tahtapod.com | Blog

KASİYERİN SUÇU NE? (MARKET POŞETLERİ)

​ Bugünlerde bir poşet tartışmasıdır sürüp gidiyor. Türkiye'de terör, Ekonomik dar boğaz, Doğu Türkistan, Güney Azerbaycan, Kerkük, Musul, Karabağ, Türk Dünyası ve sair… Her şey bitti, kala kala poşet tartışmasına kaldık. Çünkü, vatandaş diğer önemli konuların önüne bu tartışmayı getirip dayadı. Madem öyle, ben de bu konuda öz fikirlerimi size aktarmış olayım. Esasında bu da önemsiz bir mesele değil, ben önemsiyorum. Çevre kirliliğinin en önemli sebeplerinden birisi de hunharca kullanılan poşetlerin sağa sola pervasızca saçılması. İnsanların kendi evinde görmek istemeyeceği kötü manzarayı, bütün insanlara dışarıda seyrettirmesi. Türkiye'de dağ, taş, tepe, ova, sokak, cadde, mahalle her yerde...
Devamını okuyun
  0 yorum

ASGARİ ÜCRET

Ne çabuk geldi zamanı. Oysa daha dün gibi hatırımda, o güne kadar hiç görülmemiş yüksek bir zam oranıyla 1.603 TL'ye çıkartılışı. Bir takım uzmanlar ve işverenler, "Çok yüksek oldu, bu asgari ücret kriz çıkartır, ödeyemeyiz, batarız" filan demişlerdi.  Ne yapıp ettiler haklı çıktılar… Sabah malum kanalların birinde rastladım, "Asgari ücret ne kadar olmalıdır?" diye sokaktaki vatandaşa sormuşlar. Dilin kemiği yokmuş. İki bin isteyen de var, üç bin isteyen de. Abuk sabuk laflar edip saçmalayanları ve hemen iktidara suç atanları kale almıyorum. Konuşanların içinde ciddi ciddi fikir beyan eden iki vatansever arkadaş dikkatimi çekti. Birisi, "1.603 Lira bana yetiyor" şekl...
Devamını okuyun
  0 yorum

Gösteriş ve Budalalığı

​Zannediyorum 15-16 yaşlarındaydım, ilk kez "Tarhana Çorbası" ve "Bulgur Pilavı"nı ağzıma sürdüğümde.  Zira tarhana çorbası ve bulgur pilavı fakir köylü yemeğiydi, bizim evimizde pişemezdi, pişmemeliydi...  Artık nasıl bir algım var idiyse... Yıllar içinde bulgur pilavının yoğurt ile efsanevi bileşimini ve tarhana çorbasının sonsuz sınırsız vitaminini keşfettiğimde oldukça acımıştım geçmiş günlerime.  Fransa'da yaşanan benzin protestolarını görünce aklıma geldi bu "fakir yemeği" ayrımım hatırıma. Çünkü az aşağıda yapacağım sosyal çıkarımlarda da göreceğiniz gibi, kan kusup, kızılcık şerbeti iç tim demek , ayranı olmayıp taht-ı revan ile hacet gidermeye gitmek, külliyen bizim m...
Devamını okuyun
  0 yorum

ENGELLİLERİN ASIL ENGELİ BİZ OLABİLİR MİYİZ?

​ 3 Aralık Engelliler Günü'nde engellilerle ilgili paylaşımlar yaparak farkındalık yaratmaya çalışan herkesi kutluyorum. Umarım bu paylaşımlarımız bir şeylerin değişmesini sağlar. Ben de size engellilik ve engellilerle ilgili bazı bilgiler vermek istiyorum. Engelli dediğimiz insanların durumunun asıl adı "yetersizlik"tir. Doğuştan veya sonradan oluşan yetersizlik durumu, bu insanların herhangi bir konuda ek bir gayrete, bir yardıma başvurmaksızın fiziksel veya düşünsel etkinlik leri yerine getirmelerinde zorlanmaları anlamına gelir. Engellilik ise bu fiziksel veya zihinsel yetersizlik durumunu ortadan kaldıracak çeşitli yöntemler ve araçlar kullanılmadığında, yaşam alanları buna göre düzenle...
Devamını okuyun
  0 yorum

EVLAT

evlat

Nefesimsin çocuk.

Beyazlayan saçım, sarkan etim, aldığım kilosun.
İçtiğim bardak bardak su, durmadan yediğim yemeksin.

Olsun...
Zamanı gelince gider ya da gelir kendine hepsi.

İlk 6 ay anne sütü çok önemliymiş ya, yeter ki sen önemli olduğunu bil. 

Devamını okuyun
  0 yorum

Paradigmayı Tartış(ma)mak ya da Hukuk'ta Adalet Kavramına Bir Bakış

Paradigmayı Tartış(ma)mak ya da Hukuk'ta Adalet Kavramına Bir Bakış Pirali Çağrı ŞENSOY Adliyeler çoğunlukla mutsuz insanların çözüm aradıkları, bulunacak çözümden tatmin olamadıkları, soğuk, korkutucu, sevilmeyen binalardır. Bu binaların içerisinde amansız bir tiyatro oynanmaktadır. Gerçi bu tiyatro adliyelere özgü değildir, toplumun olduğu yerde kaçınılmaz bir oyun vardır. Her toplumsal model, imaj; aynı zamanda bir tiyatro tiplemesidir. Kişilerden bu tiplemeye uygun davranmaları beklenir. Bütün bu oyun, yahut tiyatro, bir kavram etrafında döner: "Adalet". Bütün bu hengâme, satranç, tiyatro "adalet" kavramı etrafında dönmektedir ancak oyuncular bu kavram üzerine pek düşünme fırsatı bulamam...
Devamını okuyun
  0 yorum

KADINLAR DA KADIN OLMAYIVERSEYDİ

​ Birkaç yıl boyunca sürekli alışveriş yaptığınız bir bakkal ya da marketten ürünlerini beğenmediğiniz, fiyatlarını pahalı bulduğunuz, sizi kazıkladığını düşündüğünüz için veya herhangi başka bir sebeple alışveriş yapmayı bıraktığınız için bir gün sokakta o bakkalın, marketin sahibi tarafından vurularak öldürüldüğünüzü düşünün. Bir zamanlar en yakın dostunuz olan bir kişiyle herhangi bir sebepten dolayı aranızın bozulduğunu ve arkadaşlığınızın bittiğini; daha sonra başka bir arkadaş edindiğinizi, onunla kahveye, maça, balık tutmaya gittiğinizi öğrenen eski arkadaşınızın bir gün evinize gelip "madem ki benimle arkadaşlığını bitirdin, başkasıyla da arkadaş olmayacaksın" diyerek sizi defalarca ...
Devamını okuyun
  0 yorum

YOK OLMANIN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ

Atina_Okulu
​ Neo 'seçilmiş kişi' (the ONE) olmasa, kırmızı hapı yuttuğuna pişman olur muydu? Bence Cypher'in ' cehalet saadettir... ' sözü pek de hafife alınmamalı… Aslında Cypher'in orijinal İngilizce diyalogda kullandığı 'ignorance...' kelimesi Türkçemizde 'bilgisizlik' ile eş anlamda kullanılan 'cehalet' kelimesinden daha öte bir anlam kapsar. Çünkü 'ignorance' bilgisizliğin yanı sıra ve bir de 'umursamazlık' içerir. Yani bir şeyi bilmemek ve bununla beraber zerre kadar umursamamak... Kişinin kendi için önemsemediği bir şeyin başkaları için önemli olup olmadığını takmaması, bir nevi duyarsızlık yani. Hikayede Morpheus (antik Yunan mitolojisinde 'Rüya Tanrısı'), Neo, Trinity ve ar...
Devamını okuyun
  0 yorum

10 KASIM 'KUTLAMALARI(!)'

10Kasim_Ruya
​Gözümü açtığımda kilisenin çanı çalıyordu. Saate gözümü iliştirdim, 09:05. Bu saatte kilise çanının çalması tuhafıma gitmişti, günlerden pazar bile değildi. Neyin ayiniydi ki bu? Elimi yüzümü yıkamak için ayağa kalktım. Banyoya doğru yürümeye başladım, aklım başıma geliyordu yavaş yavaş. "Tabi ya, bugün 10 Kasım, düşmanımızın Ata'sı bugün ölmüştü." diyerek mırıldandım. Evet bugün Atatürk diye andıkları, dahi liderlerinin ölüm yıldönümüydü. Nasıl da hüzünlülerdir diye geçirdim içimden, bizim tarafımızdan ise sevinçli bir gün olarak nitelenebilirdi. Çan sesleri bir şükran ifadesiydi. Çünkü Atatürk, Anadolu'yu işgal harekâtımızı durduran kişiydi, arkamızdaki devlerle ilerleyişimize set olmuş, ...
Devamını okuyun
  0 yorum

YATAY MİMARİ Mİ, DİKEY MİMARİ Mİ…?

Günümüzde durum. ​ Şimdi hep bir ağızdan YATAY mimari diye haykırdığınızı duyar gibiyim. Keşke bende sizinle aynı şeyi söyleyebilsem... Herkesin hayalinde vardır, Her tarafı yeşillerle çevrili ,bahçe içinde dubleks bir ev. Veya bir sahil kasabasında deniz kenarında küçücük bir ev. Ama bazen isteklerimizle, imkanlarımız örtüşmez, Bazı isteklerinden vazgeçmek zorunda kalırsın. İşte bu yatay mimaride öyle bir şey. Neden mi….? İstanbul'un alanı 5,3 km2, Bunun 2,7 km 2 'si Silivri, Çatalca, Şile gibi yeşil alanı çok yüksek oluşmakta. Bu ilçelerin toplam nüfusu ise 200.000 civarındadır. Dedik ki; 'Hadi yatay mimariye geçelim.' İstanbul'un tüm MEVCUT binaların kat adetlerini YARIYA indirelim. ...
Devamını okuyun
  0 yorum