Putin ve Rusya

    Sovyetler Birliği'nin 1991 tarihinde dağılmasının ardından mirası olarak kurulan ve günümüzde bir süper güç olarak ortaya çıkan Rusya Devleti, hiç şüphesiz hızlı bir kalkınma ile dünya siyasetinde önemli bir konuma gelmiştir. Bu süreçte, Putin'in devlet yönetimi ve katkıları inkar edilemez bir gerçektir. Vladimir Putin'in yanı sıra, Rusların tarih boyunca çok büyük enkazların altından daha güçlü bir şekilde kalkmaları ve dünya siyasetinde her dönem etkili bir rol oynamaları gözden kaçırılmaması gereken bir detaydır. Putin Rusyası'na girmeden evvel Rusların tarihlerine ufak bir bakış atıp, konuya bağlamak yerinde olacaktır.

   Rusların ırki kökeni olan Slavlar, tarihte ilk olarak 5. Yüzyılda tarihi kaynaklarda geçmeye başladılar. Bu dönemlerde Bizans üzerine şiddetli akınlar yapan Slavlar, doğuda Göktürk Kağanlığı'nın kurulmasından sonra oluşan Avar tehlikesi yüzünden Bizans üzerine yaptıkları akınlara son vermişler ve Avarların egemenliği altında yaşamaya başlamışlardır. İlerleyen dönemlerde aynı Slavların Hazar boyunduruğunda yaşadıkları da olmuştur. Daha sonrasında ise Normanların Volga Nehri'ne doğru ilerlemesiyle birlikte Slavların da isimleri netleşmeye başladı. İskandinavyalı savaş tüccarlarının Slav toplumunu hakimiyet altına almalarıyla tarihte ilk defa Rus kelimesi ortaya çıkmış oldu. Rus, Varyaglardan oluşan knezin yönetici sınıfı için kullanılırdı.

     907 yılına gelindiği vakit ise Ruslar, Oleg ile birlikte Bizans'ı kuşatmaya aldılar ve vergiye bağladılar. Oleg'den sonra gelen İgor, halk tarafından öldürülünce yerine Olga yönetime geldi ve Hristiyanlık kabul edildi. Fakat Ruslar arasında Hristiyanlık ancak Vladimir zamanında tam olarak kabul edilecekti.

     Rus tarihinin dönüm noktalarından biri ise Moğol istilasıydı. Moğol atlarının basabileceği her yeri ele geçirme hakkı kendisine tanınan, Cengiz Han'ın en büyük oğlu Cuci, yönünü Kafkaslara çevirerek Cebe ve Subedey ile birlikte Çerkes ve Lezgileri kılıçtan geçirerek Kıpçaklar üzerine ilerledi. Burada Kıpçakları ağır bir mağlubiyete uğrattı. Daha sonra ise Kıpçaklar, Rus Knezleri ile anlaşarak Moğollara karşı koymaya karar verdiler ve birleşik bir Rus-Kıpçak ordusu oluşturdular. Bu orduyu Kalka Savaşı'nda Moğollar ağır bir yenilgiye uğrattılar (1223). Bu sırada Cengiz Han tarafından bir Orda memleketi kurulması kararlaştırılmıştı.

     Bu tarihten sonra Cuci'nin yerine geçen Batu zamanında Altın Orda Devleti kuruldu ve Rus Knezleri bu devlete bağlı olarak varlıklarını sürdürdüler.

     1377 yılına gelindiği zaman ise Moskova Knez'i, Mamay Han'ın ordusunu bozguna uğratarak Rusların, Altın Orda'yı yenebileceğini kanıtlamış oldu. Aynı şekilde 1380 tarihinde vukuu bulan Kulikovskaya Muharebesi ile birlikte Rus Knezliklerinin birleştikleri taktirde büyük bir güç olabilecekleri anlaşıldı. Rusların Kalka Savaşı ardından güçlenmeleri de gözden kaçırılmaması gereken bir ayrıntıdır.

     Tarihte biraz daha ileriye gidecek olursak, Altın Orda Devleti'nin parçalanmasının ardından kurulan Hanlıkların, Korkunç İvan tarafından bertaraf edilmesi ve Rusların Azak kalesi ve Kırım için verdikleri mücadeleler de, devletin kısa bir zaman içerisinde güçlendiğini kanıtlar niteliktedir. Öyle ki; 1552 ve 1557 yılında, Kasım ve Astrahan Hanlıkları'nın Ruslar tarafından ilhak edilmesi devletin güçlendiğinin en büyük kanıtıdır.

     Deli Petro ile tekrar güçlenen ve Avrupa'ya benzemeye başlayan Rusya'nın 1764 yılı itibariyle Osmanlı Devleti ile birebir mücadeleye ve yardımsız savaşmaya başlaması, aynı yüzyılın başlarında aldığı Prut yenilgisinden sonra taktire şayandır. Daha da ilerleyen zamanlarda Napoleon'un Moskova Seferi'ne direnmesi ve Bonaparte'ye nazaran daha az zararla savaştan çıkması –Napoleon bu savaşta ordusunun 4/3'ünü kaybetmiştir- Rusların artık ne kadar güçlü bir devlet olduğunu ortaya koyar.

     Bolşevik Devrimi ile Çarlık devri kapansa bile Lenin ile kurulan yeni yönetim, ikinci bir darbe ile yerini sağlamlaştırmış, Stalin denilen adamla birlikte ise dünya harbine girmiştir. Bu savaşta en büyük insan kaybına uğrayan Rusya, bunun ardından tekrar bir yükselişe geçerek Amerika ile Soğuk Savaş olarak adlandırılan bir mücadeleye girişecek ve uzay ile de ilgilenmeye başlayacaktı.

     Bu yazı bir tarih makalesi olmadığı için daha fazla teferruata girmeden Putin dönemini anlatmakta fayda var. Çünkü Rusya, yukarıda bahsettiğim gibi bir kalkınma yaşayacak ve Putin zamanında tekrar sözü geçen bir devlet olacaktır.

     SSCB parçalandıktan sonra Rusya, tarihindeki en büyük sıkıntılar ile karşılaşmıştır. Öyle ki ilk devlet başkanı Boris Yeltsin, Batı temelli bir politika izleyerek tamamen teslimiyetçi bir çizgide ilerlemişti. Bu teslimiyetçilik, Rusya'nın acizliğini gösteriyordu. İçeride ekonomik kriz yaşayan Rusya, uluslararası arenada da eski konumunu yitirmişti. Fakat yukarıda da bahsettiğim gibi Ruslar tarih boyunca bu çöküşleri yaşamışlardı.

    Boris Yeltsin, ABD'nin demokrasi anlayışını göz ardı edemeyiz gibi cümleler ile kendisine batı modelini seçmişti. NATO ile ilişkiler ortaya koymaya çalışmış ve serbest Pazar ekonomisine geçmeye çalışmıştır. Artık hem siyasi hem de ekonomik olarak dışarıya bağımlıydı Rusya. Hatta Modern Avrasyacılık bu politika ile sağlamlaştı ve ülke içerisindeki Komünist ve Milliyetçi kesimler Yeltsin'e karşı cephe aldılar. Bu durum Yeltsin'in geri adım atmasına sebep oldu ve Batı ile olan ilişkiler durma noktasına geldi. Bunun bir sebebi de Rusya içerisindeki ekonomik çöküntüydü. Böylece Batı temelli politikanın Rusya'ya uygun olmadığı anlaşılmış oldu.

     Putin devlet başkanı olduğu zaman işte Rusya bu durumdaydı. Putin ilk iş olarak Dış Politika Konsepti hazırladı ve milli bir yol çizdi. NATO ile ilişkileri tamamen kesmedi fakat NATO'nun yayılmacılığına da sert bir tepki gösterdi. AB ve NATO'nun genişleme politikasına kariı Çin ve Hindistan ile yakınlaştı Rusya ve ŞİÖ'ye verilen önem daha da arttı. Yayılmacı Batılılara karşı alternatifler geliştirildi ve bunlardan en önemlisi ise Rusya'nın arka bahçesi olarak anılan Orta Asya ve Kafkas ülkeleri ile ilişkilerin düzeltilmesi oldu. Bu da Avrasyacılık'ı doğurdu.

     Putin'in ikinci başkanlık döneminde ise terör sorununa karşı ABD'nin yanında durması, kendisine karşı sempatikliği arttırdı. Daha sonra terör ile ortak mücadele için ABD ile anlaşmalar yaptı. Bu suretle ABD'nin Irak saldırısına karşı bile çok büyük bir tepki vermemiştir.

     Putin ile birlikte Rusya ekonomisi de hızlı bir şekilde gelişmeye başladı.2000 yılından itibaren ülkede sağlanan hızlı reel gelir artışı ve doğal gaz, petrol gibi enerji maddelerinin pazarlanmaya başlaması, Rusya'nın ekonomisinde iyileşmeye sebep oldu. Rusya bu suretle 2003 yılından itibaren %6,6 oranında bir büyüme yaşadı. Ekonominin iyileşmesi ile birlikte Rusya'nın uluslar arası arenada ki davranışları ve duruşu da değişti. Çünkü Putin, tekrar süper güç olmayı kafasına koymuş ve ekonomisini düzelten devletin önündeki en büyük engeller kalmış oluyordu.

     Rusya'nın askeri gücü de dünya siyasetinde önemli bir rol oynamasına imkan veriyordu. Rusya'nın elinde çok büyük bir nükleer güç vardı ve bu dünya için bir tehditti. Ayrıca Rusya, NATO'ya karşı kendi silah teknolojisini de güçlendiriyordu.

     2007 yılında Rusya'nın ABD'ye sınırını aşmaması konusunda uyarı yapması, Batı'da bir şok etkisi yarattı. Böyle bir şey zaten Batı tarafından bekleniyordu. Çünkü Rusya, Putin ile birlikte ekonomisini güçlendirmiş ve artık daha cüretkar davranmaya başlamıştı.Aynı cüretkar tavırları Rusya, Güney Amerika ülkeleri ile ticari anlaşmalar yaparak da göstermeye başladı. Arjantin, Bolivya, Şili gibi ülkeler ile yakınlık kurdu ve bu suretle ABD'yi sıkıştırmaya başladı. Hiç şüphesiz Rusya'nın bu davranışında, ABD ve NATO'nun kendisini kıskaca almaya çalışmasının etkeni büyüktür. Şöyle ki, 1991 yılında Sovyetlerin yıkılması ile birlikte Varşova Paktı da ortadan kalkmıştı. Bu yüzden NATO da görevini başarıyla tamamlamış oluyor ve misyonu sona ermiş oluyordu. Lakin NATO, 199 yılında yaptığı bir zirve ile artık terörizm ile mücadele edeceklerini açıkladı ve kendisine yeni bir rota çizdi. 2004 yılında ise yeni üye alımları yaptı ve sayısını 26'ya yükseltti.

     Bütün bunlar, Rusya tarafından bir tehdit olarak algılandı ve NATO'nun ABD'nin kullandığı bir araç olduğu yönünde açıklama yapıldı. Rusya kendisinin kıskaca alındığını düşünüyordu. Bu yüzden Rusya, buna karşı Orta Asya ve eski SSCB devletleri ile anlaşmaya gitti. O devirde Orta Asya Cumhuriyetleri, hammaddelerinin serbest bir şekilde dünyaya pazarlanmasının tek yolunun Rusya'dan geçtiğine inanıyorlardı. Kazakistan ve Türkmenistan bu devletlerin en başında geliyordu. Böylece bu devletler ABD ile aralarını açarlarken Rusya ile yanaştılar. Rusya da onlar için bir Pazar oluşturdu. Özbekistan ise ülkesinde bulunan dini tarikatlar ile mücadele için Rusya'dan yardım istedi. Kırgızistan ise ekonomik olarak Rusya devletine bağlıydı. Tacikistan ise ülkesinde bulunan iç karışıklıklardan Rusya sayesinde kurtulabiliyordu.

     Hal böyleyken, bu devletlerin Rus yanlısı olmamalarını istemek absürt kaçar. BDT ülkelerinde ise en dik duruşu Azerbaycan sergilemektedir. Çünkü ekonomik olarak kendi kendine yetebilen bir ülkedir ve enerji kaynaklarını, Rusyasız da ihraç edebilmektedir.

     Sonuç olarak tarih boyunca çökmüş fakat tekrar ayağa kalkmış olan Rusya, Putin ile birlikte de tekrar ayağa kalmış ve dünya siyasetinde etkin bir rol oynamaya başlamıştır. Yeltsin'in Batı yanlısı politikasını bitiren Putin, Rusya'yı güçlü bir devlet konumuna getirmiş, hem ekonomik hem de askeri olarak güçlenen Rusya, bölgesel bir güç olmaktan çıkarak iki kutuplu dünyada ikinci kutbun lideri konumuna gelmiştir. Bunda Vladimir Putin'in katkısı oldukça büyüktür. 

İXİT
ŞECAAT ARZ EDERKEN......

İlgili İletiler

 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış