tahtapod.com | Blog

ENGELLİLERİN ASIL ENGELİ BİZ OLABİLİR MİYİZ?

​ 3 Aralık Engelliler Günü'nde engellilerle ilgili paylaşımlar yaparak farkındalık yaratmaya çalışan herkesi kutluyorum. Umarım bu paylaşımlarımız bir şeylerin değişmesini sağlar. Ben de size engellilik ve engellilerle ilgili bazı bilgiler vermek istiyorum. Engelli dediğimiz insanların durumunun asıl adı "yetersizlik"tir. Doğuştan veya sonradan oluşan yetersizlik durumu, bu insanların herhangi bir konuda ek bir gayrete, bir yardıma başvurmaksızın fiziksel veya düşünsel etkinlik leri yerine getirmelerinde zorlanmaları anlamına gelir. Engellilik ise bu fiziksel veya zihinsel yetersizlik durumunu ortadan kaldıracak çeşitli yöntemler ve araçlar kullanılmadığında, yaşam alanları buna göre düzenle...
Devamını okuyun
  0 yorum

EVLAT

evlat

Nefesimsin çocuk.

Beyazlayan saçım, sarkan etim, aldığım kilosun.
İçtiğim bardak bardak su, durmadan yediğim yemeksin.

Olsun...
Zamanı gelince gider ya da gelir kendine hepsi.

İlk 6 ay anne sütü çok önemliymiş ya, yeter ki sen önemli olduğunu bil. 

Devamını okuyun
  0 yorum

Paradigmayı Tartış(ma)mak ya da Hukuk'ta Adalet Kavramına Bir Bakış

Paradigmayı Tartış(ma)mak ya da Hukuk'ta Adalet Kavramına Bir Bakış Pirali Çağrı ŞENSOY Adliyeler çoğunlukla mutsuz insanların çözüm aradıkları, bulunacak çözümden tatmin olamadıkları, soğuk, korkutucu, sevilmeyen binalardır. Bu binaların içerisinde amansız bir tiyatro oynanmaktadır. Gerçi bu tiyatro adliyelere özgü değildir, toplumun olduğu yerde kaçınılmaz bir oyun vardır. Her toplumsal model, imaj; aynı zamanda bir tiyatro tiplemesidir. Kişilerden bu tiplemeye uygun davranmaları beklenir. Bütün bu oyun, yahut tiyatro, bir kavram etrafında döner: "Adalet". Bütün bu hengâme, satranç, tiyatro "adalet" kavramı etrafında dönmektedir ancak oyuncular bu kavram üzerine pek düşünme fırsatı bulamam...
Devamını okuyun
  0 yorum

KADINLAR DA KADIN OLMAYIVERSEYDİ

​ Birkaç yıl boyunca sürekli alışveriş yaptığınız bir bakkal ya da marketten ürünlerini beğenmediğiniz, fiyatlarını pahalı bulduğunuz, sizi kazıkladığını düşündüğünüz için veya herhangi başka bir sebeple alışveriş yapmayı bıraktığınız için bir gün sokakta o bakkalın, marketin sahibi tarafından vurularak öldürüldüğünüzü düşünün. Bir zamanlar en yakın dostunuz olan bir kişiyle herhangi bir sebepten dolayı aranızın bozulduğunu ve arkadaşlığınızın bittiğini; daha sonra başka bir arkadaş edindiğinizi, onunla kahveye, maça, balık tutmaya gittiğinizi öğrenen eski arkadaşınızın bir gün evinize gelip "madem ki benimle arkadaşlığını bitirdin, başkasıyla da arkadaş olmayacaksın" diyerek sizi defalarca ...
Devamını okuyun
  0 yorum

YOK OLMANIN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ

Atina_Okulu
​ Neo 'seçilmiş kişi' (the ONE) olmasa, kırmızı hapı yuttuğuna pişman olur muydu? Bence Cypher'in ' cehalet saadettir... ' sözü pek de hafife alınmamalı… Aslında Cypher'in orijinal İngilizce diyalogda kullandığı 'ignorance...' kelimesi Türkçemizde 'bilgisizlik' ile eş anlamda kullanılan 'cehalet' kelimesinden daha öte bir anlam kapsar. Çünkü 'ignorance' bilgisizliğin yanı sıra ve bir de 'umursamazlık' içerir. Yani bir şeyi bilmemek ve bununla beraber zerre kadar umursamamak... Kişinin kendi için önemsemediği bir şeyin başkaları için önemli olup olmadığını takmaması, bir nevi duyarsızlık yani. Hikayede Morpheus (antik Yunan mitolojisinde 'Rüya Tanrısı'), Neo, Trinity ve ar...
Devamını okuyun
  0 yorum

10 KASIM 'KUTLAMALARI(!)'

10Kasim_Ruya
​Gözümü açtığımda kilisenin çanı çalıyordu. Saate gözümü iliştirdim, 09:05. Bu saatte kilise çanının çalması tuhafıma gitmişti, günlerden pazar bile değildi. Neyin ayiniydi ki bu? Elimi yüzümü yıkamak için ayağa kalktım. Banyoya doğru yürümeye başladım, aklım başıma geliyordu yavaş yavaş. "Tabi ya, bugün 10 Kasım, düşmanımızın Ata'sı bugün ölmüştü." diyerek mırıldandım. Evet bugün Atatürk diye andıkları, dahi liderlerinin ölüm yıldönümüydü. Nasıl da hüzünlülerdir diye geçirdim içimden, bizim tarafımızdan ise sevinçli bir gün olarak nitelenebilirdi. Çan sesleri bir şükran ifadesiydi. Çünkü Atatürk, Anadolu'yu işgal harekâtımızı durduran kişiydi, arkamızdaki devlerle ilerleyişimize set olmuş, ...
Devamını okuyun
  0 yorum

YATAY MİMARİ Mİ, DİKEY MİMARİ Mİ…?

Günümüzde durum. ​ Şimdi hep bir ağızdan YATAY mimari diye haykırdığınızı duyar gibiyim. Keşke bende sizinle aynı şeyi söyleyebilsem... Herkesin hayalinde vardır, Her tarafı yeşillerle çevrili ,bahçe içinde dubleks bir ev. Veya bir sahil kasabasında deniz kenarında küçücük bir ev. Ama bazen isteklerimizle, imkanlarımız örtüşmez, Bazı isteklerinden vazgeçmek zorunda kalırsın. İşte bu yatay mimaride öyle bir şey. Neden mi….? İstanbul'un alanı 5,3 km2, Bunun 2,7 km 2 'si Silivri, Çatalca, Şile gibi yeşil alanı çok yüksek oluşmakta. Bu ilçelerin toplam nüfusu ise 200.000 civarındadır. Dedik ki; 'Hadi yatay mimariye geçelim.' İstanbul'un tüm MEVCUT binaların kat adetlerini YARIYA indirelim. ...
Devamını okuyun
  0 yorum

TahtaPod'da Yazı ve Şiir

​ TahtaPod hakkında enformasyon ereği ile duygularımı paylaşmaktan yanayım bu yazımda. Tahtapod'a başvurmamdaki en önemli gerekçelerden birisi, bildiğiniz gibi ülkemizde bilhassa son zamanlarda türeyen, kısa yol cehalet taktiği "iftira at", bir diğer adıyla "çamur at izi kalsın" kurnazlığı ile ortaya çıkan, aslında gerçek hayatında ödlek, iki kitap okumamış bir güruhun peydah olmasının Tahtapod'un tavsiye bölümünde yazdığı "burası hainlerin, pkklıların sayfasıdır" şeklindeki ifadeydi. Bu rezil güruha doğruyu, ilkeyi, yaşamın manasını, insanın namuslu duruşunu anlatabilmek için sanırım henüz bir filoloji geliştirilmiş değildir. Sosyal medyayı yandaş kesimin palavra dolu görselleri üzerinden t...
Devamını okuyun
  0 yorum

ÇOK YALNIZSIN TÜRKİYE

uyusturucu
Fatma Arapçada sütten kesilmiş, cehennemin ateşinden kesilmiş olması umulan kız evlatlara verilen ad. Büşra ise müjde anlamına geliyor, tanrısal kaynaklı olduğu ima edilen müjde…İstanbul, Şirinevler'deki Fatma on yedi kardeşi Büşra on dört- on beş yaşlarında; tam da ergenliğin bitmez tükenmez çalkantısında, sınır belirleme yeteneğinin geliştirilmesi gereken çağlarda idiler. Başka akranları risk ölçme ve alma yetilerini geliştirmeye çalıştığı eğitim aşamalarını tamamlamaya çalışırken onlar bir yerlerde çalışmaya gidiyordu. Aile de öyle sanıyordu, benimsedikleri şekilde giyinmiş başını örtmüş, muntazam ve mutaassıp, görsel seviyede riskten uzak, bilmem hangi merdiven altı işlikte çalışmaya gön...
Devamını okuyun
  0 yorum

KALP KRİZİ

Oldum olası ölümlerle ilgili verilen ortalamaların sağlıklı bilgiler içerdiğine inanamadım. Lakin olumsuz sonuçlar ereğiyle belirtmek istiyorum: her yıl ülkemizde ortalama 200 bin insan kalp krizinden ölüyormuş. 200 bin olarak verilen bu oranı trafik kazalarıyla mukayese edenler trafik kazalarının dahi 30 kat fazlası şeklinde bir tabloyu hasıl ettiğini söylüyorlar. 

Sabit sistemin koruduğu veriler içinde özellikle son yıllarda çokça duyduğumuz bir acı gerçek: kalp krizinde en başat etmenler içinde sağlıksız beslenme ve kötü yaşam şartlarının yer aldığını işaret ediyor. Bu, herkes için geçerli midir? Hayır! Genetik yatkınlığın koroner damar bağlantısı üzerinden gelen ani kalp krizi ölümlerini de dikkate alan tıp, ailelere gerekli ikazı çok rahat ulaştırabilmektedir. Kalıtsal külfetlerin yarattığı ani kriz göçüşleri için tedbirin alınmasını salık veren hekimlerimiz her krize bağlı ölümün kalp temelli olmadığının da altını çizmektedir. 

Kalp krizinin de birçok ölüm sebebi gibi tek gerekçeye bağlı olmadığının muğlaklık namına kabul edilmesinin son derece mantıklı olduğunu düşünüyorum. Ne yapmalıyız, ne etmeliyiz temelli tüm uğraşlar içinde evvela kendi yaşam biçimimizi, hayat şartlarımızı, duygusal dünyamızı, alışkanlıklarımızı ve en önemlisi kendi bedenimizi iyi tanımamızın bizler için pek yararlı olabileceğine inancım tamdır. Fakat bazı şeylerin önüne geçemiyorsunuz. Bazı şeyler var ki kuvvetin önünü kesebiliyor. Takatsiz kaldığımız çaresizliklere mağlup olabiliyoruz. Kaza olasılığının yok denecek denli az yaşandığı yollarda dahi aniden gelen bir sonun kollarında bulabiliyoruz kendimizi. Ölümün nereden ve nasıl geleceğini bilemediğimiz bir yaşamın eseriyiz her birimiz. Gitmek kesin, kalmak garanti değildir.

Devamını okuyun
  0 yorum