Yeniçeri Ocağının Kuruluşu Ve Yozlaşması

battle_of_vienna.sultanmurads_with_janissaries

Kanuni döneminde meydana gelen Şehzade Beyazıt isyanının ardından, Anadolu'ya ve daha sonra İmparatorluğun diğer bölgelerindeki önemli şehirlere yeniçeri garnizonları kuruldu. Bu yeniçeri birlikleri zamanla o bölgelerde idareyi ele geçirip, merkezin hâkimiyetini devre dışı bıraktılar.

Yeniçeriler, Osmanlı Devletinin ilk askeri teşkilatını oluşturmuşlardır. Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan itibaren geniş sınırlara yayılmasındaki en önemli güç olmuşlardır. Oldukça büyük bir güç elde ettikleri zaman ise '' Yeniçeri İsyanları'' baş göstermiştir. Bu isyanların ilki ise ''Buçuktepe'' isyanıdır. III. Selim döneminde ise Osmanlı Devleti bir yenileşme dönemine girmiştir ancak yeniçeri isyanları ve dönemin siyası ve sosyal durumları bu yenileşme hareketleri engellemiştir. II. Mahmut döneminde de yenileşme hareketleri devam ettirmek istenmiş ve yine engeller ile karşılaşmışlardır. Yenileşme önünde en büyük engel olarak düşünülen yeniçeri ocağı böylece kapatılmıştır. Bu makalede ise yeniçerilerin kuruluşu ve yeniçerideki bozulmanın nedenleri anlatılmaya çalışılacaktır.

Yeniçeri Adı ve Bektaşilik

Ocağın kesin kuruluş tarihi belli olmamakla beraber, Birinci Murat ( 1359-1389)'ın ilk hükümdarlık yıllarına dayandığı bilinmektedir. Tarihçiler arasında 1363 yılı Ocağın kuruluş tarihi olarak kabul görmektedir. Başlangıçta savaş esiri gençleri doğrudan ocağa alınıp yeniçeri yapılıyordu. Daha sonra ''Acemi Ocağı'' teşkil edildi; devşirilen gençler, yeniçeri yapılmadan önce buraya alınmaya başladılar. Ocağın ilk kuruluşunda nefer sayısı bin kadardır. Bunların her yüz kişisinin başına ''yayabaşı'' unvanıyla bir subay tayin edilmiş; bu yüz kişilik ortalara da ''cemaat'' adı verilmişti. Zamanla ortaların sayısı artırılarak 101'e kadar çıkmıştır.[1]

Ocağın kutsalları sancak ve kazandır. Ocağın bayraklarının başında ''İmam-ı Azam'' bayrağı geliyordu. Daha sonra Ağa Sancağı, Kethüdabey Bayrağı, Başyayabaşı Bayrağı ve Çavuş bayrağı ile yayabaşılarla bölükbaşların orta ve bölük bayrakları ile saka bayrakları vardı. Yeniçerilerin yemek pişirdikleri orta kazanları kutsal sayılıyordu. Ayrıca kepçe, kevgir ve oklava vardı. Yeniçerilerin ve bütün ocağın ortak sembolü olan ''Kazan-ı şerif'' vardı. Hacı Bektaş-ı Veli'den yadigâr olduğu kabul edilen bu kazanda bizzat onun yemek pişirdiğine inanılırdı. Yine inanışa göre; bu kazan bulunduğu mahalden kaldırılıp yerine bir koca su dökülürse dünya alt üst olurdu. Önemli işler bu kazanın çevresinde görüşülürdü. Buraya sığınanlar ocağın himayesini kazanırlardı.[2]

Yeniçeriler, Bektaşi tarikatına bağlıydılar fakat mezhep olarak Hanefi idiler. Ocağın Hanefiliği, baş bayraktarın taşıdığı ve ocağın en büyük bayrağı olan İmam-ı Azam bayrağı ile sembolize edilmiştir. Ocağın Bektaşiliğe bağlılığı da kesindi; zira ocağın 94'üncü Cemaat Ortası'nda Bektaşi babalarından biri Hacı Bektaş vekili olarak otururdu. İlerleyen yıllarda ocağa ''Bektaşi Ocağı'', da deniliyordu. Unutmamak gerekir ki ocağın kuruluşunda bütün kadrolar, Hıristiyan devşirmeler veya savaş esirleri gençlerden oluşmaktaydı. Bu gençlerin, kendilerinden bir tarikat seçmeleri düşünülemeyeceğine göre, onları bu yola yönlendirenler yine teşkilatın kurucuları ve devletin yöneticileriydi. Bektaşiliğin Osmanlı yönetimi nazarında, özellikle ilk dönemler ayrıcalıklı olduğu söylenebilir. Bunun sebebini, Orhan Bey'in anne tarafından atası olan Şeyh Eda Balı ile bağlantısında aramak gerekmektedir. Zira Eda Balı, Hacı Bektaş ile birlikte Baba İlyas'ın müridi idilerdi. Bektaşi Tarikatının etkisi büyüktür. Ocaktaki kabul ve terfi gibi temel tören ve ritüeller ahilik geleneğinden etkilenirken, mesleğin gerektirdiği bekâr yaşayış tarzı, savaşçılık ruhu dayanışma ve büyük kardeşlik duygusu Bektaşiliğin manevi duygusundan gelir.[3]

Devşirme Sistemi

Devşirme kelimesi, "devşirmek" fiilinden gelip, "toplamak" anlamındadır. Devşirme yasasına göre, tebaadan olan Hıristiyan halkın çocuklarının Yeniçeri yapılmak üzere toplanmasıdır. Ancak bu çocukların toplanmaları mutlak surette Yeniçeriliğe özgü değildir. Bunların bazıları yetiştirildikten sonra Saray'a, oradan Kapıkulu Süvarisi ocağına verilmişlerdir. Hatta bunlardan bazıları da yükselerek Yeniçeri Ağası, Beylerbeyi ve Vezir olmuşlardır.[4]

Devşirmeliğin temeli, 1362'de Pencik Kanunu'nun çıkarılmasıyla atılmıştır. Kanuna göre savaş esirlerinin beşte biri devlet hazinesine aitti. Savaşta elde edilen beş esirden biri devlete teslim edilecekti ya da belirlenen miktarda ayni ödeme yapılacaktı. Bu sistemin Karamanlı Kara Rüstem, Çandarlı Kara Halil, Timurtaş Paşa, Emir Şah ve Bektaş Paşa tarafından düşünülüp kararlaştırıldığı iddia ediliyor.[5] I. Murat döneminde Yeniçeri temini için oluşturulan pençik sistemi, Ankara Savaşı sonrası fetret devrine girilmesi ve fetihlerin durması dolayısıyla devşirme yoluna başvurulmuştur. Daha önceki İslam devletlerinde görülmeyen bu uygulamanın Çelebi Mehmet zamanında (1413–1421) uygulandığı, ancak oğlu II. Murat devrinde (1421–1451) kanunlaştığı anlaşılmaktadır.[6]

İhtiyaca göre üç beş senede bir veya bazen daha uzun aralıklarla Hıristiyan halktan 14–18 yaş arasındaki çocuklardan gürbüz ve sağlam olanları alınırdı. Öncelikle, Arnavutluk, Bulgaristan, Yunanistan'dan daha sonraları Sırbistan ve Bosna-Hersek'ten ve Macaristan'dan devşirme çocuk alınırdı. XV. Yüzyılın sonlarından itibaren yavaş yavaş Anadolu'daki Hıristiyan halktan, XVII. Yüzyılda ise umumi olarak bütün Osmanlı memleketlerindeki Hıristiyan halktan devşirme alındı.[7] Devşirme kanununa göre toplanacak çocuğun nitelikleri; Hıristiyan çocuklarının asilleri, papaz oğulları, iki çocuktan sadece biri, birçok çocuğu bulunan bir ailenin en sağlıklı çocuğu seçilir, tek oğlu olanın çocuğu alınmazdı. Ayrıca annesiz babasız çocuklar, açgözlü olduğu bilinen ve yüzü gözü açılmış olacağından köy kethüdasının oğlu da devşirilmezdi. Aynı şekilde sığırtmaç ve çoban çocukları ile kel, fodul, köse ve doğuştan sünnetlilerle şehir çocukları toplanmazdı. Evlenmiş ve sanat sahibi olmuş çocuklarla aşırı derecede uzun ve kısa boylu olanlar da devşirilmezdi.[8]

Yeniçerilerin Yozlaşması ve Sistemin Bozulması

Sistemdeki en köklü değişiklik, '' evlilik'' ile başlamıştır denilebilir. Başlangıçta yeniçeriler asla evlenemiyordu. Kanuni zamanına gelindiğinde artık bazı yaşlılar ve hudutları bekleyenlere sınırlıda olsa evlenmek için izin verilmişti. Sınırlı olan bu evlenme izinleri zamanla yaygınlaşmış ve böylece ''kuloğlu'' denilen yeniçeri çocuklarının istihdamı meselesi ortaya çıkmıştır. Yeniçerilerin ''kuloğlu'' denilen çocuklarının ocağı alımları İkinci Selim'in cülusuna rastlar.[9]

Burada ki en önemli etken daha önce devşirilmek üzere alınan ve ''Acemi Ocağı'' nda yoğun bir eğitimde yetiştirilen yeniçerilerin sistemi,temelden değişmiştir ve ''Kuloğlu'' adı verilen yeniçerilerin çocukları ocağa alınmaya başlanmıştır.

Ocaktaki disiplini ve geleneksel yapısını etkileyecek bir başka müdahale de Üçüncü Murat zamanında meydana gelir. Uzun süren savaşlar nedeni ile ocağın kadroları eskimiş olduğundan bu kadroları doldurmak için geleneksel kurallara riayet edilmeksizin Türkler ve diğer Müslümanlar arasından birçok kimseler ocağa alındı.[10]

Bu uygulamayı değerlendirecek olursak, ocakta eskiden bulunan tecrübeli askerler ile yeni gelen ve kolay aşamalardan geçen yeni askerler arasında uyumsuzluk ve çekişme başlamıştır. Bunların yanında devletin içinde bulunduğu ekonomik bunalım yeniçerilerin maaşlarını da etkiliyordu. Düşük ayar ile ödenen maaşlar yeniçerilerin keyfini kaçırıyordu. Esnafın da düşük ayarlı paraları kabul etmemesi de esnaf- yeniçeri çekişmesini tetikliyordu. Zaman zaman maaşların hiç ödenmemesi durumları da yaşanıyordu bu durumda da yeniçeriler başka meslek gruplarına yöneliyordu ve askerlik mesleğinden uzaklaşıyorlardı.

Koçi Bey'in 1631 yılında hazırladığı risalesinde de yeniçerilerdeki bozulmanın nedenlerini şöyle sıralamıştır;

Koçi Bey yeniçeri ve askerlik konusunda ilk önce, devletin önceki dönemlerdeki uygulamalarını anlatmıştır. Yeniçerilerin, cebecilerin, topçuların ve diğer ocaklardaki askerlerin genellikle devşirme sistemi içinde yetiştirildiğini ve bunların içine başka yerlerden kişilerin alınmadığını, devşirmelerin ise özellikle Arnavut, Bosna, Rum, Bulgar ve Ermenilerden olduğunu belirtmektedir. Koçi Bey "Yeniçeri kethüdası ve çavuşları yedişer, sekizer yıl makamlarında kalıp sebepsiz azlolunmazlardı" şeklinde anlatarak, söz konusu görevlilerin belirli sürelerle bu görevlere atandırıldıklarını, her hangi bir suç işlemediği takdirde görevden alınmadıklarını belirtmektedir. Koçi Bey sipahilerin, tımar sahiplerinin tımarlarında, görev yerlerinde bulunduğunu, izinsiz başka yerlere gitmediklerini, böylece bölgelerinde olup biten her şeyden haberlerinin olduğunu anlatmaktadır. Koçi Bey'in askerlik ve yeniçeriler ile ilgili tespit ettiği aksaklıkları;

• Yeniçeri ocağına devşirme usulü dışında kişilerin alınması,

• Her zümreden kişilerin yeniçeri olarak alınarak kadroların aşırı derecede şişirilmesi,

• Ulufeli (maaşlı) asker olan yeniçerilerin devlet hazinesi üzerine yük olması,

• Yeniçeri kethüdası ve çavuşlarının çeşitli sebeplerle kısa sürede görevden alınması, olarak belirtebiliriz.[11]

Yeniçeriler, başlangıçta tamamen profesyonel askerler olarak teşkilatlanmışlardı. Çok katı kuralları vardı ve kuralların uygulanması sıkı takip ediliyordu. Ancak kurallar zamanla esnetildi; ocak mensupları evlenmeye başladılar. Hatta zamanla mülk ve iş sahibi oldular, esnaflık dahi yapmaya başladılar.

Erhan Afyoncu ise ocağın bozuluşunu şöyle anlatmıştır;

Kanuni döneminde meydana gelen Şehzade Beyazıt isyanının ardından, Anadolu'ya ve daha sonra İmparatorluğun diğer bölgelerindeki önemli şehirlere yeniçeri garnizonları kuruldu. Bu yeniçeri birlikleri zamanla o bölgelerde idareyi ele geçirip, merkezin hâkimiyetini devre dışı bıraktılar. XVI. yüzyılın sonlarından itibaren sayılarının artması ve düzenlerinin bozulması ile bu duruma uymamaya başlamışlardır. Yeniçeri Ocağı, profesyonel askerlerden oluşan bir teşkilat iken çeşitli meslekleri icra eden ve kışlalarına sadece maaş almak için uğrayan insanlarla dolu bir yer haline gelmiştir. XVIII. Yüzyıla gelindiğinde ocak iyice bozulmuş, yeniçerilerin esamileri, yani görev beratları, alınıp satılan bir kağıt haline gelmiştir. Bu yolla beş-on kişinin maaşının bir kişi tarafından alınması sıkça görülen bir durum olmuştur. İstanbul'da devlete karşı aslan kesilen yeniçeriler, savaş meydanlarına gitmemeye ve gitseler de kaçmaya başlamışlardır. Talim yapmadıkları ve yeni gelişen askeri uygulamaları da kabul etmedikleri için, Avrupalı askerler karşısında aciz kalmışlardır.[12]

Sonuç olarak bitirecek olursak yeniçerilerin bozulmasındaki neden temel kuralların dışına çıkılmasıdır. Sistemin kökünde yapılan değişikler tüm bir kurumun bozulmasına neden olmuştur. Yozlaşma dönemini sadece sistemin bozulmasına bağlamamak gerekir, dönemin siyasi, sosyal ve ekonomik durumları da önemli etkenlerdir. Yeniçeriler ile ilgili olarak kaleme alınan kitaplar ve makaleler oldukça fazladır. Bu eserde de alıntı yapılan Orhan Sakin'in ''Yeniçeri Ocağı Tarihi Yasaları'' adlı eseri olaya farklı bir bakış açısı ile bakmıştır bu yüzden tavsiye edilen bir eserdir.


[1] Orhan Sakin, Yeniçeri Ocağı Tarihi ve Yasaları, Doğu Kütüphanesi, İstanbul, 2011, s. 23-25.

[2] Sakin, a.g.e, s. 27-31.

[3] Sakin, a.g.e, s. 51-53.

[4] Hasan Tahsin Fendoğlu, "Osmanlı'da Devşirme Sistemi ve Özgürlük", Uluslar arası Kuruluşunun 700. Yıl Dönümünde Bütün Yönleriyle Osmanlı Devleti Kongresi, Konya, 2000, s. 477.

[5] Necdet Sevinç, Osmanlı'nın Yükselişi ve Çöküşü, İstanbul, 1991, s. 271.

[6] Abdülkadir Özcan, "Devşirme",DİA, c. IX, İstanbul, 1994, s. 254.

[7] Ahmet Akgündüz-Said Öztürk, 700. Yılında Bilinmeyen Osmanlı, İstanbul, 1999, s. 46

[8] Özcan, "Devşirme", s. 256.

[9] Sakin, a.g.e, s. 57.

[10] Sakin, a.g.e, s. 58.

[11] Ali Fuat Gökçe, Osmanlı Klasik Döneminde İdari Reform Hareketleri: Koçi Bey Risalesi, Yasama Dergisi, S: 14, 2010, s. 71.

[12] Erhan Afyoncu "On Soruda Yeniçeriler", Popüler Tarih, Sayı. 6, Kasım 2000, s. 20-21.

 KAYNAKÇA

1-) Afyoncu, Erhan, "On Soruda Yeniçeriler", Popüler Tarih, Sayı. 6, Kasım 2000.

2-) Akgündüz, Ahmet- Öztürk, Said, ''700. Yılında Bilinmeyen Osmanlı'', İstanbul, 1999.

3-) Fendoğlu, Tahsin, "Osmanlı'da Devşirme Sistemi ve Özgürlük", Uluslararası Kuruluşunun 700. Yıl Dönümünde Bütün Yönleriyle Osmanlı Devleti Kongresi, Konya, 2000.

4-) Gökçe, Fuat, Ali, ''Osmanlı Klasik Döneminde İdari Reform Hareketleri: Koçi Bey Risalesi'', Yasama Dergisi, S: 14, 2010.

5-) Özcan, Abdülkadir, "Devşirme",DİA, c. IX, İstanbul, 1994.

6-) Sakin, Orhan, ''Yeniçeri Ocağı Tarihi ve Yasaları'', Doğu Kütüphanesi, İstanbul, 2011.

7-) Sevinç, Necdet, ''Osmanlı'nın Yükselişi ve Çöküşü'', İstanbul, 1991.

Telif Hakkı

© Ferdi Çakmak @ tahtaPod.com | Tüm hakları saklıdır.

Yeni başlangıç mı
Annales Okulu ve Türkiye'deki Temsilcileri

İlgili İletiler

 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış