tahtapod.com | Blog

KANLI ROZET

Bozkurt rozeti taktığı için öğretmeni tarafından on altı yaşında katledilen şehîd Necâti Kaya'nın azîz hâtırâsına... Necâti, on altı yaşındaydı, çocuktu yâni. Çocuktu, çocuk olmasına ama yaşananları, olayları kavrayacak akla ve zihne sâhibdi. Âilesi iyi bir dîn eğitimi almasını istemişti. Niksar'ın bir bucağında yaşayan bir çiftçi âilesi, çocuğu için ne ister ki? Vatanına milletine bağlı olsun, dîndâr olsun, bir de ya asker olsun ya imâm... Necâti'nin yaşı bir orta son öğrencisi için büyüktü. Sınıfındakiler, genelde 14 yaşındayken, onlardan iki yaş büyüktü. Tabiî, dedesinin isteğiyle o iki yılı Kur'ân öğrenmek ve hâfızlık için geçirmişti ve en sonunda hâfız çıkmıştı. Mutlu olmuştu, âilesi. D...
Devamını okuyun
  0 yorum

Bandırma

​ O, memleketin felahı için tek çarenin Anadolu'da bulunabileceğini Arap topraklarda görev yaptığı günlerden beri dillendiriyordu. Aslen imparatorluğa hiçbir aidiyeti kalmamış insanlar için Türk askerinin kanını dökmenin gereksiz olduğu, bu yerlerin zaten ruhen artık Osmanlı'ya bağının kalmadığını saray odalarında değil, bizzat sahada yaşayıp müşahade etmişti. Fikrince artık çoktan Ingiliz boyunduruğuna girmiş bu topraklardan, fazladan bir Türk evladının dahi burnu kanamadan doğal Türk coğrafyası sınırlarına çekilmek lazım gelmekte idi.  Zira yorgun imparatorluk debdebeli saraylarına ragmen fakir, bitmeyen şaası ve gösteriş merakı yüzünden hayli borçlu,üretmeyen-üretemeyen ve zaten erke...
Devamını okuyun
  0 yorum

Ben, Ben Olmadan

Ben küçükken çok ağlarmışım.

Gece uykuda bir başlar, avazım çıktığınca bağırırmışım. 
Ille de kucakta taşınınca, taşıdıkça taş oluyor bu dermiş babam. 
Oysa çokça zaman o kucak için uyur taklidi yapmışım.

O vakitler hazır giyim bu kadar revaçta değil. 
Üsküdar'ın 2 mağazasının vitrininde ne varsa bizim kör makina onu diker.
O yüzden o yaşlarda moda ikonu gibi gezmelerimiz hep.
Ben annem kadar becerikli değilim.
O Aşağikilerin kızı, kaynanasının gelini.
Elinin değdiği otlukta gül biter. 
Az biraz huyudur, 
Azdan çok, yoktan var eder.

Devamını okuyun
  0 yorum

MEMLEKETİM OLDUN

BDCC20E7-3BA9-4BFC-9570-84E148B54CB6

Soğuk bir gündü o gün, sessizce çıktım evden.
Kimse uyanmadan.
Hızlı adımlarla ilerlerken bir an duraksadım. 

Devamını okuyun
  0 yorum

MUTLULUK NEYDİ?

Akıttığım her göz yaşı kadar bileniyordum onlara. Onlar gibi değildim onlar da benim gibi değildi biz kimdik? Herkesin mi vardı acıları yoksa acılı gözlerle baktığım için ben mi herkesi acılı görüyordum ?  Mutlu olanlar kimlerdi parası olanlar mı,yoksa yalnızca sevdiği olanlar mı ?  Hep düşündüm. Her gece..  Bir gün dedim ki mutlu olmak için hiçbir şeye ihtiyaç yokmuş çünkü aslında mutluluk denen bir şey yokmuş. Biz bunca zaman neyin peşinden koştuk? Ne için savaş verdik? Mutlu olmak için mi?  Var olmayan bir şey için çaba sarfetmek gibiydi seni sevmek. Olmayan bir şeye bağımlı olmaktı. Olmak ne demekti peki?  Bunların hepsini tahlil edecek kadar gücüm yok. Gücü...
Devamını okuyun
  0 yorum

BU ÖYKÜLER YAŞANIR MIYDI?

Hayat tam anlamıyla tanımlanamaz bir olgu; dinin, felsefenin, biyolojinin, psikolojinin kendince tanımlamaları var ve hiç biri hayata eksiksiz bir tanım getirmiyor. Belli ki bir disiplinin anlayışını diğerinin üzerine koyarak toplamda bir dengeye ulaşmak mümkün olabilir. Çağın gerçekliğinde saydığımız disiplinlerin dengeli atmosferinde bireysel ve toplumsal yaşamı sağlıklı bir biçimde kurgulamak sorumluluğumuz var. Ortalama yaşam süresi gelişme kaynaklı iyileştirmelerin katkısı ile uzamaya devam ediyor. Türkiye'de 1950'lerde 50 yıl olan ortalama yaşam süresi 2018 'e geldiğinde 80 yıl seviyesine ulaşmış durumda. Önceki yüz yıllarda nüfus artışı zorunlu ihtiyacımızdı. Savaşlar ve salgın hastal...
Devamını okuyun
  0 yorum

Olmayana Ergiler (I)

​Gittin; Şimdi bir koca boşluk arkanda... Daha gidilecek sahiller, fethedilecek kaleler, keşfedilecek körfezler vardı halbuki... Bilinmeyen bir ülkenin, hiç tanınmamış bir şehrinin saçma sapan bir çıkmaz sokağı kadar ıssızım şimdi. Sokakta top oynuyor kıvırbaşlı, sarı saçlı çocuklar. Her birinin gözlerinde, gözlerinin muzip gülümsemesi... ve en az seninkiler kadar sevimli elleri... Hızla uzaklaşırken yalnızlığının yanından ardımdan sesleniyorlardı sanki "Teyze çocukluğumuzu atsana bize". O an aklıma geldi, sahi sen hiç çocukluğunu yaşamış mıydın?  Bir çıkmaz sokak gibiydi sevdan,  sevdanın peşine takıldın gittin. Kuşlar da gitti peşinden. Balkonun o uç köşesindeki yuvalarını b...
Devamını okuyun
  0 yorum

Toprak'a dair;

​ Ayağım toprağa bastığı her an kendimi özgür hissederim. Toprak neydi? Yaradılışımızdan başlayarak, tekrar onun koynuna gidene kadar yaşamımızın her anında bizimle oldu toprak. "Toprak"ın anlamını tam olarak söylemekte zorlanıyorum. Sahi toprak tam olarak neydi? En başta, ilk insan Adem(a.s)'in ham maddesi olmuş toprak. Daha sonra Adem(a.s) dünyaya gönderilmiş, ayağı toprağa basmış. Adem(a.s) toprağı vatan bellemiş kendisine ve insanlık tarihi toprak ile başlamış. Ademoğulları çoğaldıkça toprak onlara dar gelmiş, yeni topraklar keşfetmişler. Onlar çoğaldıkça toprak kavgasına girmişler. Kavgada dökülen kanlar, yiten canlar yine toprağa karışmış. Derken ademoğlu toprak ile alış veriş etmeye, ...
Devamını okuyun
  0 yorum

KURDUN GÖZÜ

Türk milleti, vatanı ve bayrağını korumak uğruna, hâin teröristlere karşı gözünü fedâ eden Kür Şad yürekli, kurt bakışlı Gâzî Yunus Tuaç'a Börü Han, çok öfkeliydi. Uzun uzun uluyor, oradan oraya koşturuyordu. Han Tengri'nin doruklarındakiler buna bir anlam veremiyordu. Kür Şad, Çingis Kağan'a bakıyor; Alp Arslan, Enver Paşa'ya bakıyor; Mustafâ Kemâl Paşa, Motun Yabgu'ya (Mete) bakıyordu. Şehîdler de neler olduğunu anlamamıştı. O sırada Börü Han, büyük bir öfke ve hırsla târihin ulularının önünden geçti. Hepsi onu ilk kez böyle görüyordu. Şehîdlerin önünden de aynı şekilde geçti. Sâdece Hotenli Zeynep, Tel Âferli Fâtıma, Kerküklü Mehmet, Karabağlı Ali Haydar, Bayırbucaklı Kemâl, Kırımlı Ahmet...
Devamını okuyun
  0 yorum

Hüzün Atölyesi'nden Mektuplar - 5

​ Gecenin gelmesini bekliyorum. Saat 24'ü vurunca beklediğim mesajı alıyorum. Artık böyle ne yazık ki. Bir caddede tesadüfen karşılaşmak diye bir şey pek mümkün değil. Ya da ileriye dönük verebileceğin sözleri tutmak artık imkansız. Zoru başardıkça imkansız gözünüzde çok büyümeye başlar. Çünkü zoru başardıkça ne kadar zorlandığınızın farkına varırsınız. İmkansıza adım atmak daha da bir imkansız olur. Laf oyunları falan filan anladınız siz. Aslında insanlar benim kadar sembolist olmadıkları için hepsiyle problem yaşıyorum. Misal eski bir kız arkadaşımdan örnek vereyim. Birlikte olmaya başladığımız zaman saat tam 23:16'ydı. İstanbul'un iyi bir semtinin parkındaydık. O gün, olur da ayrılırsak, ...
Devamını okuyun
  0 yorum