tahtapod.com | Blog

FIRAT'IN GİTTİĞİ GECE...

​(Bu satırlar o kara günün kara gecesinde, yürekten gelen seslerin küçük bir kısmının kalemin ucundan sızışıdır.)

​Saat gece yarısına geliyor.
Karlı İstanbul sokaklarında tek başıma yürüyorum.

Sokaklarda arabalar geçiyor, insanlar dolanıyor.
Bazı kafelerde oturanlar var.
Hemen yanımda yeni yapılmış bir rezidans yükseliyor.
Karşıma bir yarışma programının afişi çıkıyor.

Devamını okuyun
  0 yorum

Mertlik Öldü...

​Kurtlar Vadisi'nde Seyfo Dayı vardı, hatırlarsınız. Öz dayımız kadar sevmiştik kendisini. Sonra önce dizi de daha sonra da gerçek hayatta dar-ûl bekaya intikal etti Nihat Nikerel...

​Kendisine Allah rahmet eylesin, fakat konumuz bu değil. Dizi de herkesi hatırlayacağı bir sahne vardır. Çakır, Polat, Seyfo, Memati Tombalacı'nın evine baskına giderler. Tombalacı onlara pusu kurmuştur, saatli bomba döşeli tünelden bomba tam patlayacakken sağ çıkmayı başarırlar. Çakır geriye doğru "ölen var mı?" diye seslenir. Seyfo Dayı cevap verir "var" diye. Polat sorar "kim öldü Dayı?"...

İşte burada Seyfo Dayı tarihe geçmesi gereken ibretlik cevabını verir; "MERTLİK ÖLDÜ YEĞENİM, MERTLİK ÖLDÜ!"

Devamını okuyun
  0 yorum

FIRAT ÇAKIROĞLU'NDAN MEKTUP!

Herkese değil, sana söylüyorum. Evet, sen, bu yazıyı okuyan kişi, sana söylüyorum.

Benim kim olduğumu biliyor musun?​

Ben Fırat Çakıroğlu…

Ege Üniversitesi Tarih bölümü 4. sınıf öğrencisiydim.

20 Şubat 2015 günü, üniversiteye yuvalanmış PKK militanlarınca bıçaklandım. Arkadaşlarım beni hastaneye polis aracıyla götürmek istediler, polis kabul etmedi.

Cankurtaran tam 45 dakika sonra geldi.
Kan kaybından ÖLDÜM!

Devamını okuyun
  0 yorum

NURİ PAŞA'NIN CENAZESİ

Dün gördüğüm bir habere istinaden bu yazımda dilim döndüğünce Nuri Paşa'dan ve Dağıstan'da yaşadığım birkaç anıdan bahsetmeye çalışacağım. Haberin başlığı "Nuri Paşa'nın cenaze namazı 67 yıl sonra kılındı"

Haberi okuduğumda büyük bir şok etkisi yaşamıştım ve aklıma ilk gelenler önce çoğu kişinin Hababam Sınıfı'ndan hatırladığı o meşhur "Laleler" türküsü oldu. Tabi o dönemde ve sonrasında daha nice şiirler ve türküler karşılıklı bir şekilde yazılıp söylenmiştir. Daha sonra Dağıstan'da yaşamış olduğum birkaç anıyı hatırladım. Haberden başımı kaldırıp kendime geldiğimde etrafıma baktım ve sadece boş bakan yüzler ve birkaç gereksiz söz duydum. Peki; nedir bu "Laleler" türküsü kime ve niçin yazılmıştır?

Devamını okuyun
  0 yorum

ÖZÜR DİLERİM

Özrün nedeni olmaz. 

Pişmanlık veya bir üzüntü sonucu hissedilen nacizane duygunun neticesinde dudaklardan dökülen iki kelimedir aslında ''Özür Dilerim.'' 

Neden özür diliyorsun diye sorulmaz... 

Ama ben 76 milyondan özür diliyorum. 

Çok merak ettiyseniz eğer ; niçin özür dilediğimi söyleyeyim... 

Dökülen her yetimin gözyaşında yitip gittiğim için , 

Şu bayrak nazlı nazlı dalgalansın diye bir rüzgar olup esemediğim için , 

Vatan sağolsun derken analar babalar , hergün şehidimin kanı ile sulanan şu toprakların derdine çare bulamadığım için ,

Devamını okuyun
  0 yorum

Vira bismillah !

​Bazen başlangıç yapmak gerekir.

Aslında doğarken bile bu dünyaya ; bir başlangıç yaparak gelmişizdir.

Hayatımızın dönüm noktaları ya milat olarak geçer ömrümüze ya da bitiş olarak...

Bu yüzden başlangıçlardan asla kaçamayız.

Sonu hüsran olsa bile , vira bismillah deyip başlamalıyız.


Genelde bana derler ; çok pastel yazıyorsun.

Duygu yok yaşam belirtisi yok renk yok kıpırtı yok...

Aslında öyle değilimdir.

Devamını okuyun
  0 yorum

MAZOŞİZMİN CAZİBESİ

​Uzun zamandır düşünüyorum da, artık kesin bir sonuca vardım sanırım: 

Biz acı çekmeyi seven bir toplumuz.

Bunun sebebini, ne zaman bu hale geldiğimizi bilmiyorum. Belki tarihte çok çile çektiğimiz için, belli bir noktadan sonra kendimizi çile çekmenin güzel bir şey olduğuna inandırarak avutmaya başlamış olabiliriz.  Ama, bu açıklama her ne kadar makul görünse de, objektif olarak çile ve acının güzel olmadığı gerçeğini yok edemez.

Dolaysıyla bence artık gerçeklerle yüzleşmenin ve çile çekmemenin daha insanca bir durum olduğunu kabullenmemiz gerekiyor.

Devamını okuyun
  1 yorum

YETER ULAN YETER

Yine kahpe pusu.
Yine şehitler. 

Ne olur kınama mesajı vermeyin.
Kınamayın artık.
Gereken ne ise yapın. 

Şehitler ölmez de demeyin.
Boş slogan atmayın.
Doyduk bol soslu vatan bayrak millet nutuklarına.
Nutuk atmayın... 

Yakılacaksa yakın o zalim coğrafyayı.
Taş üstünde taş vucutlarda baş kalmasın.
Her şehide bin kelle alana kadar bırakın yiğitleri. 

Devamını okuyun
  0 yorum

Dikkat çekmek için, çünkü sen benim bu cevabı vermemi istiyorsun'

''Artık siyaset üzerinden yazı yazmayacağım'' hatta siyaset üzerinden açtığım sosyal medya hesaplarını kapatarak sadece ailemle, arkadaşlarımla, dostlarımla aile, tatil, yemek, örgü, cart curt fotoğraflarımı paylaşacağım bir hesapla sosyal medya hayatımı sürdürme kararı almıştım. Uzun zamandır bu tip kararlar alıp vazgeçmemi yada vazgeçmemizi sağlayan da ne yazık ki yönetimde ki aldanmışlıklarınız olduğu için, aldığımız kararları sürekli bozmayı artık milletin diline düşmüş bir takım atasözleriyle kıyaslamaya başladık. Tövbelerimizi bozmayı... :)

2 gün önce A. Bican Ercilasun hocamızın Yeniçağ gazetesi köşesinde de dediği gibi

''beni bırakmıyorsunuz ki Nesimi'den, Fuzuli'den, Nedim'den, Yahya Kemal'den, Karacaoğlan'dan, Veysel'den şiirler; Ömer Seyfettin'den, Sait Faik'ten hikâyeler okuyayım. Bırakmıyorsunuz ki tarih okuyayım, roman okuyayım, müzik dinleyeyim. Zulmün karanlığı ile beynimi ve ruhumu karartıyorsunuz. Bu yazılar sizin eserinizdir''
Devamını okuyun
  0 yorum

HAYALLAR ve GERÇEKLER...

...veya Sol'un dayanılmaz Romantizm Yalanı

Aslında bu yazıyı yazmamalıydım. 
En azından yazan ben olmamalıydım. 

Çünkü 1973 doğumlu biri olarak mevzu bahis dönemde (80 öncesi), tabiri caizse, ‚bacak kadar çocuktum'. Bacak kadar çocuktum çocuk olmasına da,… 

Yine de bazı şeyleri hatırlayacak kadar hafızam, ve aklım erdikten sonrada olayları pekiştirecek kadar zekam ve bilgim var.

Bir kere şunu söyliyeyim; 
İçinde bulunduğumuz mevcut durumdan 36 yıl öncesinin terminolojisi ile çıkabileceğimize inanmıyorum. Dolaysıyla ‚Sol' veya ‚Solcular' gibi kavramdan bahsedince, bu kavramlar dahilinde kendini ifade etmeyenlerin otomatik ‚Sağ' veya ‚Sağcı' kavramları ile anılmalarını, en azından kendi açımdan, doğru bulmuyorum.
Zaten güzel ülkemizde bu kavramların hiç bir zaman asıl tarihi gerçek manaları ile kullanıldığını da hatırlamıyorum. Tabi bunu çok sonradan öğrendim.

Devamını okuyun
  1 yorum