Tahmini okuma süresi: 3 dakika (692 kelime)

Sorunumun Kaynağını Buldum

Sorunumun Kaynağını Buldum

​Öncelikle bu yazıyı dün yazmaya karar verdim. Sonrasında nasıl yazarım, niye yazmalıyım ve nereden yazarım sorularını sordum kendime. Yaklaşık bir gündür nasıl yazarım üzerine düşünüyorum. Normalde yazı yazarım ancak bu bir itiraf olacak ve ben dahil birçok kişiyi can evinden vuracak bir itiraf olacak. Çünkü kendime ayna tutmam belki de bu yazıyı okuyacak herkesin de bir noktada kendisine ayna tutmasına vesile olacak. Niye yazıyorum? Çünkü eğer dün sabah ölse idim hayatıma şimdiye değin girmiş herkesi bir parça suçlu bulacaktım. Ama dün gece ölmüş olsa idim yanlış yerde durduğum ve baktığım için sadece kendimi suçlayacaktım. Bu geçiş için bile yazmaya değer bence.

Sayfamda veya sosyal medyada bunu paylaşmak istemiyorum çünkü uzunluğunu şimdiden tahayyül edemiyorum. Hem belki de ulaşılması kolay ve sadece okumak isteyenin görebileceği mesafede durması öbür türlüsünden daha faydalı.

Öncelikle dün ne oldu? Kısaca şu oldu yaklaşık 2-3 saat açık bir havuzda yüzmeye canhıraç çabalıyorduk kuzenimle ve başımızda bela gibi gördüğümüz kulaç atma işini kendi çabalamalarımızla sökmeye çalışıyor uğraştıkça daha fena demoralize oluyorduk. Burada şunu belirtmeliyim denize sıfır bir üniversitede, yine sahile sıfır yurtlarda kaldım, dört denizin dördünde ve aklınıza gelebilecek hemen her tür su'da, havuz ve türevlerinde yıllardır yüzüyorum, ama kulaç işini hiç beceremedim onu beceremediğim için hep bir parça buruk ayrılırım denizden. Sorunum esasında kulaç ya da yüzmek değil nerede hatamın olduğunu hiç ama hiç sormamışım hiç kimseye hem de belki şimdiye kadar yüzlerce insanla gittim birine dahi sormamışım. Yaşı 50-60 arasında güneşlenmekte olan bir abla konuşmalarımızı duymuş ve öğretmek istedi önce hatamın nerede olduğu görmek için benim hareketleri yapmamı söyledi sonra da çoktan kurulanmış olmasına rağmen(ki Ekim 9'da hava ister istemez soğuk oluyor biraz) havuza girip öğretti. Ve onun dediklerini yapmaya çalıştım. Yıllardır kendimi boş yere yormuş, boş yere keyif alacağım bir şeyi eziyete dönüştürmüşüm. 

Anlattığım aslında küçük bir olay gibi gelebilir, şöyle ki benim bütün hayatım böyle geçti. Bir çocuk düşünün ki hocası ona bir şey anlattığı zaman direk öğrenmeyi reddediyor. Ömrü hayatımda bir sene dersaneye gittim, etüt, kurs vb ne varsa nefret ederim, birinin bana öğretici bir üslupla bir şeyler anlatması beni hep başka türlü şeylere ilgimi kanalize eder. Örneğin anlatıcının tavırlarına, hareketlerine, vurgulamalarına, dinleyenlerin tavırlarına, bakışlarına, ortamı nasıl kullandığına, bir soru aldığı zaman ifadesine, kekelemelerine veya sinirlenmelerine, binlerce değişik ayrıntıya takılmayı başarıyordum her seferinde ancak sadece tek bir şeye anlatıcının esasında vermek istediği bilgiye bir türlü kanalize olamıyordum. Bunun bir sorun olduğu ve böyle bir durumun haricine geçmeye çok defa uğraştım, sadece anlattıklarını dinlemem lazım bana sadece o gerekli dedi isem de buna kendimi bir türlü ikna edememiştim. Öğrenme ve öğretme sürecini kıramıyordum. Dün ne oldu bence kilit nokta şu ki karşımdaki o kadın benden hatamı görmek için nasıl yaptığımı görmemi istedi ve izledi, sonrasında tane tane anlattı hatta yetinmedi girdi suya ıslandı ve kendisi kulaç attı sonra tekrar dışarı çıktı biraz kayıtsız biraz alakadar tekrar izledi, başardığımda tebrik etti ama bir ödül beklemedi, kibirlenmedi ve ben yanlış yaptığıma ve sadece yapmam gerekene kanalize oldum, o anda sadece ben ve hatam kaldık o kadın oradan çekti ve gitti, onu aşmak için bir saat daha ve seve seve uğraştım. Orta ikinci sınıfı tek ayak çöpün kenarında sırtım sınıfa dönük ve Orta sonu derse alınmayarak geçirdim. Buna rağmen sadece kendi çalışmam ve kendimi öğrenmem gereken şeylere kanalize ederek hatta neyi öğrenmem gerektiğini dahi kendim öğrenerek iyi bir lise kazandım. Sonrasında lisede iken daha fena ve daha hırçın bir şekilde öğrenmeyi reddettim sevdiğim hocalar da oldu elbet ancak onların derslerine değil efendiliklerine, zarafetlerine, nasihat verirken ki samimiyetlerine odaklandım ya da tam zıttı sevmediklerimin davranışlarına, angaryalarına, tutumlarına odaklandım, neden eksik kaldıklarına odaklandım. Kısacası okulda dersleri değil insanları tanıdım, onları gözlemledim o yüzden A'dan Z'ye kim kimdir ezberimdedir. Öğretmenlerin sevmediğim özelliklerini iyi bildiğim için bişeyler öğretirken daha başarılı oldum hep. Daha çok okudum, daha çok araştırdım ve daha çok sundum, anlattım, yazdım. Ama bunların hepsi tıpkı o havuzdaki gibi boşuna yordu beni, hayatımı katmerli zorlaştırdı. 

Ben açık yüreklilikle söyleyebilirim ki etrafımdaki çoğu kişi öğrenmeye kendisini kapatmış, paylaşmaya değil veya anlatmaya da değil öğrenmeye kapatmış dinliyor şüphem yok ancak benim eski halim gibi aklı anlattığımda olmadan dinliyor, okuyor veya bakıyor ama o elinin altındaki neyse ona odaklanamıyor yani merkezi sürekli ıskalıyor. Ve yoruluyor, ve koşturuyor ve sürükleniyor ve istemediği bir hayatın içinde kendi vaktini bozuk para gibi harcıyor. Düne kadar ki ben gibi. 

SÖYLENEMEYEN "SON SÖZ"
KÜRT SİYASİ HAREKETİ ÜZERİNE
 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış

© Tüm Hakları Saklıdır | tahtapod.com | tahtapod.net | tahtapod.org