Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde lisans eğitimimi tamamladım. Şu an Marmara Üniversitesi'nde Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü'nde Yüksek Lisans yapmaktayım. Dövüş sporları ile ilgileniyorum. İttihat ve Terakki özel ilgi alanımdır.

İşgal Altında İstanbul

isgalaltindaistanbul

Gözlerimden tütün akıyordu çok fazla sakallıydım,
Yağacak yağmurun çocuklarını bekliyordum,
Deniz dalgalıydı güneş sönmemişti
Sirkeci'de cephanelikleri kolluyorduk,
Süreyya Bey eczanesinde baht-ı millet ağlıyordu,
Umur-ı Şarkıyye'den bir ben bekliyordum,
Gözlerimden tütün akıyordu çok fazla sakallıydım. 

Devamını okuyun
  0 yorum

İttihatçılık Fikrinin Oluşumuna Dair-1

Bu Metin İttihat ve Terakki Üyelerinin Ortak Kararıyla Yazılmıştır. Öncelikle İttihat ve Terakki'nin kuruluşundan itibaren farklı siyasi ideolojileri ve dini görüşleri benimsediğini en başından belirtmek gereklidir. Diyebiliriz ki, İttihat ve Terakki, fikir olarak kesinlikle monolitik bir örgüt değildir. Bununla beraber, oldukça makyavelist bir yapılanmaya sahip olup, bütün yaptıklarıyla da bunu desteklemektedir.  İttihat ve Terakki, kuruluş nizamnamesinin gerektirdiği gibi bütün Osmanlıların cemiyetidir. Nizamnameyi oluşturan Ahmed Rıza'nın pozitivist bir aydın olduğu göz önünde bulundurulursa, cemiyetin de ilk olarak herhangi bir ideolojide seyrettiğini söylemek güç olacaktır. Ay...
Devamını okuyun

Telif Hakkı

© İttihat ve Terakki Merkez-i Umumisine aittir.

  0 yorum

Temmuz ile Gelen

1908-mesrutiye_20170828-022131_1
Kapıdan girer girmez masanın üzerine yığılmış bir sürü harita dikkatimi çekti. Aynı şekilde sigara tablaları masaya konulmuştu. Odanın içerisinde sigara dumanı her yeri kaplamıştı. ​ Hava çok sıcak. Ayağımdaki çizmelerin terden kayabileceğini hissediyorum. Kaymayacak biliyorum fakat bu sıcak bana müthiş bir vehim katıyor. Duyduğum vehim kadar vahim haberler taşıyorum. Geçtiğim yollarda keder peşimi bırakmıyordu ve ben Yolgezer, yeni bir görevi tamamlamanın verdiği haklı gururu yaşayamadan karargaha ulaşmak için çırpınıyordum. Manastır'a az bir mesafe kala, şehre girmeden bir kayanın üzerine oturup dinlenmeye karar verdim. Yolculuğum Selanik'ten beri sürüyor ve ilk defa yaya kalmanın acısını ...
Devamını okuyun

Telif Hakkı

© Kürşad Yavan @ tahtaPod.com | Tüm hakları saklıdır.

  3 yorum

FIRTINAYLA GELEN

19424371_334719283628082_4056874196679812213__20170826-035519_1
Utanarak kafamı eğdim. Enver Bey haklıydı. Bana bakarak devam etti; "Bu haberler çok vahim. Yeni milisler oluşturmak isterken çok berbat havadisler getirdin. Bu bir şeyi değiştirmez. Her zaman umut vardır Yolgezer unutma. Umudunu kaybedersen her şeyini kaybedersin." ​ Sert bir fırtına yüz hatlarımı döverken, hızımı kesmeden tepeyi tırmanmaya devam ettim. Kum birikintilerinin içerisinde bata çıka yürüyor, fırtınanın etkisi ile biriken tanecikler arasında yürümekte zorlanıyordum. Bazı yerlerde kumlar dizime kadar geliyordu. Canım çok feci tütün çekmişti. Sağ elimi cebime sokup tütün kabımı yokladım. Bu kum fırtınası içerisinde sigara saramazdım. Bana inat olsun diye rüzgar daha sert esmeye baş...
Devamını okuyun

Telif Hakkı

© Kürşad Yavan @ tahtaPod.com | Tüm hakları saklıdır.

  1 yorum

Geceden Kalanlar

​Zamanın yıkamadığı adamlardan

Bir avuç hüzün kaldı bu sokaklara.

Hani amaçları büyüktü onların

İçti mi dertlenir,

Devamını okuyun
  0 yorum

Bir Jön Türk Hikayesi Bölüm 3

      Gecenin bir vakti, Süreyya Bey'in konağında toplanan kaçaklar, üst kattaki odalarında, çalışma masasının etrafına oturmuşlar ve sert bir şekilde tütünlerini içmeye başlamışlardı. Durum, onlar için oldukça vahimdi. İstanbul teşkilatı çok ağır bir darbe yemiş, daha kötüsü de kendileri kaçak durumuna düşmüşlerdi. Süreyya Bey'in davetini geri çevirmeyen Jön Türkler, fazla sokağa çıkmamaya ve dikkat çekmemeye özen gösteriyorlardı. Aralarından birinin daha yakalanması demek, Süreyya Bey'in açığa çıkması demekti. Ayrıca Deli Ali'yi kurtardıktan sonra Rumeli'ye geçecekler ve teşkilata orada hizmet etmeye devam edeceklerdi.

Gaz lambasının ışığını sonuna kadar açan Fırtına, arkadaşlarına iyice masaya yaklaşmalarını işaret etti. Masanın üstünde Paris'ten gelen son jurnaller duruyordu. Serficeli'nin olduğu tarafta ise Sultan'ın baskına katılan hafiyelerinin listesi mevcuttu. Bu listeler, baskından bir gün sonra Süreyya Bey'in çırağı Süleyman'a, Amca tarafından verilmiş ve bu ekibe gönderilmişti. Bu listeler, o gece Kasımpaşa, Pangaltı, Beykoz, Sarıyer ve Zeytinburnu hücrelerine baskın yapan hafiyelerin isimleriyle doluydu. Bu isimlere gizli dostlar tarafından ulaşılmıştı ve Amca, bunların ekip tarafından temizlenmesini istiyordu. Madem savaş şiddetlenmişti Jön Türkler de baskına karşılık vermeliydiler.

Devamını okuyun
  0 yorum

Bir Jön Türk Hikayesi Bölüm 2

     Divanyolu, o gece olmadığı kadar kalabalıktı. Baskın, İstanbul'da çok çabuk yayılmış, çeşitli Jön Türk hücreleri o gece basılmıştı. Filinta ve Serficeli o basılan hücrelerin birinden hafif yaralar alarak kurtulmuşlar fakat teşkilat, çok büyük bir vurgun yemekten kurtulamamıştı. Zabit sayısı fazlaydı ve kaçaklar her yerde aranıyorlardı. 

Serficeli Hasan ve Filinta Mustafa, baskının hemen ardından Pangaltı şubesine gitmeye karar verdiler.

     Baskın yedikleri binanın solundan koşarak bir sokağa girdiler. Peşlerinden kimsenin gelmediğine emin oldukları zaman yavaşladılar ve soluklanmak için bir köşede beklemeye başladılar. Kurşunları azalmış ve yararıydılar. Filinta, sağ omzunu tutarak: "Hasan! Acele hareket etmemiz lazım gelir. Zabitler dert değil lakin birazdan hafiyeler de sokaklarda cirit atmaya başlarlar. Bu halde mücadele etmemiz zor." Serficeli sağ tarafına bakarak sokağın girişini kontrol etti: "Doğru dedin Mustafa. Az soluklanalım Pangaltı'na geçeriz. Şeytan alasıcalar gözlüğümü de kırdılar." Soluklanma faslı bittikten sonra aksak adımlarla yollarına devam eden ikili, ara sokaklardan Pangaltı hücresine vardılar fakat hücrenin zabitler tarafından çevrildiğini fark ettiler. Gözle görülür bir çatışma yoktu fakat bu halde binaya girmeleri de çok zordu.

Devamını okuyun
  0 yorum

Bir Jön Türk Hikayesi//Bölüm 1


     İstanbul'a gece çökmüştü. Dolunay, Haliç'in üzerine eşsiz yakamozunu bırakmış, kayıklar denizin üzerinde narince dans etmeye başlamışlardı. Dolunay olmasına rağmen sokaklar zifiri karanlıktı. Şişhane Galata yoluna sessizlik hakimdi. O sessizliği 3 adamın ayak sesleri böldü. Karanlığın içinden çıkabilecek bin bir türlü tehlikeye aldırmayan bu üç adam, yaktıkları sigaralarını amansızca içiyorlar ve etrafa keskin bakışlar yolluyorlardı. Daha da ilginç olanı, birbirleri ile tek kelime dahi konuşmuyorlardı.

     Şişhane'ye indikten hemen sonra, sağdaki toprak yoldan Tepebaşı'na doğru yollandılar. Uzun boylu olanı durmadan arkasına bakıyordu. Eli kuşağındaki tabancasındaydı. Daha fazla dayanamayıp yanındakine dönerek: "Ne ola Fırtına? Bu ardımızdan gelenler kimlerdir?" diye sordu. Fırtına Mehmet, sol omzundan geriye doğru baktı 100 metre geride kaldırımların kenarından gizlenmeye çalışan yaklaşık 15 kişi gördü. Dağınık şekilde yürüyen bu grup, gizlenmeye çalışıyor ve arada sırada başka sokaklara sapıyorlardı. Takip edildiklerini anlamak, Jön Türk fedaileri hiç zor olmamıştı. "Filintam, bu üç gariban için bu kadar adam çok değil mi? Sultan Hamid, bizden bu kadar mı çekinir?" dedi Fırtına Mehmet. Yüzlerinde ufak bir tebessüm belirdi. Filinta Mustafa, hala kuşağındaki silahın kabzasını bırakmamıştı.

     Serficeli Hasan ise, sessizce arkadaşlarının yanında yürüyor, muhabbete dahil olmuyordu. Morali bozuktu. 3 gün önce, Avusturya Postanesi'ne geç kaldığı için, Paris'ten gelen gazeteleri alamamış, bu yüzden Kara Kemal'den azar yemişti. Fırtına bunun farkındaydı. Fedaisinin fazla üstüne gitmiyor, yalnız gözlüklerini hep dalgaya alıyordu. "Serficeli.. Dolunay senin gözlüklerine yansımıyor mu? Azıcık havaya bak bari de yolumuz aydınlansın." diyerek yine maytap geçmeye başladı. Filinta bu sefer keskin bir kahkaha atarak muhabbete eşlik etti. Serficeli bu yersiz espriye hayli bozulmuş, yediği azar yüzünden sıkılan canını Fırtına'dan çıkartmaya karar vermişti. Söze girdi: "Ulan Mehmet, sen kendi derdine derman bul. Amca, Fatih'e savurduğun küfür yüzünden ocağına incir ağacı dikecek haberin yok." Mehmet bu sözden sonra ciddileşti. Amca, Kara Kemal'den sonra gelen ikinci adamdı ve bu ekip, Kara Kemal'den önce Amca'ya bağlıydı.

     Yaklaşık iki gün önce yapılan gizli toplantıda, Sultan Abdülhamid'in geçtiği Galata Köprüsü'nü havaya uçurmayı öneren bazı Jön Türkler, diğer bir grup tarafından kınanmış ve engellenmişti. Daha sonra ise Yıldız Sarayı'nın bombalanması önerilmiş ve yine aynı grup tarafından reddedilmişti. Bu karşıt grubun başını Fatih Bey çekiyordu. Fırtına Mehmet, Fatih Bey'i hiç sevmezdi. Pisboğaz derdi ve durmadan onu vurmak için bahane arardı. O gün yapılan toplantıda da Fatih Bey'in dediği olmuş, sokaklara Sultan aleyhinde yaftalar asılması kararlaştırılmıştı. Bunun üzerine Fırtına da Fatih Bey'e okkalı bir küfür savurmuştu. Bu küfür Amca'nın kulağına gittiği anda ortalık karışabilirdi. Gitmemesini ummak ise tamamen saçmalıktı.

     Serficeli, Filinta ve Fırtına, peşlerindeki acemi hafiyeleri atlatarak Kasımpaşa'ya indiler. Birazdan gizli bir toplantı daha olacak ve ne yapılması gerektiği konuşulacaktı. Toplantı mekanına gelince Fırtına arkadaşlarına dönerek: "Ben tersane tarafına gidip Binbaşı Sadık'ı alacağım. Onunla birlikte planları alıp geleceğiz. Dikkat edin gardaşlarım. Başınıza bir  hal gelmesin." Filinta bu duruma sinirlendi. Böyle bir gecede, hele Sultan'ın hafiyeleri sokaklarda cirit atarken, Fırtına'yı tek başına yollamak istemiyordu. Ama bir şey söylemedi. Sıkıca sarıldılar. Fırtına karanlık sokakta kaybolurken, Serficeli ve Filinta toplantı odasına indiler.

------

     Serficeli ve Filinta, ikinci kattaki toplantı salonunun , arka sokağa bakan camının kenarına oturdular. Filinta durmadan silahını kontrol ediyor, bunu gören Serficeli de tedirgin oluyordu. "Az sakin ol Mustafa. Beni de telaşa sürüklüyorsun." dedi ve o da kuşağını kontrol etti. Filinta sinirli bir sesle: "İçim rahat değil Hasan, bu gece sıkıntılı olacak gibi." dedi. Etrafına bakındı. Neredeyse herkes tamdı. Kara Kemal gibi yöneticiler orada yoktu. Bu toplantı saha ekibinin toplantısıydı. Fakat Deli Ali de ortalıkta yoktu. En önemlisi ise Fatih Bey daha gelmemişti.

     Jön Türkler, ses çıkmaması için konuşmuyorlardı. Herkes yanındaki ile fısıltı halinde konuşuyordu. Derken ufak bir çıtırtı duyuldu. Herkes kapı tarafına baktı. İkinci bir çıtırtı daha ve üçüncü… Serficeli ve Filinta birbirlerine baktılar. O anda kapı kırıldı ve bir grup zabit içeriye şimşek gibi daldı. Gür bir sesle: Devlet-i Aliyye ve Sultan Hamid'e baş kaldıran hainler! Tutuklusunuz!

     Fakat çok büyük bir hata yapmışlardı. Jön Türklerin en namlı fedailerinin olduğu bir toplantıyı basmak, intihar etmekten farksızdı. Genç zabit sözünü bitirir bitirmez kurşunu yiyerek yeri serildi. Ardından silahlar patladı ve kurşunlar uçuştu. Kapıdan ilk giren 4 zabit cansız bir şekilde devrildi. Filinta, tabancasını çekmiş, kapıya doğru kurşun boşaltmaya başlamıştı. Serficeli ise masayı devirip ardına siper alarak ateş ediyordu. Diğer fedailerden bir kısmı ateş ediyor, diğer kısmı ise üst katlara kaçıyorlardı. Zabitler geç kalmadan ateşe ateşle karşılık vermeye başladılar. Çatışma şiddetlendi. Birkaç Jön Türk vurulmuştu. Acil bu binadan çıkmak gerekiyordu. Filinta fazla düşünmeden Serficeli'yi tutarak kendini kırılmış camdan aşağıya bıraktı ve sert bir şekilde zemine çarptı. Kolu çıkmıştı. Hemen ardından diğer camlardan da atlayanlar oldu. "Kalk Serficeli. Koş!" Filinta ve Serficeli yoğun ateş altında ara sokaklara doğru koştular.

     Jön Türkler o gece baskın yediler…

-------

     Fırtına, arkadaşlarından ayrıldıktan sonra tersaneye doğru yürümeye başlamıştı. Binbaşı ile buluşacak, gazeteleri alacaktı. Arkadaşlarından ayrılalı 15 dakika olmuştu ki kurşun  sesleri duymaya başladı. Olduğu yerde durdu ve duvar dibine sırtını dayadı. Silah sesleri toplantı yerinden geliyordu. Eyvah diye irkildi ve tekrar geriye doğru koşmaya başladı. Binbaşı aklından çıkmıştı bile. 
     Toplantı yerine az bir mesafe kala durdu. Etraf zabitlerle sarılıydı. Hiç geçiş yoktu. Ön kapı tutulmuştu. Geriye dönmeye karar verdi. Binbaşıyı da alıp, Divanyolu'ndaki buluşma noktasına geçecekti. Tekrar geriye doğru koşmaya başladı. Neva'dan dönüp yokuşu tırmanmaya başlamıştı ki, sokağın başında iki kişiyi gördü. Serficeli ve Filinta olabilirdi bunlar. O iki kişi de Fırtına'ya yaklaşmaya başladılar. Aralarında 10 metre kalmıştı ki durdular. Fırtına, bu iki kişiyi nerede olsa tanırdı. "Ne o Mehmet? Baskından kurtulmuşsun? O iki fedain cehennemi boylamışlardır ama." Fırtına'nın kan beynine sıçradı. Bu cümleyi kuran kişi, Sultan'ın en meşhur hafiyesi Mahmut'tu. Yanındaki uzun boylu ise geçen kovalamaca yaparlarken, Üsküdar'da bir Jön Türk'ü öldüren Arnavut Ahmet'ti. Fırtına yavaşça elini silahına götürüyordu. " Ne oldu Mahmut? Sultan Hamid, en iyi adamını öldürmem için bana mı gönderdi? Hem tek gelmemişsin bak itin de yanında." Arnavut Ahmet bu sözden sonra delirdi ve küfür savurarak silahını çekti. Aynı şekilde Fırtına da silahını çekerek Ahmet'e tek kurşun yollayarak boğazından vurdu. Ahmet cansız yere düşerken Mahmut, ard arda 3 el ateş etti. Fırtına kendisini sağa atarak siper almaya kalkışsa bile koluna gelen iki kurşunun etkisi ile sol tarafının uyuştuğunu hissetti. Aynı şekilde iki kurşun sallayarak Mahmut'u midesinden ve kolundan vurdu.

Acı ile kıvrılan Fırtına kafasını kaldırıp baktığında, Mahmut'un kan kaybederek kaçtığını fark etti. Bu halde onu takip edemezdi. Ayağa kalktı. Yerde ölü yatan Ahmet'in yanına gelerek: "Bu, Üsküdar'da öldürdüğün o genç çocuk için!" dedi ve geri kalan kurşununu üzerine boşalttı. Arkasına dönüp, kan kaybederek Divanyolu'na doğru ilerlemeye başladı.

     Çok kan akmış, fedailer bu seferlik kaybetmek zorunda kalmışlardı. Fakat, Sultan ile Jön Türkler arasındaki savaş, bu geceden sonra daha da şiddetlenecekti…

Etiketler:
  0 yorum

Yakub Cemil Politikası ve Mhp

​     İttihat ve Terakki ile biraz haşır neşir olan herkes bilir Yakub Cemil'i... Teşkilatın gözü kara fedaisi, durdurulamayan adamı. Siyasi kolun bile başına bela olan bir asker. Bugünlerde laftan anlamayanlar için birebir çözüm Yakub Cemil'in izlediği politikadır. Bilmeyenler için şöyle ufak bir özet geçelim; Yakub Cemil, Çerkes ve Lezgi kökenli bir Osmanlı subayıdır. 1897-1907 yılları arasında, Osmanlı Devleti'nin içine düştüğü buhranlı dönemde, anavatan Rumeli'nde baş kaldıran Dahili Makedonya Komitesi'nin peşine düşen, Enver Paşa ile bu komiteyi bitiren, daha sonra Libya çöllerinde İtalyanlara karşı savaşan, burada çok sevdiği Enver Paşası ile ters düşen ve bir gece ansızın İstanbul'a dönen, Babıali Darbesi sırasında yine Enver Paşa'nın yanında bulunarak Nazım Paşa'yı vuran ve darbenin gerçekleşmesini sağlayan, Pakistan'a, Azerbaycan'a, Batı Trakya'ya gidip Teşkilat-ı Mahsusa için çalışan ve en sonunda Kağıthane'de kurşuna dizilen bir adamdır. Baht utansın!

Devamını okuyun
  0 yorum