By Mehmet Soral on Perşembe, 07 Aralık 2017
Category: Siyaset

GÜNDEME DAİR ''ORDAN BURDAN ŞURDAN''

BOP eşbaşkanının Kudüs meselesi olamaz
İslam coğrafyasının başına çuval gibi geçirilen BOP projesinin eşbaşkanı kendisine görev tevdi edildiğinde; "Ne münasebet, siz ne yapmak istediğinizin farkındamısınız" diyerek mümince bir tavır ortaya koymuş olsaydı; bugün Küdüs ile ilgili olup bitenler karşında göstermiş olduğu tavrın samimi olduğuna inanıp, güvenebilirdik. Sürecin müsebbibi olanların tavrı konjonktüreldir, hiç de sahici değildir. Tek sahici olan; iktidar gücünü koruyabilmek için durumu fırsata çevirerek, taraftarını konsolide edip, selden kütük kapma gayretidir.

Siyastin Finansmanı ve rüşvet
Bu ticaret şekli ülkemizin kazanç elde etmesi için değil, malum partinin siyasi finansmanını sağlamak için düşünülmüş olduğu anlaşılıyor.
...
İşte o nedenledir ki; yüklü miktarda rüşvet aldığı söylenen bakanlar dahil kimse görüş belirtemiyor, suçlamalara cevap vermiyorlar. Masum olan insan taş olsa çatlar be. Peki bu ketumluk nedir; çünkü kendilerine "Konuştuğunuz an size sahip çıkmayız, bilesiniz" tehdidinde bulunulduğunu düşünüyorum.
...
ABD'de olup, bitenlerden korkulması da; işin siyasi finans kaynağının deşifre olacağıdır. Ancak ülkenin bekası hassasiyetini dillerine pelesenk ederek, milletin sorgulama yapmaması için kendilerine koruyucu kalkan oluşturmaya çalışıyorlar.

"aRSIZ HBR" kanalı
Zamanında "Zarraf'ın boynuna başarılı ve hayırsever iş adamı madalyonu takılmalı" haberini manşetten veren "aRSIZ HBR" kanalı, Zarraf konusunda gelinen son aşamada Kılıçtaroğlu'nun "Şimdi bakalım bu aRSIZ HBR kanalı boyunlarına ne takacak" deyince hemen "Kılıçtaroğlu yağlı urgan ile bize darağacını gösteriyor" diyerek, algı oluşturmak ve ozanların yaptığı gibi "yağlı urgan" ayağı vererek reislerine ve diğer trollerine siyasi malzeme sağlıyorlar.
...
Ancak EURO 50.000.000.- lık rüşvet dedikodusu üzerinden muhatabına tek bir kelime, yorum yoktur. "Boyna takılan" deyince hemen "Yağlı urgan"ı hatırlayanların her ne hikmetse; bu malum rakam üzerinden arsızlık, hırsızlık, namussuzluk; şerefsizlik ve haysiyetsizlik gibi sıfatların akıllarına gelmiyor olması aRSIZ HBR'in arsızlığı değildir de nedir.

İYİ PARTİ'nin teşkilatlanma sürecinde üyelerine şu mesajı vermesi gerekir.
Sürecin doğası gereği atamalarda üyerlerin "seçme" iradelerine baş vurmak mümkün değil. Bu süreci salimen tamamlayabilmek için Meral Hanım ve görevlendirdiği ekibe rahat çalışma alanı açmak lazım.
...
Teşkilatlanmayı tamamlama sürecinde illa ki gönlümüzce onaylamadığımız isimler atanmış olsalar bile; olağan kongre aşamasına kadar eleştiri yapmayı düşünmeden, katkılarımızı olumlu sinerji oluşturmak adına kesintisiz devam ettirmek durumundayız.
...
Esas demek istediğime gelince; olağan kongreler başladığında süreç üyelerin özgür iradelerine bırakılarak tamamlanmalıdır. Süreç kendi haline bırakıldığında devreye üyelerin "Seçme iradesi" gireceğinden taşlar daha rahat ve yakışır şekilde yerine konacak, oturacaktır.
...
Bilhassa İYİ PARTİ adına inisiyatif sahibi olduğunu düşünen veya katkı sağlamayı içinden geçiren herkes tabana bu yönde telkinde bulunarak, üyerlerin rahatlaması sağlanmalıdır. Çünkü İYİ PARTİ hareketinin oluşmasına vesile olan güçlü nedenlerden birisi de; ayrılıp geldiğimiz partilerde bunların yapılmamasından kaynaklanan, yerleşmiş olan antidemokratik uygulama alışkanlıklarıdır.


''Partili Cumhur Başkanlığı''nın mucidisin; peki adayı niçin değilsin?
''Tek Adamlı Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi''nin kaşifi olacaksın ama adayı olmayacaksın öyle mi. Samimiyet bunun neresinde. Sen Türk milliyetçiliği hareketinden ne istedin de bunu yaptın; kastın neydi.
...
Yeni sistemde cumhurbaşkanı tam yetkili ve sen ''Ben bu işte yokum'' deyip, ''İrademizi falanca için ortaya koyacağız'' diyeceksin. Peki kardeşim adama sormazlar mı ''Öyleyse siyasette niçin varsın; cumhurbaşkanı adayı olamayacağın partiyi niçin meşgul ediyorsun.''
...
Türk milliyetçiliği hareketinin durumu; kapısı Üzerlerine kilitlenip, anahtarı da dışarıya atılmış; etrafı ateşe verilen ev hali gibi. Bu hareket böyle bir sürece kasten sokulmuştur.
...
Bizler aynı zamanda kirli bir referandum ile gasp edilen demokrasinin itibarının iadesi; yani ''Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Sistem''e dönmenin mücadelesini veriyoruz.
...
Tek adam iradesi fetöyü peydahlayıp, canavarlaştıran, sonra da başımıza musallat edendir.
Eğer parlamenter sisteme dayalı, (Birileri yamalı bohça deseler de) tek adam değil, ''Koalisyon iradesi'' olsaydı hükumet adına yapılan atamalarda illaki koalisyonun diğer kanadı fetöcü hakim, savcı ve diğer bürokratların devlete yerleştirilmelerine itiraz edeceklerdi. Anayasa mahkemesi üyelikleri ve yüksek yargı başkanları atanırken duyulan hazdan koalisyonun diğer ortağı ''Mevlam verdikçe veriyor'' demeyecek; ''Bir dakika beyler ne oluyor böyle, kim bunlar'' diyeceklerdi ama tek adamlılık buna fırsat vermedi. İşte bu nedenle İYİ PARTİ'nin verdiği mücadele ''Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Sisteme''e dönüş mücadelesidir.


Has oğlanken hain oğlan olmak
Yirmi gün önce sağlığı hususunda endişe duyduğu vatandaşı için ABD'ye Nota veren devletimiz; aradan on gün geçtikten sonra aynı vatandaş için "Canın cehenneme" diyor; nihai olarak bugün de duyduk ki tüm mal varlığına el koyma kararı alınmış.
...
Demek ki; T. C Devleti için herhangi bir vatandaşının devletin en has elamanıyken; en hain elemanı olma evrimi için aradan yirmi gün geçmesi yetiyormuş.
...
Ve bu adamın hain, ahlaksız, namussuz, üç kağıtcı birisi olduğu özelikle bugün de olduğu gibi muhalefet tarafından geçmişte hükümete hatırlatıldığında; aynen zamanında Gülen için söyledikleri gibi "Bu hayırsever iş adamından ne istiyorsunuz" demişlerdi. Ve gelinen nokta ne acı tesadüf ki; aynen fetö meselesinde gelinen nokta ile aynı.
...
Acemice, eli ayağı dolaşan; sakarca devleti yönetme anlayışı onbeş yıl önce başladığı gibi maalesef kesintisiz devam ediyor. Doğal olarak bu sakarlığın ne zaman, başımıza ne belalar açabileceği de meçhul.
Ne diyelim; milletin dediği olur(!) muş. Allah devletimizi ve milletimizi korusun.


Cumhur ittifakı
Sayın Bahçeli ülkücünün bilinçli iradesine hükmedip, kendi seçmeninin oylarını istediği şekilde yönlendiremeyeceğini anlayınca; bu sefer Türk milliyetçilerinin "Üç Hilale kıyamamak" görüldüğü yerde altına mühürü basmak gibi sadakata bağlı duygusal refleksi suistimal ederek; AKP ile yapmayı düşündüğü, gönlünden geçen "Cumhur ittifakı"nı gündeme getirerek; Recep Tayyip Erdoğan'ı ve AKP'yi tekrar 2019 seçimlerinde iktidara getirebilmenin formülünü sunmaya çalışıyor.
...
Kırk yıldır kedimi ülkücü olarak tanımlayan birisiyim; diyebilirim ki Sayın Devlet Bahçeli'nin bu anlamdaki düşüncesi, ittifak formülü belki de MHP de kalan seçmenin istenildiği şekilde yönlendirilebilmelerini sağlanacak en kuvvetli formül ancak yeterli değildir. Yani demem o ki; burada amaç; kullanılan oy'un kimi Cumhurbaşkanı yapacağı değil, pusulada üç hilal görüldüğü an altına mühürün basılmasını sağlamaktır; çünkü aksi durumda hiç bir Türk milliyetçisi Recep Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı olması için oy vermeyecektir.
...
Ancak bu anlamda etki altına alınabilecekler; Türk milliyetçilerinin genelinin ancak %15 civarında olanları kadardır. Verdiğim yüzde 16 Nisan referandumda Türk milliyetçilerinin kullandıkları Hayır cephesindeki oy oranıdır. Bunu referandum sonrası kamuoyu araştırma şirketlerinin sonuçlar üzerine yaptıkları analizlerden elde ettikleri tesbit olup, şahsi tesbitim değildir.
...
Yine Sayın Bahçel'nin Türk milletinin "Ortalama Algı Düzeyi"nden bihaber olduğunu görüyoruz. Aynı pusula üzerinde, aynı anda tercih edilecek parti için iki defa mühür basılacak olunması kargaşaya sebep olacaktır. Ben sivil toplum örgütcü birisiyim ve Türkiye ortalama algı düzeyini kavrayıp, tanımlayanilmiş birisiyim; sayın Bahçeli'nin formülü hiç de pratik olmayıp, kargaşaya neden olacaktır. Benim ailemde dört seçmen var; Sayın Bahçeli'nin çizerek anlatmaya çalıştığı ittifak formülünü sadece ben anlayabildim. Onu da; anlatırken değil, daha sonra üzerinde biraz düşündükten sonra ancak anlayabildim.
...
Şimdiden söyleyeyim ki; eğer bu seçim ittifakı formülü ile seçim yapılırsa; yaşanabilecek bir kargaşa ile yine Yüksek Seçim Kurulu'nun öğleden sonra iktidarı kurtarma düşüncesine ilham kaynağı olabilecektir.

Sorun yaslalarda değil ki; ahlaki
Harbi bir muhalif olarak söylüyorum ki; yurt dışında bilmem nerede şirket kurup, orada hesap açmak ve o hesap üzerinden para transferleri yapmanın yasalarımıza aykırı bir tarafı yoktur. Bu tür hesaplara duyulan ihtiyaç; kişinin parasal imkanlarının başkaları tarafından bilinmesinin istenmemesidir.
...
Peki böyle olduğu halde suçlamanın muhatabı olanlar niçin "Kardeşim size ne, biz ticaret yaptık, yasa dışı bir şey yoktur" demiyorlar.
...
Demezler, çünkü sorun yasal nedenlerden değil, etik olmayan nedenlerden kaynaklanıyor. Onlar nedir;

1-Devleti yönetenlerin bizatihi vatandaşın döviz ve altınlarını bankalarda hesap açarak ekonomiye kazandırmaları istenirken; aynı yetkililerin yakınlarının sermayelerini yurt dışına transfer etmiş olmaları.
2-Bu ülkede kazanılan paranın bu ülkede yatırıma dönüştürülerek kazançlardan vergi yolu ile ülke ekonomisine katkı sağlamak varken; vergi verme yükümlülüğünden kaçınmak için ülkemizin imkanları ile sağlanan sermaye üzerinden başka ülkelerin ekonomilerine katkı sağlamak.
3-En önemlisi de; milyonluk döviz meblağları üzerinden ifade edilen ve transfer edilen paraların ismi geçen insanların hangi iştigal alanında, ne zaman kazanmış olabilecekleri üzerine makul ve mantıklı bir açıklamasının olmayışı.
...
Galiba sıkıntı, bu paraların kaynağının izah edilemeyişinden kaynaklanıyor. Kişi anasının değil, büyük büyük daha büyük anasının rahmine düşmüş olsa bile; bahsi geçen rakamlarla ifade edilen servete sahip olamazlar. Dolayısıyla ortada suç yok ki; CHP de gidip savcılara belge verip, dava açsın. Ama Cumhuriyet savcısı bu konuda kendisi soruşturma açmış durumda.
Mehmet Soral
Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Related Posts

Leave Comments