By Nejat Kurtuluş on Cumartesi, 31 Temmuz 2021
Category: Siyaset

OKUL, MÜDÜRÜ KADAR MI OKULDUR?

​         Yetki ve otorite arasındaki ilişkiyi kanıtlamaya çalışan deneylerden biri 2003 yılında üç üniversite öğrencisi üzerinde yapılır. Araştırmayı yapanlar üç öğrenciden ikisini tesadüfen seçip, bir konuda kısa bir rapor yazmalarını isterler. Yine tesadüfen seçtikleri üçüncü öğrenciyi de raporları okumasını ve diğer ikisinin başarısını ölçmesini isterler. Deney yarım saat sürer ve sonunda deneyi yapan kişilerden biri herkese kahve ve bir tabak içinde beş kurabiye ikram eder. Masadaki dört kişi birer kurabiye alarak çaylarını içerler. Beşinci kurabiyeyi ise kendisine diğer iki arkadaşını değerlendirme yetkisi verilen öğrenci afiyetle yer. "Kurabiye Deneyi" öncesi her öğrenci de eşitti, hepsi aynı sınıfta okuyan, aynı yaşta, aynı sosyal çevreden gelen öğrencilerdi. Ama aralarından biri tesadüfen yetki sahibi olmuştu; herkesten daha fazla kurabiye yemeyi kendine hak görmüştü.

        Deney defalarca tekrarlandı. Yetki sahibi olan tüm öğrenciler aynı davranışı sergilediler. Son kurabiyeyi afiyetle, üstelik keyifle yediler.

        Türk eğitim camiasında duayen, aynı zamanda çok saygın bir hocamızın kült haline gelmiş bir sözü geldi aklıma: "Okul, müdürü kadar okuldur" der hocamız. Çok kutsandığına, eğitim dünyasında yine çok saygın bildiğimiz insanların da bu söz üzerine methiyeler düzdüğüne çok defa şahit olduk. Yalnız, veciz haline gelen bu söz gerçekten bu kadar övgüyü hak ediyor mu pek bilemedim. Otorite ile yönetim gösteren, gücünü koltuktan alan, fazla resmi bir yöneticiyi destekleyebilir, ancak bu söz paylaşımcı, nükteli, empati kuran, egosu kontrollü, açık gönüllü ve alçak gönüllü olan yöneticiler için bir anlam ifade etmemektedir. Sahada olan bilir, otoriter yöneticiler mevcut durumda fazla zorlanmasalar da, paylaşımcı yöneticiler için bunu söylemek pek mümkün görünmemektedir. Bu durum sistemsizlikten kaynaklanmaktadır. Sistemin olmadığı yerde okul müdürü kadar olabilir, ancak kurulmuş düzenli bir sitemde yöneticinin düzgün karakterli olması dışında pek bir önemi yoktur. Çünkü okul, sistemi kadar okuldur. İşleyen müdür değil, düzenli kurulmuş sistemdir. Müdürün uydurulmuş ve gereksiz otoritesi dışında bir yetkisi de yoktur zaten. Ekibini bile seçemeyen yerde sistemden de söz etmek mümkün değildir. Yukarıdaki deneyde olduğu gibi beşinci kurabiyeyi yiyen üçüncü kişi kadardır okul müdürü.

        Okul müdürü yerine okul lideri olsun diyeceksiniz, ancak liderlik tehlikeli bir şeydir. Yaşadığımız yüzyılda liderliğin yeri olmamalıdır. Nedense bizim gibi toplumların liderlere çok anlam yüklemek gibi bir hususiyeti var. Alt tarafı görev adamıdır okul müdürü, sistem yürütücüsüdür.

        Okuldaki durum böyle de, bakanlık, il ve ilçe yönetimlerinde durum farklı mı? 25 genel müdür, 140 daire başkanı, 81 il müdürü, 800 ilçe müdürü… Nicelik olarak fazlaca görünse de nitelik olarak pek parlak olmadığını eğitimin, dolayısıyla amaçsız ve işsiz gençlerin düştüğü vahim durumdan anlayabiliyoruz. Bakanlık teşkilatı yeniçeri ocağının son dönemleri gibi işlemektedir. Tabiri caizse ayak oyunları konusunda pek bir mahirler. Bir bakanı bile sabote edebilecek, alan daraltacak kadar da cesurlar. Eğer çocukların dertleri ile dertlenselerdi, bu işlerle uğraşacak zamanları olmayacaktı elbette.

        Türk Hava Kurumu'nun Kayyum Genel Müdürünün, ellerinde 10 yangın söndürme uçağı olduğunu, uçakların bakımsız olduğunu, ondan dolayı maaş vermemek için pilotları istifaya zorladıklarını kendi ağzından duyduğumda, ülkede hiçbir gence yabancı dil öğretemeyip, 65 bin yabancı dil öğretmenine ödediğimiz paralar ve yanan ormanlar geldi aklıma. Keşke ülkenin bürokratları ülkeyi yönetenlere bunları hatırlatsalar, bunlarla dertlenseler de cennet ülkemiz hak ettiği müreffeh günlere ulaşsa; pandemide okulların kapalı olduğu günlerde, çocukların okuldan uzak kalmasına kaygılanmamızın bir anlamı olsa. Ancak, maalesef beşinci kurabiyeyi yiyenlerde sonuç hiç değişmiyor.

Görülüyor ki eğitimde "Sen ağa ben ağa bu ineği kim sağa" sorunu tepeden tırnağa kemikleşmiş şekilde ortada duruyor. Güçlü okul, güçlü kurum, güçlü Türkiye istiyorsak " güçlü lider" sloganından kurtulup, güçlü sistemler kurmaya çalışmalıyız. Kul, köle yetiştiren, herkesi kul köle gören bu sistemden kurtulmalıyız. Unutmayalım, büyükler gibi basit düşünmeyelim, çocuklar gibi basit düşünelim.

Related Posts

Leave Comments