tahtapod.com | Blog

Aslında 19 Haziran...

Neler oldu

1 – Öncelikle hiç kuşkusuz berbat bir organizasyondu.

  • Yer seçimi felaketti. Biz gözümüzü statlara dikmiş, büyük düşünürken; maalesef dağın başındaki bu tesis vizyonsuz bir tercihti.
  • Ülkücüler teyakkuzdayken onları 2.000 kişilik bir salona mahkûm etmek rezaletti. En azından aynı tesisteki kapalı spor salonu tercih edilebilirdi. O salonu dolduran, yüzlerce kilometre uzaktan gelen binlerce kişinin kurultayı ekrandan izlemesi doğru olmamıştır.
  • İnsanları kilometrelerce yürütmek düşüncesizlikti. Sürekli çalışan 5 tane servis aracı konulabilirdi. D)Kongrenin öznesi delege olduğu halde, delegeyi 5 saat kuyrukta, o sıcakta havasız salonda tutmak beceriksizlikti. Tamam, kabul normalde noter onayı olmadan delegeyi hazirun cetvelini imzalatarak salona alabileceğiniz halde, sürekli yatılan çamurlardan korkup işimizi sağlama alalım demeniz ve noter uygulaması yapmanız mantıklıydı. Ancak isimleri alfabetik ayırıp 5 kapıdan 5 noter marifetiyle bu işlemi yapamaz mıydınız? Şahsi gözlemim asgari 10 delegenin salonu imza vermeden, giriş yapmadan terk ettiği yönünde. Kurultay fiyaskoyla neticelenmemiş, delegeler sabırla 5 saat beklemişlerse bu onların ülkücü olmalarındandır.
Devamını okuyun
  0 yorum

Velhasılı Doğu Türkistan'da zulüm var!

Doğu Türkistan'ın sürgündeki eski İçişleri Bakanı hala Türkiye'yi umut olarak görüyor.

Geçenlerde Doğu Türkistan eski İçişleri Bakanı Kocaelin'de bir konferansta konuşmuş ve zulümleri anlatmış konuşmasının bir noktasında da ''Eğer Türkiye güçlenir ve bölgede ne kadar çok söz sahibi olursa bizler de, tam bağımsızlığımızı kazanmamızda bizlere en büyük desteği vereceğinden eminiz. Ülkemizde yapılan katliamların durdurulmasında en büyük etken Türkiye'dir" demiş. Tespit doğru ama ben onun kadar ümitvari bakamıyorum bu ülkeye çünkü bir toplumu oluşturan fertleri tavırları ve düşünce dünyaları o ülkenin güçlenip güçlenmeyeceğine karar verir. Oysa ben tanıdığım insanların sosyal mecralardaki ikiyüzlülüklerini görünce bizlerin güçlenmeye imkanımız olmadığını düşünüyorum.

Sahi Doğu Türkistan demişken o ikiyüzlü insanlara bir kaç söylecek sözüm var;

Devamını okuyun
  0 yorum

TÜRK VERSUS TÜRKMEN ve BAŞKA MESELELER

Bazı Türk milliyetçisi yazarlar var ki Türkçenin anasını ağlatıyorlar. Bahsettiğim şey basit dizgi hataları değil. Öznesi yüklemi ayrı oynayan, anlatım bozukluğu olduğu için anlam bozukluğuna yol açan cümleler… Şuna bakınız: "Rumeli'ye göçen Türklerin de Türkmenler olduğunu söyleyebiliriz."

Göktür Yazıtlarında, "Türk soyundan gelenler" anlamında kullanılır. Yani: Türkler. İşin aslı şudur: Farsçada –en, –an ekleri, Türkçedeki –ler, –lar çoğul eklerine karşılık gelir. Arapçada –ed, –ad (t). Arapçadan Farsçaya geçip de en, an gibi ekler almış kelimeler, Farsçadan Türkçeye geçmiş, Türkçeden Farsçaya geçmiş (on bin ortak kelime vardır böyle) ve dolayısıyla o dilin çoğul ekini almış kelimeler vardır. Örneğin "eşyalar". Eşya, Arapça "şey"in çoğuludur ama Türkçede tekilmiş gibi kullanılır ve "eşyalar" dediğimizde kimse yadırgamaz.

Örneğin dilimize Arapçadan giren "iktisat" çoğul bildirir. Örneği açmak için bir örnek vermek gerekebilir: İngilizcede "economy" ve "economics" diye iki ayrı terim vardır. Türkçedeki yazılışıyla ekonomiyi "cari iktisat" veya doğrudan ekonomi olarak isimlendirebiliriz. Ama economics, yani ekonomiler, bir bilim dalı olarak "iksitat"a karşılık gelmektedir. Dolayısıyla "cari iktisat" dediğimizde günümüz ekonomisini, "iktisat" dediğimizde günümüzden bağımsız bir bilim dalını kastetmiş oluruz. (Tavsiye: Karl Polanyi'nin "Büyük Dönüşüm" adlı eseri bir başyapıttır).Başa dönecek olursak, "Türkmen", Türkler demektir. Ancak anlam kaymasına uğramış, zamanla Anadolu sınırları dışında kalmış Türkleri, özellikle de Şii-Alevi Türkleri kasteden bir anlam içeriğine sahip olmuştur. "Yavuz Sultan Doğu'da … Türkmen kestirdi" derken kastedilen şey, Şah İsmail taraftarı Şii (Kızılbaş) Türklerin öldürülmesidir. "Yörük"ten kasıt da konargöçer olmaya devam eden Türk'tür. 36 etnik unsur sayanlar, 36'ya tamamlamak için "Yörük" ve "Türkmen" diye iki etnik unsur daha saymaktadır ki, gülünç mü gülünçtür. Dolayısıyla, "Rumeli'ye göçen Türklerin de Türkmenler olduğunu söyleyebiliriz" cümlesini bir Türk milliyetçisinin kurması tehlikelidir…

Devamını okuyun
  0 yorum

Seccade'nin Gözyaşları

​Asım başını iki elinin arasına almış düşünüyordu. Daha yeni evlenmişti hanımı 2 aylık hamileydi ve çok mutluydular. Küçücük evlerinde huzur onlarındı. Asım sabah işe giderken mutlu , eve döndüğünde mutlu , evdeyken mutluydu. Hanımı , Sevda'da öyleydi. Çocuklarının dünyaya gelmesini sabırsızlıkla bekliyorlardı.


Sevda elinde çay tepsisi ile odaya girince Asım'ın düşünceli halini gördü. '' hayırdır , hayatım karadenizde gemilerin mi battı'' dedi latifeyle... Asım, sanki bir derinlikten çıkar gibi derin bir nefes alıp , '' yok öylesine dalmışım'' dedi.

Devamını okuyun

Telif Hakkı

© www.profesyonelblog.com

  0 yorum

BİR NAMAZ HİKAYESİ

Metehan mütevazi bir ailenin oğluydu. Normal bir öğrenim hayatı sürdürüp liseyi tamamladıktan sonra Üniversiteyi Açık Öğretim Fakültesinde okumak ve bu sayede kendi ayakları üzerinde durarak çalışmayı amaçlamıştı.Nasip olmadı okulunu tamamlayamadan bırakıp askere gitmek zorunda kaldı. Etrafındakilere göre siyasi sebeplerden askere gitmişti. Kendisine göre ise hak bildiği yolda yürümesine izin vermedikleri için askere gitmişti.

Devamını okuyun
  0 yorum

ANANIZIN-KIRONİZMİ

Bugünün terimleri, kavramları, bilimsel aklıyla bakarsanız Büyük İskender'in neden saat takmayıp İskenderiye'de oyalanarak İran tahtına geç çıktığını sorgulayabilirsiniz. Moğolların atom bombası yerine neden zahmet edip elde kılıç insan kestiğini ve sair ve sair birçok olayı anlamlandıramayabilirsiniz…

* * *

Tekrarda fayda var:

1. O gün yaşıyor olsaydım, elbette birçok vatansever gibi ben de İttihatçı olurdum. Nedir yani; işbirlikçi padişah kıçı mı yalayacaktım? İngiliz Muhipler Cemiyeti veya Kürt Teali Cemiyetine mi üye olacaktım? Manda veya Himayeyi mi savunacaktım? İttihat ve Terakki'den süzülen ekibin "Ya istiklâl ya ölüm!" duygusuna kapılmayıp Padişah'ın ve emir kulu Şeyhülislamın "teslim olun" emrine mi uyacaktım?

2. Rusların silahına ve gazına gelen Ermeniler "Ermenistan" düşüncesiyle ayaklandı ve kapı komşularından başlayarak öldürmeye başladı. "Buyurun öldürmeye devam edin" mi diyecektik? 1915'te Vanlı Âşık Serveri tarafından yazılmış bir ağıt:

Devamını okuyun
  2 yorum

HEP ŞU CAHİL KIRO ALAMANCILAR YÜZÜNDEN!!!

Sene 1982 veya 1983.
Yani anlayacağınız 9-10 yaşımdayım.

12 Eylül olmuş,
Türkiye'de MHP yok,
Başbuğ'um hapiste...

Avrupa'da insanımızın durumu:

Şimdi olduğu gibi öyle okumuş, Alman toplumunda yer edinmiş, kendini kabul ettirmiş Türk elle sayılacak kadar az o dönemlerde. İnsanlarımız çilekeş, maden ocaklarında, kuzeyde tershanelerde, değişik bölgelerde ki araba fabrikalarında çalışan Türk işçileri. Üniversiteye giden Türk gençleri neredeyse yok.
Üniversiteye bırakın, gerek yabancı düşmanlığı gerekse ailelerin yaşadıkları ülkenin eğitim sistemini bilmemeleri ve belki de en acısı 'Okuyupta n'apcak..' mantığı ile eğitime gereken önemi vermeyen bir zihniyetten dolayı zekaları zehir gibi çocuklarımız eğitim verilemeyen çocukların gönderildiği okullara (Sonderschule) veya akademik ilerlemeleri neredeyse imkansız olan Hauptschule'lere gönderiliyor. 16 yaşında okuldan çıkıyorlar ve şanslı olanlar meslek eğitimi alıyor, bir çoğu ise kötü yola düşüyor..

Milliyetçi Hareket'in kimliğini taşıyan tek büyük kurum: Almanya Türk Federasyon'u

Devamını okuyun
  2 yorum

ÜŞÜYENLERİN HİKAYESİ 2 (Gün Sazak ve Nihat Aksu Anısına)

Gün Sazak'ın Dev-Sol yanlısı teröristlerce kurşunlanarak öldürüldüğünü, söylüyordu radyolar ve haber bültenleri.

İşte her şey ispatlanmıştı. Kim rüşvetçi, kim kaçakçı, kimler hain nihayet ortaya çıkmıştı. 


Gün Sazak ne zaman mafyanın, kaçakçının başına çöreklenip gazetelere manşet olsa şişiniyordu Nihat "İşte" diyordu "İşte şimdi tanısın millet bizi"

Nihat çocuk yaşta politikaya merak salmıştı, aslında onun ki politika da değildi "Türkler birlik olsun, dirliğine sahip çıksın, ele muhtaç olmadan yaşasın" diyordu.

Birileri bu düşüncesine neden karşıydı, bunda kötü olan ne vardı hiç anlamıyordu. Hem ayrılıkta azap yok muydu, ayrı düştükçe ezilmiyor muyduk? Amerikanlar bizim tepemize, Ruslar Orta Asya Türklerinin tepesine binmiyor muydu? Birlik olsak hiç böyle olur muydu?

Nihat akıl sır erdiremiyordu düşüncesine öfke kusanlara.

Devamını okuyun
Etiketler:
  0 yorum

KADER DEĞİL CİNAYET


Kader deyip kesip atmayacağız çilemizi, ÇÜNKÜ BUNUN ADI KADER DEĞİL CİNAYET

Kadın oturmuş bir taşın üzerine bekliyor. Her hıçkırığı az uzaktan duyulan anons sesine denk düşüyor.

"Ahmet Tufan taburcu, Fehmi Aslan Taburcu, Hasan Acar taburcu..."

Saatlerdir bekliyor Hüseyin'den ses seda yok. Zaman acımasızca ilerlerken bir sığınak arıyor tükenmeye yüz tutmuş umuduna. Birden ne oluyor, nasıl oluyor kesiliyor hıçkırığı, diniyor gözlerinin yaşı. Gülümsüyor kadın. "Hüseyin" diyor, "Hüseyin çok yoğurt yerdi" gülümsemesi tüm çehresini sarıyor. "Yoğurt tabi ya ciğerleri temizler, dinç tutar", "Sağlamdır Hüseyin'in ciğerleri". Gülümsüyor kadın, bir kase yoğurda umut bağlayarak.

Uzaktan anons sesi duyuluyor.

" İrfan Değirmenci taburcu, Hilmi Görgülü taburcu, Mustafa Akgül taburcu..."

Gülümsemesi kayboluyor kadının, bir of çekerken "Ölüm" diyor. Sonra o adamın sesi canlanıyor zihninde "Bu madencinin kaderinde var" durduramıyor beynini, ses can buluyor zihninin orta yerinde " Bu mesleğe girerlerken böyle şeylerin olabileceğini biliyorlardı." Gözyaşlarına kızıyor, birden çatılıyor kaşları "Suçlu Hüseyin mi yani? "
Devamını okuyun
  0 yorum

ÜŞÜYENLERİN ÖYKÜSÜ (Rıza ve Firdevs Baktemur Anısına)


Firdevs anne inanamıyordu söylenenlere, Saçmalıyorlardı işte! Hiç devlet gencecik evladına kıyar mı?

"Her Bir Mayıs şafağında yüreğinizi bir titreme sarıyorsa insansınız demektir."

Günler sonra Polat Köyünün dağ eteğinde buldular onu. Hava ayazdı, üstünde yeleği, montu yoktu. Hepsini atmıştı bir yana.

- Anne ne yapıyorsun burada. Dedi oğlu Rıza.

Etrafına baktı arar gözlerle "Cengiz'i arıyorum. Oğlumu gördünüz mü" diye sordu.

Sustu etrafındakiler. Üzerine bir kaban atmak istediler, kabul etmedi. Firdevs anne mırıldanıyordu içten içe

- Hava soğuk, toprak soğuk. Cengiz üşüyor, çok üşüyor Cengiz

Ne yapsalar olmamıştı. Cengiz son verdiği ifadeyi geriye almamış "İfademi geri alırsam, arkadaşlarımı da buraya getirirler." Demişti.

Hem ifadesini değiştirse ne olacaktı, bu mahkeme sözde mahkeme değil miydi? Sanki herkes bilmiyor muydu suçsuz olduğunu? Beyler çoktan vermemiş miydi kararı? En azından ülküdaşları üşümesindi… Cengiz, arkadaşları da Taş Medresenin soğuk duvarları arasında üşümesin diye darağacına yürüyordu.

Tüm suçlamalara "Kabulüm" demişti.

Firdevs anne inanamıyordu söylenenlere, saçmalıyorlardı işte! Hiç devlet gencecik evladını asar mı, hem de suçsuz olduğunu bilee bile?…

Bir gün yine ortalıktan kayboldu Firdevs anne. Herkes yana döne Firdevs anneyi aramaya koyuldu. Sanki Malatya yarılmış içine girmişti. Bakmadık yer kalmamıştı. Hiçbir yerde yoktu Firdevs anne. 
Devamını okuyun
  0 yorum