tahtapod.com | Blog

Türk Milliyetçiliği ve İslamiyet

​ Günümüzde en çok tartışılan hatta eleştirilen bir konuya değinmek istiyorum bu yazımda. Milliyetçilik ve İslam. Evet, benim ve çevremdeki insanların en çok tartışma konusu yaptığı bir mesele olarak karşıma sürekli çıktığı için bu meseleyi ele almak istedim. Bu konuya açıklık getirmeden önce toplumdaki anlam kargaşasından bahsetmek istiyorum. Bu mesele üzerine tartışan insanlara her şeyden önce " Milliyetçilik Nedir? " sorusunu yöneltiyorum. Çünkü bu kavramı bilmeden tam manasını anlamadan eleştirmek doğru olmayacaktır. Bu kavram kimisine göre " ırkçılık " kimisine göre " toplumu ayrıştıran bir kavram " kimisine göre " bir milletin kendi çıkarları için çalışması " olarak karşımıza çıkar. To...
Devamını okuyun
  0 yorum

EMPATİ

Şimdi göz yaşını yitirmiş koca bir ülkeye bakınca ne büyük hataya düştüğümü anlıyorum.
Haklılık uğruna vicdanını satmış, ölümlerin her çeşidine kulp takabilen, trajedilerden menfaat devşiren, kalpsiz, empatisiz, bitik bir ülke...

Empati yapmak" nedir fikriniz var mı?(*)​

Söyleyip geçtiğimiz o cümlelerin içinde süs olmaktan öteye çok nadir geçer.
O yüzden severiz atalarımın "ateş düştüğü yeri yakar" sözünü. (tamam kızmayın siz sevmezsiniz)
Şimdi bir örnekle, bunun nasıl yapıldığını düşündüğümü anlatayım. Sonra siz empati yapıp yapamadığınıza karar verin.

Ve sonra "başınız sağolsun, acımız büyük, analar ağlamasın,... vs" gibi klişelerle ne bayatlamış yüreklere sahip olduğumuzu tartışalım;

Devamını okuyun

Telif Hakkı

© Ömer Faruk Erdoğan @ tahtaPod.com | Tüm hakları saklıdır.

  0 yorum

Dedim/Dedi

Dedim yâr derya isen kum kalsam kenarında
Dedi sen bir incisin kaybolursun suyumda
Dedim taş desen bari duraydım sınırında
Dedi ki yosun tutmaz eritmek var huyumda

Devamını okuyun
  0 yorum

Dede Korkut ve Nasreddin Hoca bilgeliği…

​ Türkmenistan televizyonunda izlemiştim. Yüzlerce aksakallı adam ayağa kalkıp devlet başkanı olacak diktatörü alkışlıyorlardı. Türk kültüründe aksakallı yaşlılar bilgelikle özdeşleştirildiğinden bir diktatöre yönelik bu abartılı sevgi gösterisine anlam verememiştim. Sonradan öğrendim. Meğer bu yaşlıların hepsi devlet memuruymuş ve görevleri de sadece diktatörü dakikalarca ayakta alkışlamaktan ibaretmiş. Yüzlerce aksakallı ihtiyar adamı bu halde görünce insana dair derin bir hüzne ve umutsuzluğa savrulmadan edemiyorsunuz. 

​Nerede bir yaşlı görsem kitaplarda bulamayacağım damıtılmış saf bir bilgelikle karşılaşacağıma dair anlamsız bir umut beslerim içimde. Birkaç yıl önce Karadeniz'de köyümüzün yaşlılarının muhtarın evi önünde toplanıp sohbet ettiklerini görünce gidip yanlarında oturmuştum. Yaklaşık bir saat boyunca sessizce dinlediğim konuşmaların içeriği beni dehşete düşürmeye yetmişti. Aralarında aksakallı hacı hoca tiplerin de olduğu bu yaşlı başlı adamların muhabbet konuları resmen magazin programları kadar pespaye ve insanlık adına utanç vericiydi.Emekli maaşlarının bir diğerinden yüksekliğiyle ve mal varlıklarıyla övünmelerden tutun çocuklarının kendi yaşlarındaki komşularına ana avrat sövmesini gururla anlatmaya kadar rezilliğin bini bir paraydı. İnsanlık ve hayat adına onca konuşma arasında edinebileceğim tek bir hikmet dolu cümleye şahit olmadığım için izin isteyip sessizce ayrılmıştım aralarından.

Devamını okuyun

Telif Hakkı

© Bülent Yılmaz @ tahtaPod.com | Tüm hakları sakldır

  0 yorum

FAKİRLER, İYİ Kİ VARSINIZ!

Sistemler ve kabulleri düşündüğümde hiçbir hikayeyi fakirler olmadan yazamayacağımızı görüyorum.
Onlar her yerde kıymetlidir. Hayali tahtlarda taşınırken hep baş üstündedirler. Ama birisinin o hayale oturabildiği de görülmüş değildir.
-Mukadderat işte...-

Kuranın infak ve mülkiyetle ilgili ayetlerini Arapça dinlerken ağlayanların, sahip olduğu şeylerin listesini düşünürken yaşadıkları keyif ne şirin bir çelişkidir. 

Tüm kitabi kurallar sahip olmama ve paylaşma adına öğütler verirken, sanki yeniden yazılsalar ve bu pasajlar çıkarılsa, bunu görmezden gelmek konusunda konsensüs çoktan hazır içimizde.
Ama hayır değil mi? Biz aslında ne kadar iyiyiz?
Eskimiş elbiselerimizin verilebileceği geri dönüşüm mekanizmasının varlığına laf ederek ne büyük günaha giriyorum.
-Tanrı affetsin!-

Devamını okuyun
Etiketler:

Telif Hakkı

© Ömer Faruk Erdoğan | tahtaPod.com - tüm hakları saklıdır.

  0 yorum

1923 RUHU

Bugün birilerinin 1923 ruhu ile olmaz dedikleri, adları asla yanyana gelemeyecek olanlar tarafından, onların yolundan gittiğini savunanların suskunluğu sayes...

"Uçurum kenarında yıkık bir ülke, türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar, yıllarca süren savaş. Ondan sonra, içeri de ve dışarı da saygı ile tanınan yeni vatan, yeni sosyete, yeni devlet ve bunları başarmak için arasız devrimler. İşte, Türk genel devriminin bir kısa diyemi..." 

Diye anlatıyor Gâzi paşa 1923 ruhunu. 

1919'da ilk iş olarak kendi devletlerini yönetenlere(yönetemeyenlere) başkaldırarak başladılar işe. Rütbeleri söküldü, ordudan atıldılar, başlarına ödül biçildi. Tereddüt etmediler, aldırmadılar, yorulmadılar, ardlarına bakmadan millete umut oldu, gaye aşıladılar. 

Kim mi onlar ? 

Bugün birilerinin 1923 ruhu ile olmaz dedikleri, adları asla yanyana gelemeyecek olanlar tarafından, onların yolundan gittiğini savunanların suskunluğu sayesinde incitilen ulu ruhlar... 

Devamını okuyun

Telif Hakkı

© Ahmet Yekta @ tahtaPod.com | Tüm hakları saklıdır.

  0 yorum

Eski Defterler..

Eski defterlerin eski sayfalarında buldum kendimi bu gece. Sararmış defter yaprakları arasından keşkelerim döküldü ayak uçlarıma birer ikişer. Çocukluğum, nadir de olsa gülümsemelerim canlandı gözlerimde. Pişmanlıklarımın, keşkelerimin arasında sürüklene sürüklene büyüdüm.

Eski sayfalarda kaldı çocukluğum. Fakat bu büyümenin sonucu olgunluk değil YORGUNLUK...

Tozpembe yaşamadım diye siyahtır eski sayfalara sıralanan cümlelerimin mürekkebi. Kalemi elimize sıkıştıran acılarımız oldu bizim hep. Sahi mutluyken neden yazmayız? Acılarımızı yazıyoruz, yazdıkça yaşatıyoruz. Neden?

Devamını okuyun
  0 yorum

MASKAT KUŞATMASI

MASKAT KUŞATMASI

''Vakit kaybetmeden surları dövüp kaleyi de ele geçirmek icap eder. 2 kadırga ile çıkın imha edin dönün gazanız mübarek olsun.''

-Baş üstüne Paşam.​

Odadan hızlıca çıkan Kapıcıbaşı Hüseyin Bey hazırlattığı kadırgalarla boğaza hareket ederek devriye gezmeye başlar. Çok geçmeden kendilerini belli etmemek için yelken açmayan kürekçilerin gayreti ile gelen 10 kayığı tespit ederler. Türk gemilerinin geldiğini gören yardım kuvveti kıyıya sokularak gemilerin giremeyeceği sığlığa kadar yanaşır.

Devamını okuyun

Telif Hakkı

© Serdar Demirtaş | tahtaPod.com - tüm hakları saklıdır.

  0 yorum

Yusuf'un Haykırışı

​Kör kuyuların hüküm sürdüğü bir zamana sürüklendik. Umutlarımızdan gülüşlerimizden eser kalmayan kuyuların dibini boyladık. Kim bilir kimler saklı kaldı, kalıyor ve de kalacak nefsimizin sebep olduğu o kuyularda. Yusuf'un haykırışını duyanımız yok. Öyle derin  ki kuyular içindekiler birbirinden bihaber.. Öyle bir hale gelmişiz ki, sağ elin aldığını sol duymaz iken; verilenlerin haberi sağır sultana ulaştı. Gösteriş olsun diye akıttığımız iki damla gözyaşı temizlemiyor bu kuyuların pisliğini.. Şunu da bilin ki Cennet sandığınız kadar ucuz değil.. Hele şu kuyulardan çıkıp; kula kulluk etmeyi bırakıp, şerefiniz için yaşayın.. Kalplerin titrediği, vicdanların sızladığı bir devir umudu ile....
Devamını okuyun
  0 yorum

Bir Köşeye Atılan Kur’an Ahlakı

Değerli okur yazıma sizlere bir soru yönelterek başlamak istiyorum. Sorum şu: " Bir kitabı okumak mı önemlidir yoksa o kitabı okuyup, iç manasını anlayıp hayatımızda tatbik etmek mi önemlidir? " Evet, hepimizin cevabı muhtemelen aynı olacaktır. Bir kitabı okuyup içinde anlatılanları özümseyip, anlayıp hayatımızda uygulamak daha önemlidir. Bu şüphe götürmeyen bir gerçektir.

Peki, dinimizin temel kaynağı olan, dinin temel inanç esaslarını bize söyleyen yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim'de bunu yapabiliyor muyuz? Yani yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim'i okuyup iç manasını anlayıp hayatımıza tatbik edebiliyor muyuz? Veya bu yönde herhangi bir çaba sarf ediyor muyuz? Bence bunun cevabı hayır. Çünkü biz Kur'an-ı Kerim'in sadece harflerine bağlı kalıyoruz; Kur'an-ı Kerim'i Arapça olarak okuyoruz, hatmediyoruz, hıfzediyoruz; cenazelerde, mevlütlerde, dini günlerde okuyoruz ancak Yüce Yaratıcımız Allah (c.c.) bizlere o ayetlerde ne buyurmuş, neyi emretmiş hiç bakmıyoruz. Yani demek istediğim Kur'an-ı Kerim'in harflerine son derece bağlıyız ama içinde Yüce Yaratıcımız bize ne söylemiş bakmıyoruz.

Devamını okuyun
  0 yorum