MEKTEB-İ HARBİYE’NİN KURULUŞU VE İLK ZAMANLARI

Giriş

Osmanlı Devleti 18. yüzyılın başlarından itibaren "gerileme dönemi" olarak adlandırılan bir sürece girmiştir. 18. Yüzyıl başlarında zaman zaman Osmanlı zaferleri görülüyor olsa da birçok savaştan mağlup ayrılmış ve toprak kayıpları yaşamıştır. Dönemin padişahları kötüye giden bu durumu fark etmiş olsalar bile çözüm bulunamamıştır. Özellikle Avusturya ve Rusya karşısında alınan mağlubiyetler, Osmanlı Devletini askeri alanda reformlar yapmaya itmiştir.

Dönemin padişahları ve devlet adamlarının yapmış olduğu reformların bazılarına bakacak olursak; Mühendishane-i Berr-i Hümayün ve Bahr-i Hümayün'ün açılması, Avrupa'dan askeri uzmanlar getirilmesi, topçu ocaklarının açılması ve eğitim verilmesi gibi bazı reformlar yapılmıştır. Ancak bu reformlar süreklilik sağlamadığı gibi zaman zaman halkın tepkilerine de neden olmuştur. Geniş kapsamlı reform çalışmalarını yapan ilk kişi III.Selim diyebiliriz. Nizam-ı Cedit adında yeni bir ordu kurması yapmış olduğu en büyük reformdur. Bunun yanında çeşitli askeri reformlar düzenlemiş olsa da birçok kesimin tepkisini almıştır ve tahttan indirilmiştir. II. Mahmut'un tahtta geçmesi ve zamanla gücü ele geçirmesi ile birlikte amcasının izinden giderek geniş kapsamlı bir askeri reform çalışmalarına girmiştir. Amcasının yaptığı hataları yapmayarak, arkasına destek alarak giriştiği Yeniçeri Ocağının kaldırılması faaliyetinden başarılı çıktığı gibi birçok sorunla da baş başa kalmıştır. II.Mahmut döneminde birçok askeri ve siyasi olay yaşanmıştır. Bu reformlardan önemli olanları ise Asakir-i Mansure-i Muhammediye Ordusunun kurulması ve bu orduya subay yetiştirmek için 1834 yılında açılan Harbiye Mektebidir. Yeni bir ordu kuran II.Mahmut düzenlemiş olduğu askeri reformlara rağmen istediği noktaya getirememiştir ordusunu.

Bu çalışmada ise II.Mahmut döneminde kurulan Harbiye'nin kuruluş süreci ve ilk yıllarında verdiği derslerin niteliği anlatılmaya çalışılacaktır.

Mekteb-i Harbiye'nin Kuruluşu

II. Mahmut tüm yeniliklerin önünde engel olarak gördüğü Yeniçeri Ocağını kaldırması ile beraber büyük bir sorundan kurtulmuştur ancak birçok yeni sorun ile karşılaşmıştır. Bu sorunları çözmek için birçok reform girişiminde bulunmuştur ancak sorunların hepsine birden çözüm bulmak mümkün olmamıştır. İlk olarak Yeniçeri Ocağı yerine yeni bir ordu kurulmuştur ve bu orduya Asakir-i Mansure-i Muhammediye adı verilmiştir. Şehirlerden toplanan işsiz gençler ile birlikte ordunun sayısı arttırılmaya çalışılmıştır. Bu orduyu idare edecek bir subay sınıfının da olmadığı anlaşılınca subay yetiştirmek için de girişimlere başlanıştır.

Harbiye'nin kuruluşu konusunda ilk önemli teşebbüs 1831 tarihinde gerçekleşti. Hassa Ordusu Müşiri olan Ahmed Paşa (Firarî Ahmed Fevzi Paşa), Hassa Ordusu 4 ncü Alayın 2 nci Taburu askerlerinden bir kaç yüz kişiyi seçerek Selimiye Kışlasında 1831 tarihinde "sıbyan bölükleri" adıyla örnek bir okul açtı. Sıbyan Bölükleri kurulurken Avrupa'daki gibi askerî okulların açılması da düşünüldü. Sultan II. Mahmut, Sıbyan bölüklerinde ders verdirmek üzere Mısır Valisi Mehmet Ali Paşadan eğitimli subaylar istedi. Fakat Asakir-i Mansûre'nin kısa zamanda kaydettiği ilerlemeden endişelenen Mehmet Ali Paşa, Mısır'da kurduğu Harp Okulu'ndan yetişen subayların yeterli bilgiye sahip olmadığını ileri sürerek padişahın isteğini geri çevirdi.[1]

Bir taraftan Rusya ile ilişkilerin gerginleştiği, Mısır valisi Mehmet Ali Paşa ile de savaş arifesine gelindiği bir dönemde açılması düşünülen Harbiye Mektebiyle ilgili hazırlıklara devam edilememiş; bir başka ifadeyle iç ve dış sorunlar 1831'de açılması düşünülen okulun bir süreliğine ertelenmesine yol açmıştır. 1833 Hünkar İskelesi Antlaşmasının imzalanmasından sonra devlet yetkilileri Harbiye mektebi açılması yönünde yeniden çalışmalara hız vermişlerdir. Hatta bu sırada Osmanlı Devleti'nde sayıları giderek artan yabancı okulların, devlet yetkililerinde öteden beri var olan Harbiye Mektebi açma fikrini daha güçlendirdiği gerçeği dönemin resmi kayıtlarında da genişçe yer almaktadır.[2]

Yaşanan can sıkıcı hadiseler sonucunda orduların başına "mektepli subayları" getirmeden yani bir Harp Okulu açmadan mevcut başıbozuk sistemin düzenlenemeyeceği anlaşılmıştı. Nihayet, II. Mahmut, subayların iyi yetişmesi için Avrupa memleketleri düzeyinde bir Harp Okulu açmanın zorunlu olduğuna karar verdi. Tartışmalar sürerken, Serasker Hüsrev Paşa, Sultan II. Mahmut'a yazdığı bir tezkerede Fransa'daki " École Militaire " isimli Harp Okuluna benzer bir askerî okulun açılmasının ve Avrupa'dan askerî öğretmen getirtilmesinin lüzumunu dile getirdi.[3]

Askeri açıdan oldukça karamsar bir ortamda açılan Harbiye, seleflerinden tamamen farklı bir okul olmuştur. Okulun tek amacı Avrupa tarzında eğitim görmüş subay yetiştirmektir. Böylece Osmanlı askeri sistemindeki sorunu çözebileceklerini düşünüyorlardı. Bu okulda yetişecek öğrenciler sadece askeri anlamda kendini geliştirmeyecek Avrupa'yı anlayıp, Avrupalı fikirleri her alanda bilmeleri, böylelikle askerlik dışındaki reformlarda da görev alarak imparatorluğa modernliği getirmeleri bekleniyordu.[4]

Yukarıdaki bilgilerden anlaşılacağı üzere Osmanlı ordusunun içinde bulunduğu durum oldukça kötüdür. Yeniçeri Ocağı'nın ortadan kaldırılması fikri için çalışmalar yapılırken, ocak kaldırıldıktan sonra ne yapılacağı konusunda bir çalışma yoktur.Harbiye'nin açılması ise Osmanlı ordusunu idare edecek bir subay kadrosunun olmamasıdır. Ancak okul açılırken sadece subay ihtiyacını karşılamaktan ziyade Avrupa'yı anlayıp Avrupalı fikirleri sahip birer bireyler yetiştirmek istenmiştir. Bu şekilde donanımlı birer subay yetiştirmek ise hiç kolay olmamıştır.

Namık Paşa'nın vizyonuna göre okul, başka kurumlara muhtaç olmadan kendi kendine yeterli olmalıydı. İstanbul'un yerleşim yerlerinden uzakta bulunan eski Maçka Kışlası okul binası olarak seçildi. Kışla onarılmış ve dönemin gözlemcilerini hayran bırakan kütüphane, matbaa, modern sınıf ve amfiler inşa edilmiştir. Namık Paşa olası muhafazakar eleştirileri boşa çıkarmak için bir cami inşa ettirmeyi unutmadı.[5]

İngiltere ve Fransa 'ya bu sırada öğrenciler gönderilmiştir. Ancak, bu sırada İstanbul'da görevli Rus elçisi Telemegue Babıali'ye gelerek Fransa'ya gönderilen subayların cumhuriyetçi fikirlerle yetiştirileceklerini belirterek, burada eğitim görecek olan öğrencilerin dönüşlerinde ülkeye faydadan çok zarar verecekleri yolundaki ihtarları Osmanlı devlet erkânını da etkilemiştir. Avusturya elçisi Baron Stürmer'in de benzer açıklamalarda bulunması üzerine Sultan II. Mahmut Avusturya ve Prusya'dan destek aramıştır. Bu gelişmelerden sonra Prusya'dan Yüzbaşı Helmuth von Moltke ile Teğmen Von Berg adlı iki subay 1835'te İstanbul'a gelerek Osmanlı ordusu hizmetine alınmıştır.[6] Prusya ordusundan getirilen subaylar ile eksiklik tamamlanmaya ve yeni kurulan Sıbyan Bölüklerini eğitmek amaçlanmıştır ancak yinede ihtiyaç karşılanamamıştır.

Mektep'te eğitim öğretim 1834'te başlamasına rağmen, resmi açılışı 1 Temmuz 1835'te Sultan Mahmut'un okulu ziyareti ile yapılmıştır. Padişah okula ilgisini gösterdiği gibi eksikliklerini tespit ederek giderilmesini sağlamıştır. Okul zaman içinde isim değişikliklerine uğramıştır.[7]

Türk ordusuna çağdaş bilgilere sahip subay yetiştirme amacıyla açılan Mekteb-i Harbiyenin önemi ilk anlarda halk tarafından anlaşılamadı. Okulun açılışıyla birlikte Osmanlı Devleti sınırları içerisinde kalan farklı coğrafi bölgelerden öğrenciler istenmiş ve böylece bu bölgelerin Harp Okulu bünyesinde temsil edilmesi düşünülmüştü. Osmanlı yönetiminin bu çabasına eyaletlerden yeterli karşılık gelmedi. Yıllarca devam eden savaşlardan bıkan ve korkan insanlar çocuklarını Harbiyeye vermek istemedi. Gidilen cephe ve savaşın durumuna göre uzun yıllar devam eden ve geri dönülüp dönülemeyeceği belli olmayan askerlik sorumluluğu sadece Müslüman halkın sırtına yüklendiğinden orduya karşı genel bir soğukluk vardı. İnsanlar askerden kaçıyordu. Harp Okulu karşıtı grupların propagandaları sonucunda, halk arasında Harp Okuluna karşı bir takım dinî içerikli endişelerde oluşmuştu. Halk katında, yeni tarz eğitim yapan okulların açılması "gâvurlaşmak" olarak yorumlanıyor ve tepki duyuluyordu.[8]

Okula öğrenci bulunamaması konusu okulun vermiş olduğu eğitimden dolayı halkın çekimser kavranmasından ziyade İstanbul'da bulunan vatandaşların statüsünün farklı olması ve uzun süren savaşların ve arka arkaya alınan mağlubiyetlerin etkisi oldukça fazladır. İstanbul'da yaşayan vatandaşlar diğer bölgelere göre ekonomik durumları çok daha iyi olan kişilerdir. Vatandaşlar çocuklarını askeri bir okula göndermektense Avrupa'da daha iyi eğitim görebileceği okullara göndermiştir. Bu yüzden okulun ilk dönemlerinde öğrenci bulmak oldukça zor olmuştur.

Okulun öğrenci sayısına ilişkin, sadece İngiliz kadın seyyah Miss Pardoe'nin 1836 yılı başı için verdiği 300 rakamı vardır. Okulun öneminin halk tarafından iyi anlaşılamaması ve okul karşıtlarının öğrencilere dinsizlik aşılanacağı propagandası, ilk başlarda öğrenci sıkıntısı çekilmesine sebebiyet vermiştir. Bu sıkıntıyı aşmak için, İstanbul'un sokaklarındaki kimsesiz ve garip çocuklardan durumları müsait olanlar okula alınmışlardır[9]

II.Mahmut'un vermiş olduğu destek ve devlet adamlarının girişimleri ile istenilen düzeyde bir okul inşa edilmiştir. Okula önem verildiği için neredeyse bütün ihtiyaçları karşılanmıştır ancak halledilemeyen bazı sorunlarda vardı. Okulda ders verecek kişiler bulunamadığı gibi okula öğrenci bulmakta da sorunlar yaşanıyordu.

Okula öğrenci bulma konusunda sıkıntılar yaşanması üzerine Namık Paşa, Harbiye'ye kimsesiz yetim ve sokak çocuklarını almaya başladı. Bu çocukların da eğitimsiz olması Harbiye'nin daha erken yaşlardaki çocukları alarak eğitme zaruretini ortaya çıkardı. Namık Paşa öğrencilere "mektepli ruhu" kazandırmak için bazı şekli yenilikler yapmıştır. Öğrencilerin dik durmaları ve boyun eğmemeleri için eğitimler yaptırdı. Bunun için uygun ortam ve kıyafet temini yoluna gitmiştir. Rahle yerine sıra kullanılmasını ve sert yakalı elbiseler giyilmesini sağladı. Kıyafetlerde de değişiklikler yapılarak normal erlerden farklı oldukları hissettirilmeye çalışılmıştır.[10]

Mekteb-i Harbiye'nin öğretim kadrosu uygun hale getirildikten sonra öğrenci alım sistemi yeniden düzenlenmiş ve öğrenci olabilme şartları belirlenmiştir. 1837 senesi itibariyle Mekteb-i Harbiye'ye öğrenci olarak girebilmenin şartları şunlardır:

Birinci şart: İslam dinine inanmış bir müslüman olmak

İkinci şart: Okula alınacağı senenin aralık ayının on beşi itibariyle 15 yaşından küçük, 20 yaşından büyük olmamak

Üçüncü şart: Çiçek çıkarmış ve aşılanmış olmak,

Dördüncü şart: Tüm azaları (vücudunda) tamam ve sağlıklı olmak,

Beşinci şart: Ahlak ve tavır yönünden namussuzlar ve ayak takımından olmamak,

Altıncı şart: Dinî inanışların gereklerini ve şeriat hükümlerini bilmek,

Yedinci şart: İbare çıkaracak (metinde geçen ifadeleri anlayacak) kadar Arapça ve Farsça bilmek,

Sekizinci şart: Yanılmayacak (yanlış yapmayacak) ve meramını ifade edebilecek kadar yazmak sanatını (yazı yazmayı) bilmek.

Şartların belirlenmiş olması, Harbiye'ye öğrenci alımında dikkate değer bir değişiklik yaratmamakla birlikte, alınacak öğrencilerde belirtilen kriterlerin olup olmadığına bakılması sağlanmıştır. Mekteb-i Harbiye bünyesine alınan öğrenciler; piyade, süvari ve mümtazlar (seçkinler) olmak üzere üç kısma ayrılmış; piyade ve süvariler birer alay, seçkinler de bir tabur olarak düzenlenmiştir.[11]

Mekteb-i Harbiye'nin İlk Dönemleri ve Verilen Dersler.

Mekteb-i Harbiyenin resmî açılış töreni 1 Temmuz 1835 tarihinde yapıldı. Okul, tabur teşkilatına göre düzenlenmiş ve sekiz kısma ayrılmıştı. Okulun ilk beş kısmı bugünkü ilkokul, altı, yedi ve sekizinci kısımlar orta okul ; "İkinci Mektep" denilen kısım ise lise sınıf karşılığı kabul ediliyordu. Öğrencilerin sınıflarına göre okumuş oldukları dersler değişiklik gösteriyordu.[12]

Mehmed Namık Paşa tarafından hazırlanan Mekteb-i Harbiye'nin müfredatı, tabur esasına göre düzenlenmiştir. Mektebi Harbiye taburunun ayrılmış olduğu sekiz kısımdan birincisi müptedilerdi. Bunlar kum üzerine parmaklariyle sülüs yazısı ve rakam yazarlar ve iki harfli lûgatlarla alfabeyi öğrenirlerdi. İkinci ve üçüncü kısımlar; üç harfli lûgatlarla Amme cüzü okurlardı. Dördüncü ve beşinci kısımlarda ise ilmihal denilen dinî bilgiler taş tahtalar üstüne yazılmak suretiyle öğrenilirdi. Bu kısımlara kadar gelen erler oldukça Türkçe okur, yazar bir hale gelmiş olacaklarından altıncı kısımda askerî talimatnamesiyle kanunnamesi öğ­retilir ve yedinci ile sekizinci kısımlarda da tuhfe ve nuhbe ve sarfı arabî ile rik'a yazısı gösterilir ve müsvedde kaleme aldırılırdı. [13]

Sekizinci kısımdaki, dersleri bitirenler arasında istidat ve kabiliyeti görülenlerden yüz talebe seçilip ikinci mektebe gönderilir, orada ilmi hesap, mecmuatülmühendisin, hendese, harita tersimi öğretir, topografya ve hendese ameliyatı yaptırılırdı. İkinci mektebi şimdiki orta ve idadi sayabiliriz. Görülüyor ki Mektebi Harbiyede hâlâ askerliğe ve ona yarayacak ilimlere dair bir şey öğ­retilmeğe başlanmamıştır. Bu devirlerde Mektebi Harbiyeyi bugünkü mânasiyle bir mektep saymak da doğru değildir. O zaman denildiği gibi mektep bir tabur halinde bulunuyordu.[14]

İlk mektepte verilen dersleri incelediğimiz zaman adeta günümüzün ilkokul derslerinde verilen okuma yazma eğitiminin olduğunu görürüz. Böylece Osmanlı Devletinde ortaokul ve lise eğitiminin olmadığını olan eğitim kurumlarının da niteliksiz olduğunu söyleyebiliriz.

Mekteb-i Harbiyye'nin en büyük amiri mektep zırı idi, ondan sonra ders nazırı geliyordu. Harbiye'nin ilk nazırı olan Mustafa Mazhar Bey zamanında okul modern bir eğitim kurumu özelliklerine sahip değildi. Öğrenciler hiç- bir eğitim almadan geldikleri için Harbiye'de ilk, orta ve lise birinci sınıf seviyesinde eğtim yapılıyordu. Dokuz yıl süreli olan eğitimin ilk sekiz yılına "birinci mektep", dokuzuncu yılına da "ikinci mektep" deniliyordu. Daha ziyade okuma yazma ve ilmihal derslerinin okutulduğu birinci okulu başarıyla bitirenler ikinci okulda okumaya hak kazanıyorlardı.[15]

İkinci mektepte okutulması planlanan derslere mektebin kuruluş safhasında karar verilmiş olmasına rağmen belirtilen dersler ancak (1846- 1847) senesine doğru okutulabilmiştir. İkinci mektepte okutulan dersler şunlardır: İlm-i hesab (aritmetik);Müsellesât-ı müsteviyye (düzlemsel trigonomeri); Müsellesât-ı küreviyye (küresel trigonometri); Ameliyât-ı hendese (geometri uygulamaları); İlm-i hendese (geometri); İlm-i cebir ve mukabele (cebir); Cebrin hendeseye tatbiki (analitik geometri); İlm-i kutû-i mahrûtiyyet (koni kesitleri); İlm-i menâzır (perspektif); İlm-i tefazuli ve temamî (diferansiyel ve integral hesap); Cerr-i eskâl (mekanik); İlm-i hey'et (astronomi); Coğrafya; İlm-i hikmet-i tabiî (fizik); Ecsâm-ı sulbe (katılar); Ecsâm-ı maiyye ve havaiyye (sıvılar ve gazlar); İlm-i bahs-i ecsâm-ı nariyye (yanıcı cisimler); İlm-i hâl ve terkib-i ecsâm (kimyasal analiz ve sentez); Arapça ve Farsça; Fransızca; Fenn-i istihkâmât-ı hafîfe ve sakile (istihkâm); Tombaz köprü kurmak; Harita inşası; Bir kale yahut bir yerin ölçme ile resim ve haritasının yapılması; Top, tüfek, kılıç ve şiş eğitimi; Piyâde (yaya) ve süvâri (atlı) eğitimi; Yaz günlerinde denizde yolculuk ilmi (navigasyon, seyrüsefer), İlm-i sibâhat (yüzme).[16]

Avrupa'da eğitim görmüş olan Emin Paşa zamanında fen ve meslek derslerine ağırlık verildi. Emin Paşa, kendisi gibi Avrupa'da okumuş kimselerle Mühendishane'de çalışan bazı hocaları Harbiye'ye alarak eğitim kadrosunu güçlendirdi. Harbiye'nin mevcut durumunu yeterli bulmayan Emin Paşa, yapılması gereken köklü değişiklikler konusunda padişahı ikna etti. Onun gayretleriyle Harbiye'ye hazırlık olmak üzere orta öğretim seviyesinde eğitim yapan askeri idadiler açıldı. Harbiye'deki öğrenciler imtihana tabi tutularak en başarılıları Harbiye, orta derecedekiler idadi ve başarısız olanlar da ihtiyat sınıfı öğrencisi kabul edildi.[17]

Yeni açılan Harbiye'de görevlendirilen personel bir tabur halinde teşkilatlandırıldı,öğrencilere bir takım sorumluluklar verildi. Bu çerçevede; koğuşlarında gece nöbet beklemek, mutfakta yemek pişirtmek ve taşımak, karavana silmek, yatacağı ve oturacağı yerleri süpürmek gibi askerî hizmetler dönüşümlü olarak öğrencilere aitti. Öğrencilere senede altışar kat çamaşır verilecek, yiyecek ve giyeceklerinin temiz olmasına özen gösterilecekti. Her hafta başı öğrencilerin demirbaş eşyası kontrol edilecek ve eksikler tamamlanacaktı. Namazlarını beş vakit camide kılmak, okunup icra olunacak her derse katılmak mecburi idi. Derslere trampetle girilip çıkılacak ve birbirlerine terbiyeye aykırı sözler söyleyen öğrenciler cezalandırılacaktı.[18]

Mekteb-i Harbiye öğrencilerinin tayınâtı, "…ta'yınât-ı askeriyye'nin bir buçuk katı…" olarak belirlenmiştir. Tayınat olarak askerlere verilen yiyecek ve malzemeler içinde ekmek, et, pirinç, sadeyağ, nohut, soğan, tuz, mum, sabun, zeytinyağı ve odun bulunmaktaydı. Mekteb-i Harbiye öğrencileri açık kahve renkli çuhadan ceket, mintan ve pantolon giymekte; bellerine siyah kemer ve kemere de bir meç takmakta, başlarına püsküllü fes ve ayaklarına da siyah renkte potin ayakkabı giymekteydiler. Ranzalar üzerinde yatmaktadırlar. Öğrencilerin sıhhatinin temini maksadıyla, Maçka Kışlası Mekteb-i Harbiye için düzenlenirken bir de hastane yapılmıştır. Hastanede, Cerrah odası, ameliyathane, kırk yatak kapasiteli iki hasta koğuşu bulunmaktaydı.[19]

Mektebi Harbiyenin tabur halinden çıkması ve erlere talebe adı­nın verilmesi Selim Satı Paşanın nazırlığı zamanına düşer. 1837)de bu zat mektebe nazır tayin olunduğu zaman ordudan bir bölük asker getirterek o zamana kadar erlerin yapmakta olduğu pişirmek, taşımak, silmek ve süpürmek gibi ağır ve süflî işleri onlara gördürmeğe başlamış, talebeye yalnız okuyup öğrenmek işi kalmıştı ve ancak bundan sonradır ki Harbiyeliler talebe adını almışlardı.[20]

Değerlendirme

II. Mahmut'un Yeniçeri Ocağını ortadan kaldırılmasından sonra kurulan Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye'nin en büyük sorunu bu orduyu sevk ve idare edecek subay olmamasıdır. Bu sorun ilk olarak Nizam-ı Cedit, Sekban-ı Cedit Ocak subayları, Enderun subayları ve yabancı subaylar ile giderilmeye çalışılmış ancak başarılı olunamamıştır. Bunun üzerine bizzat hükümdarın girişimleri ile Mekteb-i Harbiye kurulmuştur. Okulun müfredatında dini bilgiler ağırlıklı olarak yer alırken; son üç sınıfta ise askeri eğitimin ağırlık kazandığı görülür.

Mekteb-i Harbiye'yi ayrı kılan bazı özelliklerde görülür. Harbiye'nin ancak Tanzimat döneminde yerleşik bir kurum haline gelmiştir. Harp Okulu'nun bu biçimde meydana gelişi, modern ordu geleneğine özgü bazı niteliklere yol açmıştır. Bunların başında ordunun er kademesinin, kendi isteği ile askere yazılan profesyonel bir kadro değil, genel bir hizmet olarak halk tabakalarından alınıp eğitilen ulusal bir kadro oluşu, subayların âyân ya da zenginler sınıfından meydana gelmiş bir kast olmayışı gelir. Bundan ötürü ordu, daha sonraki aşamalarda bazen kurulu düzenin, bazen de reformculuğun, hattâ devrimciliğin dayanağı olmuştur. Bu da devleti yönetenlerin, onları düzene sadık hale getirebilme derecesine bağlı olmuştur. Harbiye'nin kuruluşu çağdaşlaşma tarihinin belki en önemli olayı oldu diyebiliriz. Bundan sonraki dönemin belli başlı olayları, bu kurumun eğitiminin sağladığı askerî ve düşünsel etkiler, bu kurumun siyasal gücü elinde tutanlara karşı tutumu, mezunlarının askerî, siyasal ve kültürel hayatta aldıkları yerler göz önünde tutulmadan anlaşılmaz.[21]

II. Mahmut'un gerek askeri gerekse sivil alanda eğtimin modern kurumlaşmasına ilgi duymasında, asi valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın Mısır'daki girişimleri etkili olmuştur. Osmanlı hükümetinden daha önce, Avrupa'ya öğrenci gönderen (1813), Harbiye ve Erkan-ı Harbiye ( 1825), Tıp (1826), Baytar ( 1826), Elsine (yabancı diller) (1830) mektepleri açtıran, kurduğu devlet matbaasında telif ve çeviri kitaplar bastıran, 1828'den itibaren gazete çıkartan (Osmanlı resmi gazetesi Takvim-i Vekayi 1831'de yayın hayatına girmiştir) ve kendisi okuma yazma bilmeyen Kavalalı M. Ali Paşa, 1830'larda Kahire'deki modern okulu ile Osmanlı'ya eğitim alanında da üstün durumdaydı.[22]

II. Mahmut'un içinde bulunduğu durum ve uluslar arası dünya'da yaşanan değişimde Mekteb-i Harbiye'nin kuruluşunda etken olmuştur. Okulun kurulması ile birlikte yeni sıkıntılar ortaya çıkmış olsa da zamanla bu sıkıntılar giderilmiştir. İlk yıllarında beklenen ve istenilen sonuç alınamamış olsa da ilerleyen yıllarda istenilen subay profili oluşturulmuş ve ülke siyasetine ve modernleşmesine etki edecek kişilerin yetişmesi sağlanmıştır.

Mekteb-i Harbiye'nin ilk yıllarında verilen derslere incelediğimizde ise daha önceki eğitim kurumlarında verilmeyen derslerin burada olduğunu görürüz. Burada yaşanan sorun ise bu dersleri verecek hocaların olmaması ve öğrencilerin temel bilgilere sahip olmamasıdır. Zamanla aşılan bu sıkıntılar ve yabancı askeri uzmanların Osmanlı Devletinin hizmetine girmesi ile açılmıştır.

KAYNAKLAR

BERKES, Niyazi, Türkiye'de Çağdaşlaşma, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2002

ERGİN, Osman Türk Maarif Tarihi, Eser Matbaası, İstanbul, 1977

ESER, Gülşah,Türkiye'de Modern Bilimlerin Eğitiminde Mekteb-i Harbiye Örneği, Osmanlı Bilimi Araştırmaları, C:12, S:2, 2012

GÖK, Hayrullah, Arşiv Belgeleri Işığında Kara Harp Okulu Tarihi, Hacettepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Ankara, 2005

ÖLMEZ, Adem, Modern Osmanlı Ordusunda Alaylılar ve Mektepliler, İz Yayıncılık, İstanbul, 2017

ÖZCAN, Abdülkadir, Harbiye, Türk Diyanet Vakfı Ansiklopedisi, C:16, 1997.

SAKAOĞLU, Necdet, Osmanlı Eğitim Tarihi, İletişim Yayınları, İstanbul, 1991

UYAR, Mesut, ERICKSON, J.Edward, Osmanlı Askeri Tarihi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul,2017

TÜRKMEN, Zekeriya, Sultan II. Abdülhamit Döneminde Mekteb-i Harbiye-i Şahane, Osmanlı İstanbul'u Uluslararası Sempozyum, İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi, 20-22 Mayıs 2016.

YARAMIŞ, Ahmet, Atatürk'ün Yetiştiği Mekteb-i Harbiye'nin Kuruluşu, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, C: 9, S:2, 2007


[1] Hayrullah Gök, "Arşiv Belgeleri Işığında Kara Harp Okulu Tarihi", Hacettepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Ankara, 2005, s. 76.

[2] Zekeriya Türkmen, "Sultan II. Abdülhamit Döneminde Mekteb-i Harbiye-i Şahane", Osmanlı İstanbul'u Uluslararası Sempozyum, İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi, 20-22 Mayıs 2016, s. 136.

[3] Gök, a.g.t, s. 78.

[4] Mesut Uyar, Edward J. Erıckson, "Osmanlı Askeri Tarihi", Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul,2017, s. 306.

[5] a.g.e, s. 306

[6] Türkmen, a.g.m, s. 142.

[7] Adem Ölmez, "Modern Osmanlı Ordusunda Alaylılar ve Mektepliler", İz Yayıncılık, İstanbul, 2017, s. 129.

[8] Gök, a.g.t, s. 82

[9] Ahmet Yaramış, "Atatürk'ün Yetiştiği Mekteb-i Harbiye'nin Kuruluşu", Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, C: 9, S:2, 2007, s. 191.

[10] Ölmez, a.g.e, s. 130.

[11] Gülşah Eser, "Türkiye'de Modern Bilimlerin Eğitiminde Mekteb-i Harbiye Örneği", Osmanlı Bilimi Araştırmaları, C:12, S:2, 2012, s. 107.

[12] Gök, a.g.t, s. 86.

[13] Osman Ergin, "Türk Maarif Tarihi, Eser Matbaası", İstanbul, 1977, s. 356

[14] a.g.e, s. 356

[15] Abdülkadir Özcan, "Harbiye", Türk Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C:16, 1997, s. 116.

[16] Eser, a.g.m, s. 109.

[17] Özcan, a.g.m, s. 116.

[18] Gök, a.g.t, s. 87

[19] Yaramış, a.g.m, s. 193-194.

[20] Ergin, a.g.e, s.356.

[21] Niyazi Berkes, "Türkiye'de Çağdaşlaşma", Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2002, s. 194.

[22] Necdet Sakaoğlu, "Osmanlı Eğitim Tarihi", İletişim Yayınları, İstanbul, 1991, s. 64

FIKRA
AĞAM BİZİMLE EĞLENİR

İlgili İletiler

 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış