tahtapod.com | Blog

İNSANLARA DAİR ÖN YARGILARIMIZ VE BAŞIMDAN GEÇEN İKİ OLAY

Çoğumuz bazen ya da bazılarımız çoğu zaman insanları giyim kuşamları yüzünden yargılarız. Bu yargılama bazen eleştiri, bazen beğenmeme, bazen de ona dair etnik, dini, ekonomik, kültürel, ideolojik, siyasi etiketlemeler yapmamıza neden olur. Açık giyinen, kapalı giyinene, küpe takana, saç uzatan erkeğe, sakallıya, çarşaflıya, mini etekliye, dekolteliye, takım elbiseliye hemen zihnimizdeki hazır etiketi yapıştırırız. Aklımızda oluşturduğumuz kalıplara uymaları gerekir çünkü. Ancak son günlerde iki olaya şahit oldum ve sizlerle de paylaşmak istedim. İlki Ramazan'ın son günlerindeydi. İşten çıkmış, uzun bir metrobüs yolculuğunun ardından iftara yetişmek için hızlı hızlı eve yürüyordum. Metrobüs ...
Devamını okuyun

Telif Hakkı

© Seliim Uysal @ Tüm hakları saklıdır.

  0 yorum

Veronica'ya Mektuplar 2

Her gün aynı kâbusu görüyorum. Her gözümü kapattığımda… Aslına bakarsan; kâbus mu heves mi emin değilim. Büyüklüğü karşısında bunaldığım her şeyi küçültmeme rağmen hayat bana fazla geliyor. Mesela semtimi değiştirdim önce, daha sakin muhitte daha küçük hatta kulübe sayılabilecek kadar küçük bir eve taşındım. ​ Sabah oldu Sevgili Veronica, günaydın. Seni düşünürken o duvar başında öylece birkaç uyuz sokak köpeği keyfimi kaçırdı. Bilirsin huylanırım köpeklerden. Bu bir korku değil ama belki bir tür tiksinme sayabiliriz. Kalktım oradan, ağır usul yürüyerek eve geldim. Öylece bıraktım kendimi koltuğun üzerine, ışığı da açmadım. Sanki en ufak sese, ışığa, zihin yorgunluğuna tahammülüm yoktu. Ya d...
Devamını okuyun

Telif Hakkı

© Ömer Sencer Yucavı @ tahtaPod.com | Tüm hakları saklıdır.

  0 yorum

Veronica'ya Mektuplar 1

O zaman sen yoktun Veronica. Gece eğer sokakta oynamaya izin alabilmişsem sadece ay ışığı aydınlatırdı önümü. Ama şimdi en koyu, katran karası vakitlerde bile gözümün önünden hiç gitmeyen gözlerin, bir fener gibi ışıtıyordu ufku… Bir gece vakti, Veronica… Bilirsin geceyi ne kadar sevdiğimi. Gece boş boş dolaşıyorum, artık Tanrı'dan başka beni görenin kalmadığı sokaklarda… Akasya ve iğde kokuları içimi okşuyor. Bahçe duvarının bu tarafına sarkan bir dala uzanıp bir elma koparıyorum. Umarım bahçe sahibi hakkını helal eder. Çocukluktan kalma bir alışkanlıkla elmayı pantolonuma silip, büyükçe bir lokma ısırıyorum. Yavaş yavaş çiğnerken elmayı,çocukluğuma dönüyorum.Gerçi öyle çok bahçe düşmanı bi...
Devamını okuyun

Telif Hakkı

© Ömer Sencer Yuvacı @ tahtaPod.com | Tüm hakları saklıdır.

  0 yorum

DERSİMİZ ŞEHÂDET

Ertesi gün haberlerde, Diyarbakır'ın Buçuktepe köyüne operasyon yapıldığı söyleniyordu. "Bir gece evvel şehîd edilen Aybüke Neşe Çakıroğlu" sözünü duyduğu ân, annesini yüreğinden yükselen çığlık, bütün yeryüzünü kaplamış ve oradan Tanrı Dağları'na kadar yükselmişti. Öyle ki, Börü Han'dan Kür Şad'a ve hattâ Çingis Kağan'a kadar herkesi titretmişti. ​ Aybüke Neşe Çakıroğlu, üniversiteyi yeni bitirmiş ve girdiği me'mûrluk sınavında yeterli puanı alarak sınıf öğretmeni olarak atanmıştı. Mutluydu. Her ne kadar memleketi, doğup büyüdüğü, âilesinin yaşadığı Tekirdağ ile Diyarbakır arasında epey bir mesâfe olsa da, mutluydu. En sonunda hâk ettiği mesleği yapacaktı. Sınıf öğretmeniydi. İstanbul'da Ma...
Devamını okuyun
  0 yorum

KURT DURUŞU

Ev bir anda buz gibi olmuştu. Ne operasyonu, bu da nereden çıkmıştı? Televizyonlarda o ana kadar bir şey söylenmemişti? Bunları konuşurken, televizyonda haberler başladı. Börü Han, Tanrı Dağları'nın sisli doruklarından aşağı baktığında tek bir şey görmüştü. Umutsuzluk. "Nasıl olur" diye düşünürken, ister istemez târihteki Türk hükümdârlarına ve Mustafa Kemal Atatürk'e baktı. Doğru ya, bağrından böyle bir önder çıkarmış bir millet nasıl olur da, umutsuzluğa düşebilir? Kafasındaki bu soru işaretleriyle, tekrar insanları izlemeye koyulan Börü Han'ın kulaklarında bir anda sessiz bir çığlık yankılandı. Ürperdi, bir anda ve ok gibi fırlayarak koşmaya başladı. Bütün atalar durmuş, Börü Han'ı izliyo...
Devamını okuyun

Telif Hakkı

© Kutlu Altay Kocaova @ tahtaPod.com | Tüm hakları saklıdır.

  0 yorum

FİGÂNÎ’NİN RÜYÂSI

Bir gece gördüm ki, iskelede minâre yapılmış, devlet sâhiblerinin himmeti gibi yüksek ve âşığın âhının dumanına benzer. Teklîf ettiler, çıktım. O minârede ezân okudum ama içime bir korku geldi ki, cânımdan vazgeçtim. Figânî dalgın dalgın yürüyordu. Elbette önceki gece içtiği alkolün bunda etkisi büyüktü ama dalgının tek sebebi bu değildi. Başka bir şey vardı, kafasının içinde dolaşan, onu huzursuz eden… Tahtakale'deki evinden çıktıktan sonra At Meydanı'na (Sultânahmet) doğru yürümeye doğru devâm etti. Orada bir arkadaşı vardı. Onunla biraz muhabbet eder, kafamı dağıtırım diye düşünüyordu. Ama maâlesef, arkadaşı dükkânda değildi. Bir işi olduğunu ve güç içinde gelmeyeceğini öğrenmişti. Akşama...
Devamını okuyun

Telif Hakkı

© Kutlu Altay Kocaova @ tahtaPod.com | Tüm hakları saklıdır

  0 yorum

Melankoli

Asım son bir kez arkasındaki ölüye baktı sonra önüne döndü. Selimle tanıştıkları beşinci gün birbirlerine birbirlerine yaşlanacaklarına dair söz vermişlerdi. Şimdi ise Selim bütün gençliği, tazeliği barındıran bedeniyle arkasında yatıyordu. Liman AVM'nin orada inip meydana doğru yürüdüler. Levent ve Selim, Asımın arkasında kalmıştı. Şehre karanlık yeni yeni çökerken normal saatinden beş dakika geç gelen Manyas arabası eski Carefour'un olduğu köy durağına girdi. Üçlü beş saattir yoldaydılar. Akhisara kadar aynı arabada geldiler. Orada ise yarım saat araba beklediler. Yoldan geçen arabalar üç erkeği almayınca Levent, Asım'ı yanına alarak daha ileri bir mevkide otostop çekmeye gitti. Onlar iler...
Devamını okuyun

Telif Hakkı

© Berat Şendil @ tahtaPod.com | Tüm hakları saklıdır.

  0 yorum

19 Mayıs !

Tereddüt göstermedi O, biz de göstermedik ! O'nun önderliğin de kanımızı feda ettik, bundan dolayı Sakarya savaşını O kan deryası olarak andı !.. ​Çanakkale kahramanıydı, padişahın da fahri yaveriydi... Anadolu'daki Türk'leri Rum ve Ermeni kökenli hristiyanlara yaptıkları iddia edilen zülme karşı durdurmak için Başmüfettiş olarak gitti Samsun'a. İtilaf devletleri isyan istemiyordu, İstanbul'a gereğini söylemişti, onlar da Mustafa Kemâl'i göndermişti. Anadolu'daki Türk'leri yatıştıracak, İtilaf devletlerine isyan etmemelerini sağlayacak, İstanbul'u rahatlatacaktı !  İşin sonunda İstanbul'u rahatlattı ama saraydakileri rahatsız etti.  Çıktı Samsun'a, millet şaşkındı neler olacağını b...
Devamını okuyun

Telif Hakkı

© Ahmet Yekta @ tahtapod.com | Tüm hakları saklıdır

  0 yorum

KIRIM’IN ŞEHÎDLERİ

Artık Kırım'ın bütün şehîdleri olarak tek rûhun parçasıyız. O ân gökler açılıyor ve atının üzerinde, geçmişten gelen bir atlı görünüyor. Atlı, atını şâha kaldırıyor ve bir çığlık, gökleri kaplıyor. İster istemez, hepimiz tek dizimizi yere vuruyoruz ve atlının "Gelin" emriyle yürüyüşe başlıyoruz. ​ Evime son kez bakıyorum. Biliyorum, ne evimi, ne de annemle, babamın mezârlarını bir daha göremeyeceğim. Benim bir mezârım olacak mı, onu da bilmiyorum. Şu an yaşadığım, sâdece şaşkınlık ve hüzün… Neler olduğunu, neler olacağını bilememenin şaşkınlığı ve doğup, büyüdüğüm ve evlâdlarımı büyüttüğüm evime elvedâ diyememenin, annemle babamın mezârlarına bir daha gelemeyeceğimi bilmenin hüznü… Çok değil...
Devamını okuyun
  0 yorum

PATATES YİYENLER

Tahtaların üstünde yavaş yavaş adım atarak pencerenin yanına gitti.  Gördüğü tek şey bir meşalenin ışığıydı. Ve ışık yavaş yavaş eve yaklaşıyordu. ​Titreyen lambanın ışığı sadece masanın ortasındaki patates tabağına ışık verebiliyordu. İkindi vaktinden bari devam eden rüzgar yüzünden kapanan camlar odayı daha da havasız hale getiriyordu. Ahmet Sabri tahta çatalını patatese sapladı. Bugün kasabaya gitmişti. İçerden ve dışardan gelen haberler kötüydü. Filistin'de ölen kasabanın gençlerin isimleri gelmişti. Ahmet Sabri 'nin köyünden giden gençlerin bütününe yakını şehit düşmüştü.  Bu habere üzülecekken onu tedirgin eden bir haber daha duymuştu; Eşkiya Çapan köyünü basmış, sadıcı Muamm...
Devamını okuyun
  0 yorum