben paramı sermaye piyasasından kazandım, kazanıyorum; bilgimle, yatırımımla kurtardım kendi hayatımı; fakat yurttaşın tamamı ekonomist değil ki kurtarsın kendi hayatını. Kurtarsın da bir geleceği olsun, diyorsun, " Gelecek dediğin şey bizim işimiz; sen geçmişin karanlığını bizden öncekilere sor! Bizden önce böyle miydi? " diyorlar. 


Ne söylese işe yaramıyordu Tacettin Abi. Artık eskisi gibi mutlu bir yaşamı yoktu; zira ülkesi mutsuzken o nasıl mutlu olacaktı? Herkesin ağladığı, karalar bağladığı; doktorların dahi Marmara'da kirada otururken maddi zorluk çektiği, öğretmenin mesleğinden kopuk yaşamak zorunda bırakıldığı bir ülkede Tacettin Abi nasıl mutlu olacaktı? Role bürünerek bir yaşamı yürütmek onun harcı olmadı, olacak da değildi. 


Siyasetin, iktidarın " Bizden önce böyle miydi? " türü savunma mekanizması yüzünden acı gerçeklerin üzerinin örtüldüğünü görerek nasıl mutlu olacak, nasıl mutlu yaşayacaktı? 


Çâresiz insanları gördükçe yüreği yananların isyanını duydukça nasıl gülecekti gözleri? 


Ben devlet değilim ki bir bireyim; her birey gibi ben de evvela kendimden ve ailemden sorumluyum. Bunca mutsuza, bunca işsize, bunca ataması yapılmayan öğretmene kol kanat gerecek kadar ekonomik gücüm yok ki, dedi. Demez olaydı! " Sen hâlâ neyin edebiyatını parçalıyorsun? Bizden önce böyle miydi? " deyip mahalleyi basan otçul çekirgelerle baş başa bıraktıkları Tacettin Abi'nin yanından ayrıldılar. 


Her zamanki düşünceli yüz ifadesiyle arkalarından baktı Tacettin Abi. Siyah takım elbisesini düzelten sağdaki adam, özellikle solda durana dönüp " Bizden önce böyle miydi? " dedi. 


Engin Yeşilyurt

20 Temmuz 2026