SERBEST CUMHURİYET FIRKASI VE MENEMEN OLAYI

Cumhuriyet'in yedinci yıldönümünden kısa bir müddet evvel Serbest Cumhuriyet Fırkası 12 Ağustos 1930 tarihinde İstanbul'da kurulmuştur. Bu partinin lideri Ali Fethi (Okyar) idi.

Cumhuriyet döneminin çok partili hayata geçiş denemeleri çok sancılı olmuştur. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ilk muhalafet partisi olarak ortaya çıkmıştır ancak Şeyh Sait isyanının çıkması ile arkasından gelişen olaylar bu partinin siyasal yaşamına son vermiştir. Muhalefet partisinin olmaması ise bazı sorunları ortaya çıkarmıştır yani hükümet denetlenememiştir ve bu durumdan halk rahatsız olmuştur. Bunun dışında demokratik yönetimlerde, muhalefet oldukça önemlidir. Mustafa Kemal Atatürk'de bu konuya çok dikkat etmiştir. Bunun sonucunda bizzat Mustafa Kemal Atatürk'ün girişimleri ile Serbest Cumhuriyet Fırkası kurulmuştur. Partinin kurulmasından sonra istenmeyen olaylar yaşanmış ve parti Cumhuriyete karşı olanların barınağı haline gelmiştir. Partinin kurucusu Fethi Bey'de bu durumdan rahatsız olarak partiyi kapatma kararı almıştır. Parti'nin kapatılmasından sonra Cumhuriyet tarihinin üzücü olaylarından birisi olan Menemen olayı yaşanmıştır.

Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın Kuruluşu

Serbest Cumhuriyet Fırkası, mecliste bir muhalefet partisi bulunması düşüncesinden kaynaklanmış ve buna çözüm olarak görülmüştür. Atatürk, 10 Haziran 1930'daolağan yurt gezilerinden birine daha çıktı ve 11 Haziran'da İstanbul'a geldi. Aynı yılın Temmuz ayının ikinci yarısında Yalova'da bulunduğu sırada Paris Büyükelçisi Fethi Bey de tatilini geçirmek için İstanbul'a gelmişti. Fethi Bey, çok eski ve yakın bir arkadaşı idi. Cumhuriyetin ilk meclis başkanlığı ve başbakanlık görevinde bulunmuştu. Fethi Bey, Yalova'da Atatürk tarafından kabul edilmiş, bu görüşme sırasında Atatürk ona yeni bir muhalefet partisi kurulması yönündeki görüşlerini anlatmış ve güvendiği bir kişi olarak bu partinin başına kendisini getirmek istediğini söylemiştir. Kurulacak partinin adıda Atatürk tarafında belirlenmiş. Böylece Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın temelleri atılmıştır.[1]

Cumhuriyet'in yedinci yıldönümünden kısa bir müddet evvel Serbest Cumhuriyet Fırkası 12 Ağustos 1930 tarihinde İstanbul'da kurulmuştur. Bu partinin lideri Ali Fethi (Okyar) idi. Diğer kurucuları ise Nuri Conker, Ağaoğlu Ahmet, Mehmet Emin Yurdakul gibi önemli şahsiyetlerden oluşmaktaydı.[2]

Bu partinin programında genel olarak şu hükümler yer almaktaydı:

— Serbest Cumhuriyet Fırkası cumhuriyetçilik, milliyetçilik ve lâiklik esaslarına bağlıdır.

— Vergiler, millet efradının iktisadî teşebbüs kabiliyetini sarsmayacak ve halkın takatini aşmayacak derecede hafifetilecektir.

— Fırka, Türk parasının kıymetini bir an önce tespit edecek ve dış sermayenin memlekete girmesini sağlayacaktır.

— Vatandaşların refahına, malî iktisadî her türlü teşebbüslere engel olan hükümet müdahelelerini reddeder.

— Ucuz faizle köylü ve çiftçiye kolay yollardan kredi verilecektir.

— Sanayi teşvik kanunu uygulanacaktır.

— Yerli mahsuller korunacak ve bunlara dış pazar bulunacaktır.

— Bir dereceli seçim sistemi kurulacak ve kadınlara da seçme ve seçilme hakkı verilecektir.

— Kültürel, ekonomik, malî her türlü teşebbüse yardımcı olmak, memleket ekonomisi yükseltmek ve memleketin genel menfaatlerini korumak için devletin belirli bir denetleme hududunu aşan müdahalelerine meydan vermemek şeklinde özetlenebilir.[3]

Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın Faaliyetleri ve Parti'nin Kapatılması

12 Ağustos 1930'da İstanbul'da Fethi Bey'in başkanlığında Serbest Cumhuriyet Fırkası kurulmuş, Cumhuriyet Halk Fırkası'ndan istifa eden bazı mebuslar Serbest Cumhuriyet Fırkası'na katılmışlar ve onun yetkili kurullarında görev almışlardır. Bu suretle yeni parti, Mecliste temsil edilme imkanına kavuşmuştur.[4]

Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın yaklaşık 100 gün sürecek olan kısa siyasi yaamındaki ilk önemli faaliyeti, 3-13 Eylül 1930 tarihinde düzenlediği Batı Anadolu gezisi olmuştur. Ali Fethi Bey, Ahmet (Ağaoğlu), Ali Haydar (Uluğ), Tahsin (Uzer) ve daha sonra Nuri (Conker)'in katıldığı gezi; sırasıyla İzmir, Aydın, Manisa ve Balıkesir'i kapsayacak şekilde düzenlenmiştir. Ali Fethi Bey'in İzmir gezisi sırasında, SCF ve CHF'li gruplar arasında büyük olaylar yaşanmıştır. SCF'li kalabalık bir grup, Cumhuriyet Halk Fırkası binasını taşlamıştır. Ali Fethi Bey, İzmir mitingini 7 Eylül 1930 günü Alsancak Stadyumu'nda yapmıştır. Stadyumda mitinge katılanların sayısı yaklaşık 50 bindir.[5]

Serbest Cumhuriyet Fırkası, hızla teşkilatlanmasını tamamlamış ve kısa süre içinde önemli bir gelişme göstermiştir. Yayın organı olmayan partiyi basında, "Yarın" ve "Son Posta" gazeteleri desteklemişlerdir. Özellikle Batı Anadolu'da daha çabuk gelişen bu Parti'nin Aydın İl Başkanlığı'na Adnan (Menderes) seçilmişti. Genel Seçimlere katılma fırsatı bulacak kadar yaşayamayan S.C.F.'nın, 1930 yılındaki tek dereceli belediye seçimlerine katılarak, 502 seçim bölgesinden 3l'inde, seçimi kazandığını anlamaktayız. Bu seçimlerde S.C.F., iktidarı yolsuzluk ve muhalefete baskı yapmakla suçlamış, daha sonra da, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya hakkında Meclise bir gensoru önergesi vermiştir. İktidar ise, muhalefetin iddialarını reddederek, S.C.F.'nin memleketi anarşiye sürüklediğini, "irtica olaylarına karşı tavır almayarak, onların canlanmasına zemin hazırladığını, böylece muhalefetin halk arasındaki desteğinin gericilerden ileri geldiğini öne sürmüştür."[6]

C.H.F. Konya Milletvekili Refik (Koraltan) ise, daha da ileri giderek; "S.C.F. yanlılarının Konya'da, Fethi Bey hesabına zehirli tahrikler yaptığını, S.C.F.'nin Konya'da yıkıcı eylemlerde bulunduğunu, seçim özgürlüğünü engellediğini" iddia etmiştir. Belediye seçimlerinden sonra, iktidar ile muhalefet arasındaki ilişkiler beklendiğinden daha sert geçmeye başladı. Özellikle Fethi Bey'in İzmir gezisi sırasında çıkan olaylar, C.H.F. binasının taşlanması ve inkılâba karşı gösterilen tepkiler, Atatürk'ü harekete geçirmeye zorladı.[7]

Daha sonra tartışmalar kişiselleşme boyutuna ulaşmış, konunun özü kaybolmuş, Meclis'in üzerine ağır, öldürücü mücadale havası çökmüş, bu da ikinci çok partili siyasi rejimin sonucunu hazırlamıştır. Meclis'teki görüşmelerin cereyan tarzı ve bunun iktidar partisinin aşırıları tarafından "Atatürk'e muhalefet" biçiminde takdim edilmesi üzerine Fethi Bey, 17 Kasım 1930'da Dahiliye Vekaletine gönderdiği yazıda, partisinin "…gelecekte Gazi Hazretleri ile siyasi alanda karşı karşıya gelmek vaziyetinde kalabileceği…" bu durumdaki bir siyasi teşekkülün varlığını parti başkanı sıfatıyla koruyup sürdürmeyi imkansız bulduğu gerekçesi ile Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın feshine karar verdiğini ve bu kararı bütün parti kuruluşlarına tebliği ettiğini bildirmiştir.[8]

Menemen Olayı ( 23 Aralık 1930)

Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın kurulması aşamasında Mustafa Kemal'in arzu ettiği tek şey, "laik Cumhuriyet esaslarına sadık" kalınması idi. Ne var ki, 1929-1930 dünya ekonomik buhranının Ege bölgesinde yarattığı ekonomik sıkıntıdan yararlanan gerici çevreler, bu yeni partiyi fırsat bilmişler ve Cumhuriyetin laik esaslarının tehlikede olduğunu gören Mustafa Kemal, bu çok partili denemeden vazgeçmiştir. Fırsatı kaçırdığını gören irtica ise, Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın dağılma kararı almasından otuz beş gün sonra tekbir sesleri ve "şeriat isteriz" sloganlarıyla 23 Aralık 1930'da İzmir'in Menemen kazasında bir kere daha ayaklanmıştır .[9]

Cumhuriyetin ilanıyla birlikte laik düzen ve dünya görüşü doğrultusunda gerçekleştirilen devrim hareketleri, dinsel kurallara bağlı çevrenin tepkilerine yol açmıştı. Halifeliğin kaldırılması, medreselerin, tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması, öğretimin birleştirilmesi ve Medeni Kanunu'nun kabul edilmesi gibi değişiklikler, eski düzeni savunan ve ilk fırsatta ona dönülmesini arzulayan çevreleri yeniden harekete geçirmişti. Ancak düşüncelerini açıkça söyleyerek ortaya çıkmak istemediklerinden gizliden gizliye hazırlanmaya koyulmuşlardır. Menemen Olayı, Nakşibendi tarikatına mensup kişilerce hazırlanmıştır. Tarikatın lideri olan Şeyh Esat, tekke ve zaviyelerin kapatılmasından sonra İstanbul Erenköy'deki köşküne çekilmiş, ancak etkinliğini halife ve müritleri aracılığı ile sürdürmüştü. Kendisi, "Kutbilaktab" sanıyla anılmakta ve kutupların kutbu anlamına gelen bu unvan, tarikat tarafından her dönemde dini topluluğun maddi ve manevi başkanı olarak tanınan bir kişiye verilmektedir. Şey Esat'ın en önemli ve çok güvendiği adamlarından birisi olan Laz İbrahim'i Manisa yöresine baş halife olarak ataması ile yörede tarikatın faaliyetlerinde büyük bir hareketlenme başlamıştır. Nakşibendiler gizli toplantılarla etkinliklerini sürdürürken, Muradiye Camii'nde hocalık yapmaya başlayan Laz İbrahim'in de delikanlılık çağındaki gençleri, esnaf ve çırakları etkilemeye çalıştığı görülmektedir. Özellikle ekonomik sıkıntılar nedeniyle iş bulamayan, geçimlerini sağlayamayan gençlerin tarikata girmeleri halinde büyük desteklere sahip olacakları fikri aşılanmakta ve Şeyh Esat'tan gelen ve çevreden yardım amacıyla toplanan paralar da tarikata girenlere dağıtılmakta idi.[10]

Dördü Mehmet, ikisi Hasan adlarını taşıyan ayaklanmanın baş elemanları, Manisa köylerinde hazırlıklarını tamamlamışlar ve Menemen'e doğru yola çıkmışlardır. Derviş Mehmet mehdilik iddiasında bulunuyordu. Derviş Mehmet ve adamları, 23 Aralık sabahı erken saatlerde Menemen'e gelmişler, doğruca çarşı içindeki camiye giderek, sabah namazına gelen az sayıda vatandaşı dini içerikli propaganda ve karşı koymayı yeltenenleri de tehdit ile kendilerine katılmayı zorlamışlardır, yeter sayıya ulaştıklarına kanaat getirince dışarıya çıkarak Belediye Meydan'nda toplanmışlar, yeşil bayrak açarak şeriat ilan etmeye kalkmışlardır.[11]

Jandarma Bölük Komutanı, telefonla 43. Alay'dan askeri yardım istemiş ve Alay Komutanlığı da I. Tabur, 3. Bölük Komutanı İzmirli Hüseyin oğlu yedek subay Asteğmen Kubilay'ı bir müfreze ile olay yerine göndermiştir. Girit'ten göç eden bir ailenin çocuğu olan 1906 doğumlu Kubilay'ın asıl adı Mustafa Fehmi'dir. Terzi çıraklığı yaparken öğretmen olmayı istemiş, sınavları kazanarak 1926'da Bursa Öğretmen Okulu'ndan mezun olmuştu. Heyecanlı, atak bir genç olarak tanınmakta ve Atatürk'ün öncülük ettiği devrimlerin ateşli savunucularından birisi idi. Türk tarihinden de esinlenerek adına Kubilay'ı da eklemiş ve öylece anılmıştı. Alay Komutanlığı'ndan kendisine verilen görev üzerine, kışladan çıkarken silahını bile almayan ve emrindeki takımın erlerinde ise sadece manevra mermileri bulunan Kubilay, süratle olay yerine hareket etmiştir. Olay yerine gelen Asteğmen Kubilay, erleri kalabalığın yanında bırakıp yalnız başına isyancıların yanına gitmiş ve Derviş Mehmet'in yakasından tutarak sert bir sesle hemen silahlarını bırakıp teslim olmalarını istemiştir. Bu kez işin sıkıya geldiğini gören Derviş Mehmet ise tabancasını ateşleyip genç Asteğmeni yaralamıştır. Komutanlarının yaralandığını gören askerler manevra mermileri ile ateş açmışlar fakat mermilerin kendilerine bir şey yapmadığını gören Mehmet ve müritleri daha da cesaretlenmişlerdir. Bu kargaşa anında yaralanan Kubilay, yerden kalkıp yakındaki Gazez Camii avlusuna doğru koşmaya başlamış, ancak oraya ulaşınca tekrar yığılıp kalmıştır. Ne askerden ne de halktan bir yardım gelmediğini gören Derviş Mehmet müritleri, bunun üzerine yeşil bayrağın dibindeki torbasından testere ağızlı bir bağ bıçağı çıkararak Kubilay'ın üzerine saldırmışlar ve kısa bir mücadeleden sonra başını gövdesinden ayırmışlardır. Bununla da yetinmeyen Derviş Mehmet, Kubilay'ın kanını avuçlarıyla içmiş ve kesik başını bir iple sancağın direğine bağlayarak Menemen'i dolaşmaya başlamıştır.[12]

Bu sırada, Hasan ve Şevki isimli iki bekçi olay yerine gelerek grupla çatışmaya girmişlerdir. Aynı anda, İzmir'deki alaydan gönderilen askeri birliklerin de olay yerine ulaşması ve makineli tüfek ateşi açması ile kısa süreli bir çatışma yaşanmıştır. Çatışma sona erdiğinde; Mehdi Mehmet, Şamdan Mehmet ve Sütçü Mehmet öldürülmüş, Emrullah oğlu Mehmet ise yaralı olarak yakalanmıştır. Nalıncı Hasan ve Ali oğlu Hasan ise kaçmayı başarmışlardır. Çok geçmeden, 26 Aralık'ta, Menemen yakınlarındaki Ahiler Köyü'nde yakalanacaklardır.[13]

Olaydan 2 gün sonra, 25 Aralık 1930 günü, İzmir Valisi Kazım (Dirik) Paşa Dahiliye Vekaleti'ne olayla ilgili ilk bilgileri içeren bir rapor göndermiştir. Kazım Paşa'nın belirlemelerine göre, olayın sorumlusu Nakşibendi Tarikatı'dır. Manisa'da yaşayan ve Derviş Mehmet üzerinde etki sahibi olan Şeyh Hafız Hasan, Şeyh Hacı Hakkı ve Hacı Hilmi Efendi isimli şahıslar Derviş Mehmet'i yönlendirmişlerdir. Yaralı olarak ele geçirilen Emrullah oğlu Mehmet ve kaçtıktan iki gün sonra Manisa'da yakalanan Nalıncı Hasan, bu şahısların Menemen'le olan irtibatlarını sağladıklarını söylemişlerdir. Derviş Mehmet'in Menemen'de destek alacağı kuvvet ise "ayak takımı ve kopuklardır." İlk belirlemelerini bu şekilde yapan Vali Kazım Paşa, tahkikatı genişletmek için polisten dört kişilik bir tahkik heyeti oluşturularak Menemen'e gönderildiği bilgisini de raporuna eklemiştir. Menemen'deki durum ve Ankara'ya gönderilen ilk bilgiler böyleyken, 27 Aralık 1930 Cumartesi günü Mustafa Kemal Paşa, Başbakan İsmet Paşa, Fevzi (Çakmak) Paşa, 2. Ordu Müfettişi Fahrettin (Altay) Paşa ve Dahiliye Vekili Şükrü (Kaya) Bey, Dolmabahçe Sarayı'nda olayla ilgili bir toplantı düzenlemişlerdir.[14]

Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa, 28 Aralık 1930'da orduya yayımladığı başsağlığı bildirisinde ayaklanmacılara ve onları alkışlayan kişilere duyduğu kızgınlığı şu sözlerle ifade etmektedir:

"Menemen'deki gericilik olayında Yedeksubay Asteğmen Kubilay Bey'in görev yaparken uğradığı akıbetten ötürü, Cumhuriyet Ordusu'na başsağlığı dilerim. Kubilay şehit olurken gericilerin gösterdiği vahşet karşısında Menemen'deki halktan bazılarının alkış tutarak olayı uygun bulduklarını belli etmeleri, bütün Cumhuriyetçiler ve vatanseverler için utanılacak bir durumdur. Vatanı savunmak için yetiştirilen, her türlü iç politikanın ve anlaşmazlığın dışında ve üstünde saygıdeğer bir durumda bulunan Türk subayının, gericiler karşısındaki yüksek görevinin vatandaşlarca yalnızca saygı ile karşılandığına şüphe yoktur... "Büyük ordunun kahraman genç subayı ve Cumhuriyetin mefkûreci öğretmen topluluğunun kıymetli üyesi Kubilay'ın temiz kanı ile Cumhuriyet, canlılığını tazelemiş ve kuvvetlendirmiş olacaktır."[15]

Menemen Zafer İlkokulu sonradan Kubilay İlkokulu olacak olan okul boşaltılarak mahkemenin emrine verilmiş ve 15 Ocaktan itibaren yargılama burada başlamıştır. Yargılama 20 gün kadar sürmüş, 3 Şubatta mahkemenin kararı açıklanmıştır. Karara göre, yargılananlardan bir kısmı serbest bırakılmış, bir kısmı hapis ve diğer bir kısmı da idam cezalarına mahkum edilmişler, idam cezaları aynı gün TBMM tarafından onaylanmış ve 3-4 Şubat gecesi Menemen'de değişik mahallelerde infaz olunmuştur.[16]

KAYNAKÇA

1-) Akbulut, Ali, Dursun Türkiye Cumhuriyeti Tarihi II, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 2014.

2-) Albayrak, Mustafa, Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'nin Tarihsel Gelişimi, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 2010.

3-) Aysal, Necdet, Yönetsel Alanda Değişimler ve Devrim Hareketlerine Karşı Gerici Tepkiler "Serbest Cumhuriyet Fırkası – Menemen Olayı", Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, S: 44, 2009.

4-) Ertem, Barış, Resmi Belgeler ve Basında "Menemen Olayı", History Studies International Journal of History, C:5, S: 1, 2013.

5-) Ertem, Barış, Siyasal Bir Muhalefet Denemesi Olarak Serbest Cumhuriyet Fırkası, Sosyal Bilimler Araştırmaları Dergisi, C: 1, S: 2, 2010.

6-) Taşkıran, Cemalletin, Atatürk Döneminde Demokrasi Denemeleri (1925-1930), Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, S: 14, 1994.


[1] Dursun Ali Akbulut, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi II, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 2014, s. 64.

[2] Cemalletin Taşkıran, Atatürk Döneminde Demokrasi Denemeleri (1925-1930), Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, S: 14, 1994, s. 260-261.

[3] Taşkıran, a.g.m, s. 261.

[4] Akbulut, a.g.e, s. 64.

[5] Barış Ertem, Siyasal Bir Muhalefet Denemesi Olarak Serbest Cumhuriyet Fırkası, Sosyal Bilimler Araştırmaları Dergisi, C: 1, S: 2, 2010, s. 80.

[6] Mustafa Albayrak, Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'nin Tarihsel Gelişimi, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 2010, s. 118-119.

[7] Albayrak, a.g.e, s. 119.

[8] Akbulut, a.g.e, s. 65.

[9] Necdet Aysal, Yönetsel Alanda Değişimler ve Devrim Hareketlerine Karşı Gerici Tepkiler "Serbest Cumhuriyet Fırkası – Menemen Olayı", Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, S: 44, 2009, s. 599.

[10] Aysal, a.g.m, s. 600.

[11] Akbulut, a.g.e, s. 67.

[12] Aysal, a.g.m, 603-604.

[13] Barış Ertem, Resmi Belgeler ve Basında "Menemen Olayı", History Studies International Journal of History, C:5, S: 1, 2013, s. 163.

[14] Ertem, a.g.m, s. 164.

[15] Aysal, a.g.m, s. 605.

[16] Akbulut, a.g.e, s. 68.

Telif Hakkı

© Ferdi Çakmak @ tahtaPod.com | Tüm hakları saklıdır.

HZ.AİŞE VE KÜÇÜK YAŞTA EVLENME MESELESİ
İstanbul...

İlgili İletiler

 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış