By Mehmet Câvid Bey on Çarşamba, 25 Mayıs 2016
Category: Siyaset

Ülkücülüğü Öldürtmeyin Efendiler!

"MHP partilerden bir parti
değildir."

Yunus Emre'nin nezdinde, lise müfredatı çerçevesinde hepimize öğretilen "sehl-i mümteni" sanatına aşinasınızdır. Sayın Meral Akşener tarafından sarf edilen yukarıdaki cümlenin bu sanatın en güzel örneklerinden olduğunu düşünüyorum. Zira cümle basit bir yapıyla kurulmuş kısa bir cümle olsa da arka planında bulunan sosyo-ekonomik analiz gayet derindir. Türk milliyetçiliğinin siyasal anlamdaki temsilcisi olan Milliyetçi Hareket Partisi'ni Türk milliyetçiliği fikir sisteminin hikâyesinden koparmak imkânsızdır. Birçok siyasi grubun diline dalga geçmek için doladığı, ülkücülere kendilerini sorduğunuzda verdikleri cevap olan "Biz bu ülkenin sigortasıyız" cevabı bu kesintisiz tarihsel sürece dayanmaktadır. Bu konuyu sizlere derinlemesine anlatacak değilim. Sadece geçen hafta dikkatimi çeken bir olayla örnekleyip yazının asıl konusuna geçeceğim.

Takip edenler dikkat etmişlerdir, Gülben Ergen geçen hafta Doğu'da ve Güneydoğu'da operasyonlarını sürdüren askerlerimizi ziyaret edip, Hürriyet Gazetesi için bir röportaj gerçekleştirmişti. Röportaj birçok fotoğrafla desteklenmişti. Bu fotoğraflardan birinin spotunda "Gülben Ergen'in bir kadın yarbay, bir polis amiri ve bir özel harekâtçı korumayla zırhlı bi araç" içinde oldukları bilgisi yer alıyordu. Otobüsün tavanında üç çıkartma dikkat çekmekteydi. Bir Türk bayrağı, bir tuğra ve üç hilal… TSK'ya ait bir zırhlı içerisinde dahi yer alan Osmanlı'dan devralınan miras; üç hilal MHP'nin partilerden bir pati olmadığına en büyük örnek olarak gösterilebilir.

Milliyetçi Hareket Partisi sadece siyasi bir olgu olmamakla birlikte Türk tasavvurunun bir yansımasıdır, bir kültürdür. Bu kültür zaman içerisinde doğmuş, büyümüş, serpilmiştir. Rahmetli Nevzat Kösoğlu bir millet hayatının en vazgeçilmez unsuru olan kültürün yaşamını insan yaşamına benzetmekte ve bu yaşama sürecini üç farklı evrede kategorize etmektedir. Bu aşamalar sırasıyla; "Kültürün kuruluş devresi", "Kültürün olgunlaşma ve durgunlaşma devresi" ve "soğuma devresidir".

Milliyetçi Hareket Partisi'nin Türk siyasal hayatında tuttuğu yer ve oluşturmuş olduğu siyasi kültür de bu aşamaları kademe kademe yaşamaktadır.

Partinin kuruluş çalışmalarından 80 askeri darbesine kadar geçen süreç kuruluş devresi olarak nitelendirilebilir. Parti kurucuları ve destekçileri arasında ateşli bir iman durumu söz konusudur. Bu dönemde parti canlı ve aksiyonerdir. Sorun ve problemlere karşı yaratıcıdır, onlarla yüzleşmekten çekinmez. Fetihçi bir tavrı benimsemiştir. Kendi içerisinde bulunmayan ögeleri dışarıdan alır ve kendisine uygun bir şekilde özleştirir. Nevzat Hoca millet hayatında kültürün bu kuruluş aşamasının büyük travmatik olaylara müteakip ortaya çıktığı tespitini yapar. Milliyetçi Hareket Partisi kültürünün oluşmasının da buna uygun olduğunu görebiliriz. 1944'de Türkçülerin uğramış olduğu zulüm ve buna müteakip 60 askeri darbesini takiben yerli ve milli duruşlarıyla bilinen askerlerin yurtdışına sürgüne gönderilerek ülkenin geleceği üzerinde söz söyleme haklarının elinden alınması Türk milliyetçilerinin siyasal anlamda temsiline vurulan büyük bir darbedir. Milletin temsil noktasında kendiyle özdeşleşen bir mecra bulunmayışı bu buhranın hazırlayıcısıdır. Milliyetçilerin siyasal arenada yerini almasıyla birlikte özellikle gençler arasında Nevzat Hoca'nın tarifine uygun bir ateşli iman süreci yaşanmıştır. İdeolojik olarak her problemle ve ülkenin her sorunuyla yüzleşilmiş bunları için teorik ve pratik çözümler üretilmiştir. Kapı kapı dolaşılarak ülkücü hareket birçok diğer partinin seçmeni olan vatandaşların gönüllerini fethetmiştir. Özellikle 80 askeri darbesinden önce bürünmüş olduğu milli değerleri koruyucu tavır ülkede azınlıkta bulunan sol kesim dışında herkesin takdirini kazanmış, ülkücüler ülkenin sigortası olarak anılmaya başlanmıştır. Lakin baba bildiği elin, darbeyle ülkücülere şamar olarak inmesiyle beraber MHP ateşli ve imanlı kuruluş devresini tamamlamış ve olgunlaşma ve giderek durgunlaşma aşamasına geçmiştir.

Nevzat Hoca bu devreyi şu şekilde tarif etmekte: "Belirli bir üslup oluşmuş, hayat müesseseleşmiştir. Hal yaratıcılık devam etmektedir lakin iman azalmıştır. Gelenekçilik etkisiyle sertleşiliir ve biçimselleşme gerçekleşir. Diğer kültürlerle alışveriş azalır."

12 Eylül Askeri müdahalesini takiben Milliyetçi Hareket Partisi'nin de aslında yaşadığı ve yüzleştiği durumlar bunlardan ibarettir. Bu durum 90ların sonuna geldiğinde had safhaya çıkmıştır. Ülkücülük artık biçimselleşmiş ve kalıplaşmıştır. İnisiyatif alma imkânı neredeyse sıfıra inmiştir. Ülkücü kelimesi zikredildiğinde insanların zihninde artık belirli bir fotoğraf oluşmaya başlamıştır. Alparslan Türkeş'in bizzat kendi çıkışlarıyla yaratıcılık söz konusu olsa da bağlı kitlede iman azalmış merkez partilere kaçmışlardır. Parti içerisinde hiyerarşi net bir şeklide ortaya çıkmış, istişare mekanizması rafa kalkmıştır. Biçimselleşmiş kültür kapılarını dışarıya kapatmış, "Biz böyleyiz, geleceksen şartları kabul et de gel" anlayışı hâkim olmuştur.

Nevzat Hoca bu devrenin soğuma devresine bağlandığı andan itibaren izlenen süreci açıklarken şu şekilde bir şerh düşer. "Eğer kültür kuruluş devresinde olduğunda gibi diğer kültürlere kapı açarak onları içinde eritme kabiliyetini gösterirse soğuma devresi yeniden bir kuruluşa dönüşür." MHP kültürünün toparlayıcısı olan Alparslan Türkeş'in vefatı aslında MHP'nin ayağına bu fırsatı getirmiştir. Dönemin koşullarına imanı zayıflamışların vefası bağlandığında bir dönüş yaşanmıştır. Fakat artık farklılaşmış olan geri dönenleri özleştiremeyen Milliyetçi Hareket Partisi Adalet ve Kalkınma Partisi'ne iktidarı teslim ederek kültürün son aşaması olan soğuma devresine boğazına kadar batmıştır.

MHP kültürünün soğuma devresinde yaşananlar en genç kardeşlerimizin bile gözleri önündedir. Bu dönemde bu kültüre iman iyice zayıflamıştır. Amel ve iman çelişkisi ortaya çıkmış, partinin söylemleriyle yaptıkları birbirini tutmamıştır. MHP tabanı koruyucu ve gelenekçi olarak yoluna devam ederken yönetici kitle yanlış anlamda reformist bir tutum izlemiştir. Bu hareketin yönetici erkini elinde bulunduranlarla hareketin itici gücü halkı karşı karşıya getirmiş bir ikileşme yaşanmaya başlamıştır. Nevzat Hoca'nın saydığı bu özellikler yine MHP'nin son 15 senesiyle birebir örtüşmektedir. Hatta öyle bir madde var ki son yaşanan kurultay olayını net bir şekilde ifade etmekte. Nevzat Kösoğlu kültürün soğuma evresinin en nihai özelliğini "Hukuka bağlılık ve hukukun üstünlüğü şuurunda gevşeme" olarak belirtir. Milliyetçi Hareket Partisi yönetiminin alınan mahkeme kararlarını göz ardı ederek hukuksuz bir şekilde engellediği kurultayı bundan daha güzel açıklayabilecek bir başka örnek var mıdır?

Yargıtay'ın muhaliflerin haklı mücadelesinden yana hukuki tavrını koymasıyla beraber çok kritik bir sürece giriyoruz. Bu seçim sadece bir genel başkan seçimi değildir. Bu seçim MHP kültürünün ölüm-kalım meselesidir. Bu seçim ya MHP kültürünü yeniden kuruluş devresindeki canlı, yaratıcı ve ateşli iman devresine döndürme ya da soğuyarak ölüme terk etme seçimidir.

Bir başka yazıda açıklayacağım sebeplerden ötürü ben bu fetihçi tavrı yeniden canlandırabilecek olduğuna inandığım Meral Akşener'i destekliyorum. Ülkücülüğün ölmesine fırsat vermeyin. Dünyayı takip eden, trendleri oluşturan, lider bir yeni nesil ülkücülüğü inşa etmemize el verin!

Leave Comments