tahtapod.com | Blog

BATIŞA BEŞ KALA VAPURUNU BEKLERKEN

batisa5kal_20190609-090921_1

ÇILDIRIYORUM, ÇILDIRIYORSUN, ÇILDIRIYOR 

Önce bilim adamları ihanet etti. Cahiller, edindikleri halk desteğiyle ne yalanlar söylediyse seslerini çıkarmadı bilim adamları. "Konuşursam, yazarsam, çocuklarıma nasıl ekmek götürebilirim" diyen bir insan iyi bir eş, iyi bir anne veya baba olabilir; ailesi tarafından "iyi bir reis" kabul edilebilir ama asla bilimin namusunu taşıyamaz. Ne kadar iyi bir eş ve iyi bir ebeveyn olursa olsun, gerçeği söylemeyen bilim adamı namussuzdur! Çünkü işi, her şeyden ve herkesten önce hakikatin namusuna sahip çıkmaktır!.. "Siz kabul etmeseniz de dünya dönüyor" diyemeyen bir bilim adamı, eşini ve çocuklarını isterse jet bilmem nelerle gezdirsin, isterse her gün ejderha sütü içirsin, namussuzdur!..

Devamını okuyun
  0 yorum

Ceza ve Racon: Şiddetin Gerekçesi

CezaVeRacon
20. yüzyılda yaşamış " Antep Canavarı " lakaplı Abdullah Palaz'dan bahseden, kendisi de eski Hacettepe Mahallesi'nin kabadayılarını tanımış Turhan Temuçin, onun için " Beni icbar ettiler diyordu. Tahrik ettiler. Ağam bu kötüleri öldür öldür bitmiyor, derdi " demiştir. "Otoriteye" başkaldırma yahut iki otoritenin çatışması hangi dönem ve koşullarda gerçekleşirse gerçekleşsin tek bir eylemle (karşılıkla) yani cezalandırmayla sonuçlanır. İşlenen suça karşılık uygulanan yaptırımdır. Korkutma ve caydırmanın yanı sıra " adaleti sağlama " amacı da güdülmektedir. Resmi elden uygulananı " ceza " kavramıyla ifade edilebilirken gayri resmi elden uygulananı, yani çoğunlukla illegal ve örfi karakter taşı...
Devamını okuyun
  0 yorum

Ahlak gerekir mi?

Şahsî çıkar yerine ahlâkı, güven ve saygıyı tercih etmek, uzun vadede toplumları kalkındırıyor. Ancak bu bağlantıyı tek insanın öngörebilmesi mümkün değil.

Uzun vadede cemiyet kazanacak diye kısa vadede kişisel çıkarı ertelemek kendiliğinden gelişecek bir davranış mı?

Bir zamanların popüler kitabı "Duygusal Zekâ"da Daniel Goleman, kişisel hazzın ertelenmesini anlatır. Dört yaşında çocuklar birer birer deney odasına alınmakta, her birinin önüne bir şekerleme (marshmallow) bırakılmakta ve psikolog, "Ben dönene kadar bunu yemezsen sana daha bir avuç veriririm" deyip odayı terketmekte. Bazı çocuklar psikolog çıkar çıkmaz şekerlemeyi mideye indiriyor. Bir kısmı ise büyük eziyet çekse de ilerde gelecek bir avuç şeker için sabrediyor. Sabra yardımcı olacak davranışları gözlenmiş: Şekere değil de tavana, duvarlara bakmak. Kalkıp stres atmak için tepinmek. Deneye katılan çocuklar 14 yıl sonra bulunup incelenmiş. Hazzı erteleyenlerin tahsilde hayatında, hemen yiyenlere kıyasla fark attığı görülmüş.

Devamını okuyun
  0 yorum

Muhteşem Tasfiye yahut Maffios Fayda

​ Savaş sahnelerinin muazzam bütçe istemesi gerekçesiyle ekseriya harem gibi kapalı mekânların tercih edildiği Osmanlı döneminde geçen diziler arasında neden akıncılar tarzı daha küçük birliklerin sınır savaşlarını, sızmalarını, "dil almalarını" vs. işleyen bir dizi çekilmiyor bilemem. Ancak yazıda alternatif tarihi kurgu konularına girmeyeceğim, entrika ve kanlı mavralar açısından dizileri aratmayacak başka bir mevzudan bahsedeceğim. Dönemi değil kavramları baz alarak yapılacak bir dizi olsa hayli ilgi çekecek bu mevzu; Osmanlı döneminde çeşitli odaklar arasında yaşanmış güç çekişmeleri olarak tanımlanabilir. Haremin de ötesinde ocakların ve paşaların da dâhil olduğu bağlantılarla, ocaklar ...
Devamını okuyun
  0 yorum

Kalkınmanın anahtarı takva mı?

Sonraki yüzyıllarda Akdeniz'in-- hatta dünyanın-- sanat ve ticarette parlayan merkezi olacak Kuzey İtalya'da 11. asırdan itibaren toplum sermayesi birikiyordu: İkili ilişkilerde güven, saygı, sevgi ve ahlâk. Fertle toplumun ilişkilerinde de yine ahlâk, edep ve dayanışmayı sayabiliriz. Bu sonuncusuna kardeşlik, ahilik de denir ve "biz" anlayışını yaratan bu duygudur. Fransız ihtilalinin fraternitesi, bizim uhuvvetimiz.

Toplumu yukarıdan aşağıya zapt-u rapta alan, siz zahmet etmeyin, biz sizi teşkilatlandırırız, oturun oturduğunuz yerde, haddinizi bilin diyen bir kuvvet yoksa insanlar kendi göbeklerini kendileri kesmek gereğini hissediyorlar. Güven, saygı, sevgiyle kuşanan fertler, dernekler, loncalar, meslek birlikleri, konfederasyonlar, şehir teşkilatlanmaları, milis kuvvetleri oluşturuyor. Sonra şirketler kuruyorlar. Akdeniz'e, dünyaya hâkim ticaret filoları donatıyorlar.Amerika'yı keşfeden Kristof Kolomb bile Cenevizli bir Kuzeylidir ve en büyük ortağı İspanya'nın İzabellası olsa da sermayesinin diğer yarısı İtalyan yatırımcılardan gelmiştir.

Devamını okuyun
  1 yorum

Babana bile güvenmeyeceksin!

İnsan sermayesi, tek tek insanların üretim kapasitelerinin ölçüsüdür. Bir ülkede ortalama insan sermayesi 10 ise, bir milyon kişinin insan sermayesi on milyon olur. Sosyal sermaye böyle değil. Tek kişinin sosyal sermayesi her zaman sıfır. On milyon kişi de tek tek ele alındıklarında yine sıfır... Robinson Crusoe'nun sosyal sermayesi, Cuma ortaya çıkıncaya kadar sıfırdır. Cuma'nınki de öyle. Sosyal sermaye bir araya geldiklerinde doğuyor. Toplum sermayesi toplum varsa var.

Demokrasi mafya ahlak kalkınma sosyal sermaye

Devamını okuyun
  0 yorum

Sosyal Sermaye sebep mi sonuç mu?


Türkiye "az gelişmiş ülke" olduğunu galiba 1960 darbesinden sonra fark etti. O güne kadar kalkınmışlık, geri kalmışlık pek gündemde değildi. Darbeden sonra fikirlerimizin şirazesi çözüldü. Hani 1980 darbesinde her şeyden anlayıp her şeyin doğrusunu bilen yüce liderimiz Kenan Evren'in bize bol geldiğini söylediği anayasa işte o 27 Mayıs anayasasıdır. Bizler onun sağladığı fikir hürriyeti içinde geri kalmışlığımızı keşfettik.

Etilerden geri miyiz?

Sonradan batılılar daha politik olmaya karar verdi ve bize "geri kalmış" veya "az gelişmiş" yerine "gelişmekte olan" denmeğe başlandı… 60 sonrasının prenslerinden Atila Karaosmanoğlu, İtalya'yı yakalamamız için birkaç bin yıla ihtiyacımız olduğunu söylemişti ve bu pek hoşumuza gitmemişti.

O günlerde bir taksi şoförünün bana "yahu biz Etilerden de mi geriyiz?" diye sorduğunu hatırlıyorum. Bu kıyas Karaosmanoğlu'nun aklına gelmemişti zahir.

Devamını okuyun
  0 yorum

Ülkücü Camia da sulandırılan bir değer "REİS"

​Kongre sürecindeki belirsizlikleri, "Hain miyiz? Değil miyiz?", "Trende miyiz? değil miyiz?" tartışmaları ve bunlara son olarak eklenen alternatif bayramlaşma polemiklerini değerlendirirken aslında yazmamız gerekenin Ülkücü fikriyatımızın yozlaşan değerleri olduğunu fark ettim. Sosyal ağlar üzerinden toplumun bir çok noktasına temas edebilmemiz kanaat ve tespitlerimizi çok daha hızlı yapabilmemizi sağlıyor.

Devamını okuyun
  0 yorum