tahtapod.com | Blog

Ben, Ben Olmadan

Ben küçükken çok ağlarmışım.

Gece uykuda bir başlar, avazım çıktığınca bağırırmışım. 
Ille de kucakta taşınınca, taşıdıkça taş oluyor bu dermiş babam. 
Oysa çokça zaman o kucak için uyur taklidi yapmışım.

O vakitler hazır giyim bu kadar revaçta değil. 
Üsküdar'ın 2 mağazasının vitrininde ne varsa bizim kör makina onu diker.
O yüzden o yaşlarda moda ikonu gibi gezmelerimiz hep.
Ben annem kadar becerikli değilim.
O Aşağikilerin kızı, kaynanasının gelini.
Elinin değdiği otlukta gül biter. 
Az biraz huyudur, 
Azdan çok, yoktan var eder.

Devamını okuyun
  0 yorum

MEMLEKETİM OLDUN

BDCC20E7-3BA9-4BFC-9570-84E148B54CB6

Soğuk bir gündü o gün, sessizce çıktım evden.
Kimse uyanmadan.
Hızlı adımlarla ilerlerken bir an duraksadım. 

Devamını okuyun
  0 yorum

MUTLULUK NEYDİ?

Akıttığım her göz yaşı kadar bileniyordum onlara. Onlar gibi değildim onlar da benim gibi değildi biz kimdik? Herkesin mi vardı acıları yoksa acılı gözlerle baktığım için ben mi herkesi acılı görüyordum ?  Mutlu olanlar kimlerdi parası olanlar mı,yoksa yalnızca sevdiği olanlar mı ?  Hep düşündüm. Her gece..  Bir gün dedim ki mutlu olmak için hiçbir şeye ihtiyaç yokmuş çünkü aslında mutluluk denen bir şey yokmuş. Biz bunca zaman neyin peşinden koştuk? Ne için savaş verdik? Mutlu olmak için mi?  Var olmayan bir şey için çaba sarfetmek gibiydi seni sevmek. Olmayan bir şeye bağımlı olmaktı. Olmak ne demekti peki?  Bunların hepsini tahlil edecek kadar gücüm yok. Gücü...
Devamını okuyun
  0 yorum

BU ÖYKÜLER YAŞANIR MIYDI?

Hayat tam anlamıyla tanımlanamaz bir olgu; dinin, felsefenin, biyolojinin, psikolojinin kendince tanımlamaları var ve hiç biri hayata eksiksiz bir tanım getirmiyor. Belli ki bir disiplinin anlayışını diğerinin üzerine koyarak toplamda bir dengeye ulaşmak mümkün olabilir. Çağın gerçekliğinde saydığımız disiplinlerin dengeli atmosferinde bireysel ve toplumsal yaşamı sağlıklı bir biçimde kurgulamak sorumluluğumuz var. Ortalama yaşam süresi gelişme kaynaklı iyileştirmelerin katkısı ile uzamaya devam ediyor. Türkiye'de 1950'lerde 50 yıl olan ortalama yaşam süresi 2018 'e geldiğinde 80 yıl seviyesine ulaşmış durumda. Önceki yüz yıllarda nüfus artışı zorunlu ihtiyacımızdı. Savaşlar ve salgın hastal...
Devamını okuyun
  0 yorum

Olmayana Ergiler (I)

​Gittin; Şimdi bir koca boşluk arkanda... Daha gidilecek sahiller, fethedilecek kaleler, keşfedilecek körfezler vardı halbuki... Bilinmeyen bir ülkenin, hiç tanınmamış bir şehrinin saçma sapan bir çıkmaz sokağı kadar ıssızım şimdi. Sokakta top oynuyor kıvırbaşlı, sarı saçlı çocuklar. Her birinin gözlerinde, gözlerinin muzip gülümsemesi... ve en az seninkiler kadar sevimli elleri... Hızla uzaklaşırken yalnızlığının yanından ardımdan sesleniyorlardı sanki "Teyze çocukluğumuzu atsana bize". O an aklıma geldi, sahi sen hiç çocukluğunu yaşamış mıydın?  Bir çıkmaz sokak gibiydi sevdan,  sevdanın peşine takıldın gittin. Kuşlar da gitti peşinden. Balkonun o uç köşesindeki yuvalarını b...
Devamını okuyun
  0 yorum

Toprak'a dair;

​ Ayağım toprağa bastığı her an kendimi özgür hissederim. Toprak neydi? Yaradılışımızdan başlayarak, tekrar onun koynuna gidene kadar yaşamımızın her anında bizimle oldu toprak. "Toprak"ın anlamını tam olarak söylemekte zorlanıyorum. Sahi toprak tam olarak neydi? En başta, ilk insan Adem(a.s)'in ham maddesi olmuş toprak. Daha sonra Adem(a.s) dünyaya gönderilmiş, ayağı toprağa basmış. Adem(a.s) toprağı vatan bellemiş kendisine ve insanlık tarihi toprak ile başlamış. Ademoğulları çoğaldıkça toprak onlara dar gelmiş, yeni topraklar keşfetmişler. Onlar çoğaldıkça toprak kavgasına girmişler. Kavgada dökülen kanlar, yiten canlar yine toprağa karışmış. Derken ademoğlu toprak ile alış veriş etmeye, ...
Devamını okuyun
  0 yorum

KURDUN GÖZÜ

Türk milleti, vatanı ve bayrağını korumak uğruna, hâin teröristlere karşı gözünü fedâ eden Kür Şad yürekli, kurt bakışlı Gâzî Yunus Tuaç'a Börü Han, çok öfkeliydi. Uzun uzun uluyor, oradan oraya koşturuyordu. Han Tengri'nin doruklarındakiler buna bir anlam veremiyordu. Kür Şad, Çingis Kağan'a bakıyor; Alp Arslan, Enver Paşa'ya bakıyor; Mustafâ Kemâl Paşa, Motun Yabgu'ya (Mete) bakıyordu. Şehîdler de neler olduğunu anlamamıştı. O sırada Börü Han, büyük bir öfke ve hırsla târihin ulularının önünden geçti. Hepsi onu ilk kez böyle görüyordu. Şehîdlerin önünden de aynı şekilde geçti. Sâdece Hotenli Zeynep, Tel Âferli Fâtıma, Kerküklü Mehmet, Karabağlı Ali Haydar, Bayırbucaklı Kemâl, Kırımlı Ahmet...
Devamını okuyun
  0 yorum

NEW OTTOMAN DREAM

Sabahın köründe, kargaların kahvaltılarını müteakiben arşivin (Hayali bir arşiv, sizin bildiğiniz değil, kurgu amaçlı... M.B.Y) kapısına dayanmıştım. Tarihe diziler dışında ilgi göstermeyen bir toplumda arşive dökme demirden kale kapıları koymalarını ilkin yadırgamıştım. Yine de yakışıyordu ne de olsa koca imparatorluğun arşivi. Tımarından akıncısına bir nice kurum ve mevzunun bilgisi, belgesi burada. Padişahların yazıları var, sadrazamların mühürleri, fermanlar, buyruldular bilmem neler tozlu ve şatafatlı bir mezarlık. Kapıya geldiğimde ufak bir gözetleme deliği açılıp aksanlı bir bekçinin bir saatten önce açılmayacağını öğrenmemle birlikte biraz hayal kırıklığı yaşamıştım. Sonra açılışın a...
Devamını okuyun

Telif Hakkı

© Kara Mizah - Öykü | BU HİKAYE TAMAMEN KURGU AMAÇLI YAZILMIŞTIR. BAHSİ GEÇEN KİŞİ, KURUM VE OLAYLAR HALİYLE HAYAL ÜRÜNÜDÜR...

  0 yorum

KOVA

    Selim amca uyandı. Bahçeden porselenin kırılma sesi geldi. Saniyesinde mutfaktan "aptal kedi" diye bağırdı kadın. Gıcırdadı bahçe kapısı. Merdivenden indi terlikler. Porselen tabak parçaları toplandı. Bahçe kapısı açık kaldı. Televizyonun sesi, sokak satıcıları… Selim amca kalktı yataktan. Yıkadı elini yüzünü. Giydi her zamanki kahverengi takımını. Arabanın kapı koluna dokununca ürperdi serinlikten. Nemlenen elini sildi paltosuna. Oturdu şoför koltuğuna. Durdu öylece. Araba parfümünün kokusu yaktı genzini. Nefesinden çıkan dumana baktı. Çevirdi kontağı.    Kartal plaza çalışanları bindi teker teker servise.    Trafik, kısık seste çalan radyo, buğulu cam...
Devamını okuyun
  0 yorum

BENİM BACIM KINALI ŞEKER

Biz biraderler ve bacımız... Evet o bizim bacımız. Benim bir büyüğüm, hepimizin de en büyüğü. Korkmuyoruz gelecekten, çünkü o var; bacımız... ... 1960 'ların ilk yılları…belki de sene; 1965 veya 66 Henüz İstanbul'a teşrif etmemişiz; memlekette, köyümüzdeyiz. Yaşım dört veya beş, malum engelimden dolayı kendi halimde yürüyebilmeyi henüz becerebiliyorum.Dini bayramlardan birisini yaşıyoruz. Mahallemizin çocukları; her birimizin elinde kumaş parçalarından (çaput) yapılmış keseler(cüzdan) ve çok zor ihtimal de olsa İstanbuldan birilerinin göndermiş oldukları ''şehir makarnaları'' nın naylon poşetleri. İçlerine, bahşiş olarak, bizlere verilen ''kınalı şeker'' leri, ceviz, dut pestili ya da çirler...
Devamını okuyun
  0 yorum