By Emrah Birgül on Perşembe, 28 Mayıs 2020
Category: Siyaset

SİYASAL İSLAM BATAKLIĞI

Bizler hep anlattık,hep anlatıyoruz,hep anlatacağız.Birimiz anlatmaktan yorulsa,ara verse,başka işlere yoğunlaşsa hatta terk-i diyar etse dahi diğer binimiz anlatmaya devam edecek.

Kadim bir anlatımız var bizim, bizden önce de anlattılar,bizden sonra da anlatacaklar.

Sona kadar.

Aslında insan çelişkilerle dolu bir varlık.Varoluş diyalektiği ve hayatın akışı bu çelişkileri, kişiyi bireysel bağlamından koparmadığı sürece anlayışla karşılıyor.

Bu başka bir deyişle öz fikirsel bütünlük korunduğu sürece, çelişkilerin yaşamanın kişiyi çizdiği doğrularından koparmayacağı anlamına gelir.

Elbette çelişkileri minimum boyuta indirmek fikriyatınızın kuvvet alanını daha da güçlendirecektir.

Fikir halkasının öz maddesi,çelişkileriniz ne kadar aza indirgenmişse o kadar güçlü bir temsiliyet sunacaktır.

Bazı kanserli fikirler ise sadece çelişkilerden oluşmuş birer virüs halini almışlardır ki hali hazırda, Siyasal İslam ve Siyasal İslamın gölge kardeşi Radikal İslam bu habis fikirlerin başını çekmektedir.

Planladıkları,söyledikleri,uyguladıkları ve uygulamak istedikleri asla birbirini tutmaz.

Buna gün gelir takiye yer gelir realpolitik uygun ortamı gelir tevriye ve hatta Îhâm bile dedikleri vakidir.

Üstelik bu fikriyatın en üst kademesi diyebileceğimiz insanlar bu çelişkili virüssel tutumlarını bile isteye, kasıtlı ve çeşitli imajlara bürünerek yapmaktan asla haya duymazlar.

Mazlumların zihinlerini,ceplerini ve hayatlarını sömürmekten imtina etmezler.

Bu zalim tavırların temelini oluşturan çeşitli zeminlerden en önde geleni ise darü'l-harb zeminidir

Siyasal İslam'ın genel bakışına göre Daru'l-harb İslamiyet kuralları ile Şeriat ile yönetilmeyen memleket manasına gelmektedir.

Kuran-ı Kerim'de Daru'l harb kavramı yoktur.

Bu sebeple çıkarları için özellikle seçtikleri,söylendiğini rivayet ettikleri hadislerin ortak noktası şudur ''Dâru'l-harpte hadler uygulanmaz''.

Özetle İslam'ın hükümlerinin kanun sayılmadığı yerlerde, temelde suç sayılabilecek unsurların cezaları uygulanmaz.

Siyasal İslam başta ülkemiz olmak üzere, dünyanın birçok noktasında kimi zaman gizli kimi zaman ise açık ifadelerle bu fikriyat peşinden ilerlemiştir.

''Günah işleme özgürlüğü'' gibi abukluklar bu zihniyetin ürünüdür.

Her türlü katakulli ve karanlık yol,yalanlar,hırsızlıklar,zulümler,ayrımcılıklar,düzenbazlıklar bu topraklar Siyasal İslama göre günahkar topraklar olduklarından rahat rahat işlenmiştir.

Yaptıklarının yanlış olduğunu,günah yolunda olduklarını belirtenlere ise gölgelerinde onları kollayan kimi zaman abileri kimi zaman küçük kardeşleri konumunu alan Radikal İslam'ın, namlusunu göstermeye çalışırlar.

Siyasal İslam sözde, ülkemizde ve dünyada yaşanan Radikal İslamcı terörü lanetliyor gibi gözükse de başı sıkıştığı an şiddetten bahsetmeye,insan katletmeyi normalleştiren söylevler geliştirmeye başlar.

Bu Siyasal İslam ve Radikal İslam öyle sarsılmaz iki kardeştirler ki yeri gelir Laik Demokratik Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'na IŞİD gibi, kendinden olmayan herkesi vahşice katleden paranın ve gücün köpeği olmuş bir terör örgütü ile ilgili

''Dışlanma sonucu bir araya gelen öfkeli bir grup müslüman'' edebiyatı yaptırır.



Yeri gelir İstanbul'un göbeğinde dünyanın en sıradan ve normal meselelerini,hatta dünyamızı güzelleştiren sanatı bile büyük bir günahmışçasına böğüre böğüre savunan tiplerin oluşmasına vesile olur.



Konuyu net olarak anlayabilmek için şunu unutmamanız lazım Siyasal ve Radikal İslam'ın tek gerçeği maddi güç,yobaz fikirler ve ele geçirebildikleri alanlardır.Bunlardan milliyetçilik,vatanseverlik,insancıllık

,hayvanseverlik,bir sofrada her dinden insanla bir çay içip bir sohbet etmelerini vesaire beklemeyin.

Değil sohbet etmek fırsatını bulduklarında yaşam alanlarınızı daraltmak hatta yok etmek onların en kutsal amaçlarındandır.

Burada aklınızda şöyle bir soru işareti oluşabilir?Ee bu adamlar herkesle bir araya geliyor oturuyor kalkıyor,sohbet ediyor.Yeri geliyor ellerinde Türk Bayraklarıyla geziyor, yeri geliyor dillerinde marşlar…

İlk satırlarda bahsettiğimiz Takiye ve ilintili kavramlar burada devreye giriyor,amaçlarına ulaşana kadar her türlü kılığa girmekten zerre imtina duymazlar.Hatta bu konuyu teşvik ederler.Demokrasi mi?Amaç değil araçtır.

Hatırlayalım bundan 4 yıl önce Firuzağa'da Koreli Seogu Lee tarafından işletilen Velvet Indieground Records adlı plakçıda, dünyaca ünlü Radiohead grubunun internet üzerinden canlı yayınlanan konserini izlemek için bir araya gelen vatandaşlarımız Ramazan ayında alkol aldıkları ve gürültü yaptıkları gerekçesiyle saldırıya uğradı.O sırada mekandan yapılan canlı yayının kaydı;


Bu saldırının ne kadar zırtapoz bir kafanın ürünü olduğu günah ya da sevap kavramlarının kişilerin kendi inanç hürriyetlerinde olması gerekirken, bu videodaki kımıl zararlılarının nasıl bir vahşilik içerisinde insanları darp ettiği ve darp ederken içerisinde oldukları fikriyatları malumunuz.Asıl tehlikeli olan bu kısım değil daha önce bir yazımda belirtmiştim,bu yazıda da yazıyorum asıl tehlikeli olan bu olaylardan sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın şu söylemidir:

"Öğrendiğim kadarı ile hadise şöyle gerçekleşiyor; Koreli esnafımız internet üzerinden gerçekleştirilecek bir albüm tanıtımı için sosyal medya üzerinden davette bulunuyor. Bu çağrı üzerine plak dükkanına gelen ve zaten çok küçük olan mekanla birlikte sokakta da alkol alarak etkinliğe katılan 20-30 kişilik bir grup mahalle halkının tepkisiyle karşılaşıyor. Önce tartışma ardından arbede yaşanıyor. Olaya karışanlar tespit edildi, çoğu da yakalandı. Asıl üzüldüğüm husus Koreli esnafın mağdur olmuş bulunmasıdır. Ramazan günü sokaklara taşan bu tarz bir etkinliğe kalkışmak ne kadar yanlışsa buna kaba güç kullanarak müdahale etmek de o kadar yanlıştır. Burada iki taraf da hatalıdır. Kendi milletinin kendi şehrinin hassasiyetlerine saygı duymayanlar ve buna demokratik olmayan bir tepkiyle mukabele edenler yol açtıkları arbede ile maalesef misafirperverliğimize gölge düşürmüşlerdir. Bu basit olayı çarpıtarak buradan bir 'oruç tutmayanlara saldırı' efsanesi üretmek isteyenler art niyetlidir, kötü niyetlidir. Koreli esnafımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Duyarsızlıkları ile bu tatsız hadiseye yol açanları ve kaba güç kullanarak olayın istismarına yol açanları kınıyorum" dedi.''

Bu cümleler bu ülkenin Cumhurbaşkanı'nın ağzından çıktı…

Laik Demokratik Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı; ne teröre bulaşmış ne bir saldırıya bulaşmış gençlere yapılan saldırıyı o gençlerin düzenledikleri müzik aktivitesi ile bir tuttu.

Bu ve bunun gibi binlerce örneği yazsam bütün bir ülkenin tutumunu değiştirebilir miyim?

Sanmam…

Ancak sadece bu yazıdan,bu konu ile ilgili daha önce yazdığım yazılarımdan ya da birçok değerli fikir insanının yazdığı bu konudaki yazılardan bir kişi ilham alsa ve hayatını,fikirlerini ona göre tekrar düşünse şahsım adına yeterlidir.

Kaldı ki bu güzel insanların sayısının çok daha fazla olduğunu ve hürriyetperver yaşam biçimleriyle ülkemizin geleceği için mücadele verdiklerini gördüğüm zaman ülkem adına olan hüznüm biraz dağılıyor.

Var olsun Atatürk'ün izinde onun yolunda ilerici Türkiye'yi yaşatmaya çalışan milletimiz!

Not:Yazının bu bölümünde geçen Daru'l harb kavramı ile ilgili kafasında soru işareti olanlar google,yandex vs. gibi arama motorlarından araştırmalarını yapabilirler.

***

Konuyu bağlamından uzaklaştırmadan kısa bir alana daha değinmek isterim Din güncel sözlüğe ''Tanrı'ya, doğaüstü güçlere, çeşitli kutsal varlıklara inanmayı ve tapınmayı sistemleştiren toplumsal bir kurum'' olarak geçer.Dünya üzerinde toplulukların kabul ettiği çok sayıda din ve öğretiler vardır.

Bu noktada dünyamızda ve coğrafyamızda önemli ve geniş bir alanda varlığını sürdüren İbrahimi dinlerden bahsetmek isterim, kronolojik sırasıyla

Yahudilik,Hristiyanlık ve İslamiyet İbrahimi Dinleri oluştururlar.

Temel inanış Hz.İbrahim peygamberin oğullarından Hz.İshak'ın Yahudilik ve Hristiyanlık peygamberlerinin atası,Hz.İsmail'in ise İslamiyet peygamberinin atası olduğu yönündedir.

Bugün birçok nüfüs ve din araştırmasına göre dünya üzerinde yaklaşık;

2.3 milyar Hristiyan 1.9 Milyar Müslüman ve 16-17 milyon civarında Yahudi bulunduğu belirtilmektedir.

Bu 8 milyara yaklaşan dünya nüfusunun yarısından fazlasının İbrahimi dinler temsiliyetinde bulunduğunu göstermektedir.İbrahimi dinleri biz sık sık ''Semavi Dinler'' olarak da ele almaktayız.

Semavi Dinler olarak adlandırdığımız zaman İbrahimi Dinler kavramı üzerine eklenen kısım şudur.

İlk insan olarak kabul edilen Hz.Adem'den bugüne Yüce Yaratıcı tarafından indirildiğine inanılan ve ''Tanrı'nın bir olduğu'' söylenilen tüm dinler Semavi Dinler sıfatına girmektedir.

Semavi dinlerin ortak yönü Tanrı'nın tek ve yegane yaratıcı olduğu,ibadetin yalnız ona yapılacağı ve ondan başkasına ibâdet edilemeyeceği yönündedir.

***

Herhangi bir dine gönülden bir şekilde inanıyorsanız bir dakika durun,inandığınız dinin özünü aklınıza getirin ve kendi kendinize şu soruyu sorun;

Yüce Yaratıcı ne sebeple olursa olsun insanların diğerlerine zulüm,ayrımcılık ve zalimlik yapmasının yanında olabilir mi?

Eğer bir Semavi Dine kendinizi ait hissediyorsanız durun ve kendinize sorun;

İnandığınız ve yol belirlediğiniz inanış hiçbir günahı olmayan bir kişinin hakkını yiyecek,onu acz içinde çaresiz bırakacak kadar haysiyetten yoksun bir yol mu?

Eğer Semavi Dinler dışında bir din ya da öğretiyi kendinize yol belirlediyseniz inandığınız yolda zulmetmeyi öğütleyen mi zulmün karşısında olmayı belirleyen mi çizgiler var?

Hiçbir inancınız yoksa ya da inançlar arasında kararsız kaldıysanız durun ve kendinize sorun;

Yaşamayı sürdürmeye çalıştığınız bu hayatta,sizin gibi yaşamayı çalışan tek isteği ömrünü güzel ve huzurla bir biçimde yaşamak olan diğer insanları yok ederek yaşamak mı,yoksa onlar ile birlikte daha güzeli,daha adili ve mükemmeli inşa ederek yaşamak mı?

...

Öyleyse ortak bir kaygımız,ortak bir kavgamız var dostlarım inanç gibi bir kutsaliyeti kendi çıkarları doğrultusunda hapsedenlere karşı yüce bir yolumuz var.

En başta bu ülkede sayısal olarak çoğunluğu oluşturan Müslüman kardeşim sık sık çocuğunun geleceğinden endişe ettiğinden bahsediyorsun,toplumda yozlaşmalar olduğunu söylüyorsun senin dinini kendi siyaset malzemesi olarak kullananlar oldukça senin Yaradan'ın rızası için kıldığın namazı kendilerine,siyasetine kalkan yapanlar oldukça endişelen,hatta endişelenmekten uykuların kaçsın ama sana gerçekten zarar veren bu Siyasal İslamcı denilen yapıları gör de bunlardan dolayı endişelen!Çocuğun bir müzik grubunu dinledi diye onun ahlakı çökmez,çok rahatsız olursan her teknolojik cihazın bir açma ve kapatma sistemi bulunmaktadır.

Oysa ne zaman ahlaksızlar din siyaseti bahanesiyle bu toplumun her yerinde gururla dolaşır işte o zaman çocuğunun ahlakı bozulmakla kalmaz,yerle bir olur...

---

Fikir üretmenin,fikirleri rehber edinmenin,bir değişim yolunda adım atmanın,birlik olabilmenin,ülkede ve dünyada gerçekleşen düşünsel değişimlerin boş bir uğraş olduğunu düşünen genç kardeşim.İnsanın samandan farkı sadece yürümesi,yemesi ve cinsel hayatı olması değildir.

İnsan zincirlenemeyen düşünceler sayesinde insandır.Sen bugün büyük bir ahkamla bunların boş olduğunu söyleyebiliyorsan zamanında bunları söyleyebilmen için birileri hayatlarından,mutlu yaşamlarından ödün verdiler diyedir.Hiç kimseye saygın kalmadıysa bile kendine saygın olsun.Yüz yıl sonra güzel anılarla ve teşekkürle bahsedilen bir ruhun parçası olmakta mı heyecanlandırmıyor seni?

Mustafa Kemal Atatürk ve Silah Arkadaşları, diye andığımızda ''Silah Arkadaşları'' kelimesi boş bir lakırdı düşüncesinde misin?Mustafa Kemal Atatürk ve ''Fikir Arkadaşları'' diye andığımız mazimizdeki ''Fikir Arkadaşları'' tanımlamasını laf olsun diye mi söylüyoruz sanıyorsun?

Asla.Bizler isimlerini bilmediğimiz o yiğit adamları saygıyla ve minnetle anıyoruz.Onlardan tam yüz yıl sonra yaptıkları büyük fedakarlıklar sayesinde varolduğumuzun bilinciyle sürdürüyoruz yaşantımızı ve o zaman onların mücadelelerini baltalamak isteyen her zırtapozu midemiz bulanarak hatırlıyoruz,pislik içindeki bir yudumluk su gibi geliyor ağzımıza onların insanlığa,memleketimize,milletimize yaptığı kötülüklerin tadı,bir balgamlık süre kadar hatırlıyoruz yani onları...

Bu memleketin Ruhu bu memleketi oluşturan bireylerin yaptıklarıyla aziz bir görünüme bürünmüştür ve de bu Ruhtur yeniden çalışarak,mevcudiyetini ebedileştirmek için gayret sarfedenlerin emekleriyle yükselecek olan.

---

Benim nazarımda Dünya hayatı huzur ve mutluluk arayışı içerisinde süregelen bir tren yolculuğu gibidir.

Her kompartıman bir milleti temsil etmektedir.Bu sonsuz yolculukta benim içerisinde bulunduğum kompartıman karnı tok,sırtı pek ve sorunlarından arınmışsa elbette diğer kompartımanlara da el uzatmak benim insani görevimdir.

Tren bir kaza yaptığında ister refleks diye adlandırın,ister bilinç ben ilk olarak kendi içinde bulunduğum kompartımana bakmak,oradaki sağlıksal sorunları gidermek için mücadele etmek zorundayım.

Eğer bizler iyi,sağlıklı ve güçlüysek elbette diğer kompartımanlara da yardım etmeliyiz.

Milliyetçi çizgim bu düzlemde gelişmeyi uygun bulmaktadır.Ne diğer kompartımanlarda bulunan yaralıların yaralı kalmalarına göz yumarım ne de kendi kompartımanımda ağır bir yaralı varken başka kompartımandaki küçük bir çiziği tedavi etmeye koşarım.

(Yine şunu belirtmekte fayda var ki;

İyi niyeti suistimal gazaba davet çıkarır.

Bu kompartıman benzetmelerimde kompartımanlar içerisinden milletimize düşmanlık besleyenler elbette hak ettikleri gazabın tohumunu da ekmektedirler.Bizler tohumu da çiçeği de iyi biliriz çok şükür...)

Bu matematikle ilerlersek ülkemizin gerçek bir örnek ülke milletimizin örnek bir millet olacağı arzusu ve düşüncesindeyim.

Yazımı sonlandırırken şunu tekrar belirtmek isterim ne Siyasal İslam'ın,Radikal İslam'ın bağnaz,düşmancıl,yobaz ayak oyunlarıyla ne de özümüze ihanet eden çeşitli Millet düşmanı şebekelerle bu ülkenin güzel günlerine geçiş yapılamaz.

Bizler Mustafa Kemal Atatürk'ün, her çağda yeni çağın gerekliliklerini yerine getirmemizi söylediği düşünceleriyle,

Bizler kula kulluk edenlerin değil bu milletin onurlu bir evladı olmaktan gurur duyan Fikir Önderlerimiz'in dile getirdiği düşüncelerle,

Bizler gerici her ayaklanmanın karşısında yıkılmaz bir çınar gibi duran o mağrur,o cesur,o mümtaz şahsiyetlerin yaptıkları hamlelerle mevcudiyetimizin özünün buraya kadar geldiğinin bilincinde olan insanlarız.

Bundan sonra bu kutlu davayı yaşatmak yine Türk Milleti'nin münevver evlatlatlarının sorumluluğundadır.

En derin saygı ve sevgilerimle 

Emrah Birgül

Related Posts

Leave Comments