tahtapod.com | Blog

"Tebriz'den Masallar: İran Türklerinden Derlenen Metinler"

"Dostum Seçkin Sarpkaya, akademik ve bilimsel kimliğinin ötesinde, benim gözümde Mario Vargas Llosa'nın bahsettiği "Masalcı"dır ve her masalcı gibi güzel bir masalcıdır." KUTLU ALTAY KOCAOVA Daha önce yüksek lisans tezinden uyarlanan ve 2017'de yayımlanan "Türklerin Şeytani Masalları: Türk Masal ve Efsanelerinde Demonik Varlıklar" ve Mehmet Berk Yaltırık ile birlikte hazırladıkları, 2018'de yayımlanan "Türk Kültüründe Vampirler: Oburlar, Yalmavuzlar ve Diğerleri" adlı kitaplarıyla tanıdığımız akademisyen Öğr. Gör Seçkin Sarpkaya, 2019 ile birlikte "Tebriz'den Masallar: İran Türklerinden Derlenen Metinler" adlı üçüncü çalışmasıyla karşımızda. Sarpkaya'nın bu çalışması alanda yapılmış bir saha...
Devamını okuyun
  0 yorum

LİNÇ - 2

​ Ne güzel söylemiş Wang Chung:  " Edebiyat, anlaması kolay yazması zor olmalıdır; anlaması zor yazması kolay değil. " Yılmaz Özdil bu tarife birebir uyuyor. "Mustafa Kemal" kitabının kolay anlaşılır olması o kitabın kaliteli olduğunu gösterir, kalitesiz olduğunu değil. Şiirle ilgilendiğimi beni takip edenler bilir. Size şiirden örnek vereyim. "Çocuklar inanın çocuklar Güzel günler göreceğiz, güneşli günler Motorları maviliklere süreceğiz Güzel günler göreceğiz, güneşli günler" Ne kadar basit duruyor değil mi? Hadi şimdi herkes otursun Nazım gibi şiir yazmaya çalışsın, bakalım kaç kişi yazabilecek. Yılmaz Özdil gibi kalem oynatmak kolay iş değil. Kolay olsaydı benzeri çok olurdu. Adam y...
Devamını okuyun
  0 yorum

LİNÇ

​ Dün Fazıl Say, bugün Yılmaz Özdil, bakalım yarın muhalifler tarafından, hangi tanınmış muhalif linç edilecek.  Bir muhalefet düşünün ki, Türkiye'nin en çok okunan köşe yazarı ellerinde ve hepsi onu linç etmek için hazırda bekliyor!  Ben çok şaşırdım, gerçekten hazırda bekliyorlarmış. Neymiş efendim "Adam çok para kazanmış!" Bana ne bundan? Hem ne güzel işte yandaş gazetecilere, iktidara yalakalık yapmadan da para kazanabileceğini göstermiş. Çok para kazanması doğal bir olay. Bir ülkede, bir kitap bir milyonun üzerinde satarsa o kitabın yazarı iyi para kazanır.  Bu sadece bizde değil, dünyada böyle. Tabi gelişmiş, ilerici, aydın toplumlarda yazarın kazandığı paraya ...
Devamını okuyun
  0 yorum

YAZMAK ÜZERİNE

20569499-vintage-typewriter-and-old-books-touch-up-in-retro-style

Ortaokuldayken Tülin diye bir arkadaşım vardı. Bir gün, muhtemelen ilkokul 1 veya 2. Sınıf çocukları için yazılmış, resimli bir Almanca kitap getirmişti okula. Bol bol ayıcık resimleri olan bu kitaba baktık baktık… Bizim dilimiz İngilizceydi, hiçbir şey anlamadık. (İngilizce olsaydı, anlayacaktık sanki...) Resimlere bakarak hikayenin ne olduğunu tahmin etmeye çalıştık. Kitap bende kaldı.

Sonra bir gün ben, o kitaptaki resimlerin altına kendi kurguladığım bir hikayeyi yazdım. Nedendir bilmem, Türkçe hocama değil de okulumuzdaki Fransızca hocamıza gösterdim. Belki de yabancı bir dilde yazıldığı için… Sait Hoca'ya... Kitap Almanca, benim aldığım dil İngilizce; ama ben kitabı Fransızca hocasına gösteriyorum. Demek ki dersimize girmediği halde bana daha yakınmış. 

Devamını okuyun
  1 yorum

ATSIZ, ÖZEL BASKI ve ÖZEL LAF SOKUŞTURMALAR

Hüseyin Nihal Atsız... Anan Anana... Onu anmak ayağına birbirine laf sokan sokana. Benim için de bir anlamı var bu ismin. Lakin siyasi ya da toplumsal konumumu onun üzerinden tadil etmek gibi bir derdim yok. 

İlk olarak kuzenimden Bozkurtlar romanını duydum. Okuduğunu heyecanlı heyecanlı aktarmıştı. Ben de kitabı okumamıştım ama ondan dinlediğim kadarıyla hikayeyi anlatabilecek kadar ilgiyle dinlemiştim. Kitap o ara elime geçse okurdum. Köydeydik, vişne kiraz zamanı. Bi' yerden kitap alalım olayı da öyle pek kolay değil. Bilenler bilir hele vişne kiraz zamanı ve 8-9 yaşında bir çocuksanız.

Devamını okuyun
  0 yorum

Züğürt Ağa'nın Süper Gücü

Ocak 2014. Çok yoğun ve yorucu geçen bir final döneminin hemen ardından Cumartesi sabahı bir hocamız ve sınıfın neredeyse yarısı oturmuş Ortaköy'de bir restoranda kahvaltı yapıyoruz. Serpme kahvaltıya kişi başı 20 lira verilebilen yıllar. Gerçi ben de geçen bir yerde kişi başı 19 lira verdim ama neresi olduğunu söylemem. TÜKE (Tük Tüketici Endeksi) biraz farklı işliyor sanırım hehe. Neyse, kahvaltı esnasında çok yakın bir arkadaşım (hâlâ, bakın çok enteresan) bir anda ortaya öyle bir şey attı ki, ortamdaki hoca dahil herkes ikiye bölündü. Uzun müzakereler yapıldı, fakat bir sonuç alınamadı. Ama nasıl tartışmalar, nasıl tartışmalar bir görseniz. Menemenle alakalı değil, bilemediniiiiiz. Uzun ...
Devamını okuyun
  0 yorum

Sisyphos’u Kurtarmak

10157248_10203638550667923_138919802322008083_n-680x365
Evet, toplum Sisyphos'un kayasıdır. Aydın cemiyeti de Sisyphos'un kendidir. Aydınlar, tıpkı Sisyphos gibi kayalarını (toplum) bir seviyeye getirmek (dağın zirvesi) için büyük bir çaba ile mücadele etmektedir. Ancak aydınımızın unuttuğu bir gerçek vardır. O da Tanrının cezasıdır (doğa yasasıdır). Aydınımızın yaşamı pahasına dağın zirvesine çıkarmaya çalıştığı kaya, kaçınılmaz olarak aşağı düşecektir, düşmek zorundadır. Çünkü ceza veya yasa böyledir. Pekiyi, aydınımız ne yapmalıdır? Her şeyi bırakmalı mıdır? O zaman da aydın değil toplum olur. Bıraktığı an, kendi kendine yabancılaşır, yığınlaşır. Her şeyi olduğu gibi kabullenmeli (kadercilik) midir? Bu sefer de insan değil hayvan olur. Yoksa A...
Devamını okuyun
  0 yorum

100.000

 100.000… Mehmet Levent Kaya'nın yeni romanı. Uygurlardan ve onların bir nevî opera olan dor adlı san'atlarından söz ettiği "Çölde Dor", günümüz Moğolistan'da geçen ve merkezinde Sakha Türkü bir genç ile Altaylı bir Türk kızının yer aldığı, Sibirya coğrafyasını önümüze seren "Ölüöne"nin yanına, üçüncü romanı 100.000 yerleşmiş durumda. 100.000 adı, birçok kişi tarafından ilginç bulunabilir. Tümen, 10.000; Bumın da, 100.000 anlamına geliyor. Yâni Bumın Kağan'ın iktidâra gelip, hânedânını kurmasını anlatan bir roman. Roman, bir aşk hikâyesi ve bu aşk hikâyesinin şekillendirdiği savaşı ele alıyor. Göktürk târihi konusunda biraz bilgisi olanlar, az da olsa bu konuda bilgi sâhibidirler, elbet...
Devamını okuyun
  0 yorum

Neyi Kaybedenler Kulübü?

neyi-kaybedenler-kulubu

 2011'de vizyona giren ve o zamandan beri farklı bir alt kültürün oluşmasına zemin hazırlayan Kaybedenler Kulübü filminin, bütünüyle gerçek bir hikayeden hareketle çekildiğini yakın zamanda öğrendim. Mağaradan yeni çıktım, kabul ediyorum hehe. 1990'lı yılların sonunda başlayan bir radyo programından nasıl bu kadar hikaye çıkabileceğini düşünürken filmi tekrar alıcı bir gözle izlerken buldum kendimi. Çünkü film kurmaca olmak için kabul edilebilir fakat gerçek olmak için fazla tuhaf bir filmdi. Aldım elime yeni defterimi, gördükçe not almaya başladım. Gördüklerim gözüme battıkça battı, adeta bir kıymık gibi yürüdü beynime kadar gitti, böyle bir yazıya dönüştü.

Devamını okuyun
  0 yorum

SAKARYA ZAFER ANITI'NDAKİ TAHRİBAT

​(CİMER'E YAZI) 27.03.2017 tarihli, 1700412339 sayılı kayıt ile yapmış olduğum şikayette; Ankara'nın Polatlı İlçesi'nde bulunan Sakarya Zafer Anıtı'nın korumasız ve sahipsiz bırakıldığını, Sakarya Meydan Muharebesi'nin birebir yaşandığı tepelerden birisi olan Kartaltepe Anıtı'nda sahipsizlik ve kontrolsüzlük sebebiyle sağa sola saçılmış rakı, bira şişelerinin olduğunu, millî vicdandan ve millî bilinçten yoksun bazı yaratıkların zaman zaman yuvalandığını işaret etmiştim. Ve benzer kötü manzaranın şehir merkezinde bulunan Zafer Anıtı'nda da olabileceği endişesini taşıdığımı özellikle belirtmiştim. Ek belgelerden birinde bu yazıma Polatlı İlçe Jandarma'dan gelen cevap da bulunmaktadır. Defalarc...
Devamını okuyun
  0 yorum