Japon Turancılığı Büyük Asyacılığının Doğuşu


Ural-Altay dil gurubunun  Altayik   kolunda bulunan Japonca ve Türkçe benzer özellikler gösterir. Japoncanın yapısal özellikler (eklemeli dil olduğu, cümle yapısının ve bazı çekim ve yapım kurallarının benzerliği.) bakımından Türkçeye benzer özelliklere sahiptır . 

Japonya'da Turancı hareket Birinci Dünya Savaşı sonrasında gelişmeye başladı. 1920'lerin başında Macar Turancı Barathosi Balogh Benedek ile ilk Japon Turancı Imaoka Juichiro tarafından başlatılan bu hareket, ilk etapta Japon toplumunda ve siyasi çevrelerde beklenen ilgiyi uyandırmasa da, 1931 Mançurya Olayı'ndan sonra şiddetini artırdı, daha geniş kesimlerde yankı bulmayı başardı. Turancılık, özellikle Türkistan Coğrafyası'nda Japon nüfuzunu yaymak için dönemin politikacıları tarafından faydalanılmak istenilen bir siyasi fikir halini aldı 

.Japonyanın Turanist örgütleri Turanian Ulusal Birlik-olarak Tsuran Minzoku Doumei (1921)-Turanian Society of Japan-Nippon Tsuran Kyoukai (erken 1930)-Japon-Macaristan Kültür Derneği-Nikko Bunka Kyoukai tarafından (1938)-kuruldu

. Bir Okyanus ülkesi olan Japonya Çin ve Kore'nin doğusunda, Rusya'nın güney doğusunda yer almakta olup, kuzeyde Okhotsk Denizi'nden güneyde Doğu Çin Denizi'ne kadar uzanan ince ve uzun bir adalar ülkesidir. Asıl adı "Nihon" yada "Nippon" olan bu ülke adı şuanda Japonya'da kullanılan üç çeşit yazı karakterlerinden biri ve en eskisi olan kanji yazısındaki yazılış şekline göre "güneş" ve "kök" anlamındaki iki kelimeden meydana gelir. Bu nedenle Japonya'yı yerliler "Güneş Ülkesi" dahi diyorlar. Güneş adeta Japonya'nın milli simgesi haline gelmiş olup bilindiği gibi Japon bayrağında "Doğan Güneş" yer almaktadır. Japonların kökeniyle ilgili göze çarpan 4 önemli varsayım ise şunlardır:

  • Bir görüşe göre Japonlar, binlerce yıl öncesi buzul devri insanlarının, şimdiki Japonya'ya yerleşip evrimleşmesiyle oluşan bir halk!
  • Diğer bir görüş ise Japonlar'ın, M.S.'ki yıllarda batıdan gelen ancak Koreli olmayan atlı-göçebelerin torunları olduklarını savunur. Burada akla Türkler ve Moğollar gelmektedir.
  • Koreliler ve bazı batılılarca desteklenen görüşte ise, Kore'den göç eden insanlar tarafından oluşmuştur.
  • Bu görüşleri kapsayan ifade ise, tüm bu halkların hep birlikte karışımından ortaya çıkan bir toplum olduklarıdır.

Yaklaşık 130 milyonluk nüfusuyla nüfus bakımından dünyanın 10'uncu, 377.435 km²'lik yüz ölçümü ile de coğrafya bakımından 42'inci büyük ülkesi olan Japonya, Honşu (Ana Ada), Hokkaido, Kyuşu ve Şikoku'dan ibaret dört büyük adadan başka 3900'den fazla küçük adacıklardan oluşuyor.
 Arkeolojik araştırmalardan Paleolitik çağın son döneminden beri insanların Japon adalarında yaşadığı öğrenilmektedir. Japon adalarına ilk yerleşenlerin, M.Ö VIII. bin yıl öncesinden başlayarak, Kuzey Asya'dan gelen insanlar olduğu ileri sürülmektedir. En eski resmi Japon kaynakları olan Kociki ve Nihon-şoki'ye göre Japon adaları, Tanrı İzanağı ile kız kardeşi İzanami'nin evliliğinden doğmuştur. Bu evlilikten daha sonra , bronz aynası demir kılıcı ve mücevherleri ile Japon imparatorluk hanedanının kökeni sayılan Tanrıça Amaterasu suretindeki güneş doğmuştur.M.Ö.660'de tahta çıkan ilk imparator Cimmu işte bu Güneş Tanrıçası'nın torununun oğludur.Bu efsaneye göre Japonlar imparatorluk hanedanının köklerini Tanrılarla ilişkilendirmektedir.Japonya'nın yerel dini olan Şinto, "Tanrıların Yolu" anlamına gelmekte olup, bu temelde Japon imparatorluk hanedanının Güneş Tanrıçanın soyundan geldiği ve bundan dolayı Japon imparatorlarının Tanrısal olduğu ilkelerine dayandırılmaktadır.Bu inanış ta 1946 yılında büyük yenilgiden sonra İmparator Hirohito'nun "İmparatorun ilahi olduğunu düşünmenin yanlış olduğunu" açıklamak zorunda kalmasına kadar Japon toplumunda yaygın olarak devam etmiştir.Fakat günümüzde de Japon halkı, tıpkı ülkenin en tanınmış roman yazarı Yukio Mişima gibi İkinci Dünya Harbi'nden sonra Japon halkının gelenekten kopuşu karşısında büyük üzüntü duymuş ve etnik kökenlerine ilişkin daha gerçekçi yaklaşımların yanında Japonların yaratılışıyla ilgili efsane de halkın muhayyilesindeki varlığını sürdürmüştür. 
Japonya'nın tarih öncesi devri:Öncomon veya Seramik Öncesi Devri(M.Ö.10.000-7500), Comon Devri (M.Ö. 7500- 300) ve Yayoi (M.Ö. 300-M.S 300) Devri diye üç devre ayrılmaktadır.Yayoi devrinde Japon adalarının kuzeyine Aynuların gelip yerleştiği ve Comon halklarıyla karıştığı bilinmektedir.M.S 3.yy ortalarına doğru Kore yarım adası üzerinden geçen, Altay kökenli, atlı savaşçı gruplar (Bana göre bunlar Asya Hun İmparatorluğu çöktükten sonra doğuya göç eden Hun kavimleridir) Güney Japonya'ya gelerek bölgeyi hâkimiyetleri altına almışlardır.Onların Japon dili ve kültürü üzerine çok etkili olduklarını söylemek mümkün.Bugün Japon Dilinin Altay dilleri grubuna girmelerine bakılırsa bunun gerçekçi bir yaklaşım olduğu anlaşılır.
 Yazılı tarihte Japonya'nın adı ilk olarak 1. yüzyıldan kalma Çin metinlerinde geçmektedir. M.S. III. yüzyıldan kalma Çin vakayinamelerinde, Himoko adlı bir Japon rahip kraliçenin, içkiyi seven ve ait oldukları sınıfları vücutlarındaki dövmelerle belirten bir halkı yönettiğinden bahsedilir. Japonya'da resmi olarak tarih kayıtlarının tutulmasına M.S.400'lü yıllarda imparatorluk sarayına Koreli yazıcıların getirilmesiyle başlanmıştır. Japonlar VI. yüzyılda Koreliler aracılığıyla Budizm'le tanışmıştır. Tıpkı Hıristiyanlığın kuzey Avrupa'ya Akdeniz Kültürünü tanıtması gibi, Budizm de Japon toplumuna Çin kültürünü tanıtmıştır. M.S. VII.-VIII. yüzyıllarda sayısız Japon keşişi, öğrencisi ve sanatçısı Çin'in dinini, kültürünü, müziğini ve sanatını öğrenmek amacıyla tehlikeli yolculukları göze alarak Japon Denizi'ni geçip Çin'e ulaşmışlar. Onlar ülkelerine döndükten sonra Japon milli kültürünün gelişmesine öncülük etmişlerdir.604 yılında 17 maddelik ilk Japon Anayasasını hazırlayan Prens Şotoku işte bu öncülerden biridir. Burada şunu da belirtmeden geçemeyeceğim Çin kültürünün Japonya üzerindeki etkisi Japon yazısının oluşmasında da çok baskın olmuştur. Japonların kendi alfabelerinin olmaması nedeniyle, Japon edebiyatçıları ve din adamaları tek heceli Çincenin kavram yazısını, çok heceli Japon diline adapte etmişler. Böylece Budizm'le ilgili isimleri, deyimleri, kavramları ve yabancı kelimeleri ifade etmek için kullanılan "Katakana" yazı sistemi geliştirilmiştir. Bugün Japonca kökenli kelimeler "Hiragana" yazı sistemiyle ifade edilirken, Japonca olmayan kelimeler "Katakana" yazı sistemiyle ifade edilmektedir. Kökeni Çin yazısına dayanan "Kanji" yazı sistemi ise Klasik ve akademik yazı sistemi olarak hala yaygın bir şekilde kullanılmaktadır."Kanji" yazı sistemiyle yazılan her kelime "Hiragana" yazı sistemiyle de yazılabiliyor. İlk ve orta okul çocuklarına ve yabancılara Japonca "Hiragana" ve "Katakana" yazı sistemiyle öğretiliyor. Meiji Devri, bu devre Meiji Restorasyonu Devri dahi denmekte olup (1868-1912) bu devir ile Japonya'nın Yakınçağı başlamıştır.Bu zamana kadar Japonya şeklen imparator tarafından, gerçekte ise toprak sahibi askerler ve ekonomik güce sahip soylu aileler tarafından yönetiliyordu.Bu devirde Japonya askeri feodal bir devlet olmaktan çıkarılmıştır
.1889'da Japon İmparatorluğu Anayasası veya bilinen ismiyle "Meiji Anayasası" yazılarak yürürlüğe girmiştir. Japonya'nın Meiji Restorasyonunun bir ürünü olan bu anayasada Prusya modeline benzeyen bir meşruti monarşi modeli temel alınmıştır. Japon İmparatoru buna göre devletin başı olarak görünse de iktidar hükümette ve Danışma Meclisi tarafından atanan başbakandadır. Anayasaya göre başbakan ve hükümet üyelerinin seçilmiş milletvekili olma zorunluluğu yoktur.
 Meiji Devri, aynı zamanda Japonya'nın gelişme ve yükselme devri olup Japonya bu kısa devirde Avrupa'daki İspanya, Fransa ve İngiltere gibi imparatorlukların yaklaşık iki asırda ulaştığı güce ulaşarak Asya'da Çarlık Rus ve Çin Manço imparatorluklarına rakip olarak ortaya çıkmıştır.1894-95'teki Çin –Japon savaşında Çin'i, 1904-5 Rus Japon savaşında Rusya'yı yenerek Dünya'daki güç dengelerini değiştirmekle birlikte Rusya'yı Uzakdoğu'daki yayılmacı politikalarından vazgeçmek zorunda bırakmıştır.
 Japonya'nın Meiji Restorasyonu Devrinde böylesine olağanüstü bir başarıyı elde etmesinde "Yamato damashi" olarak bilinen "Japon Ruhu"nun etkili olduğu söylenmektedir.Yüzyıllar boyunca her iyi Japon'un taşıması gerektiğine inanılan bu ruhun Japonya'daki Samuraylıkla alakalı olduğu, temel ilkelerinin inanç ve sadakat, cesaret ve kahramanlık, dayanıklılık ve güçlülük, onur ve şeref, dürüstlük ve adalet, merhamet ve nezaketten ibaret olduğu söylenmektedir.
 Hakko İşiu:kısa zamanda bütün ülkeler arasında bir numara olmaktır.Japon miiliyetçiliğinin değişmez prensibi olmuştur.Japonlar, nihon dediklerizaman ülkesi,halkı ,taşı toprağı,ormanı,denizi,suyu,hükümeti vedevletiyle tek bir bütünü düşünür.Japon ulusal dini Şintoizme inanlar savaşlarda Japonya için ölenlerin ruhlarına ibadet ederler;nasıl Müslümanlar için kabe Katolikler için Roma,Yahudiler için Küdüsteki ağlama duvarı Şinto dininin merkeziYasukini tapınağıdır
.
Japon milliyetçiliğinin Pan-asya doktrini asyalıların batı sömürgesi güçlerden Japonyanın önderliğinde kurtulmasını savunan bir doktrindir
.20. yüzyılın başlarında Macaristan'da jeopolitik bir tez olarak gelişen Turancılık, zamanla Osmanlı ve Rusya Türklerini de etkileyecek yaygın bir ideoloji oldu. Hatta öyle ki Macar Turancıların etkisiyle 1920'lerde Uzak Doğu'nun önemli ülkelerinden Japonya'da bile Turancı akımlar kendini göstermeye başladı. Turancılığın Japonya'daki gelişimi doğrudan iç dinamiklerde beslenen entelektüel birikimin sonucunda ortaya çıkmamış olsa da bölgesel gelişmeler ve uluslararası değişimler, Turancılığın Japonya'da özellikle askerî kanat ve genç diplomatlar tarafından dış politikada bir seçenek olarak benimsenmesinde etkili oldu. Nitekim Bolşevik Devrimi, Türkistan'daki bağımsızlık hareketleri ve büyük ölçüde Mançurya olayları Japon Turancılığının gelişimi için gerekli iklimin doğmasına imkân sağladı.
 Şöyle ki; 1917 Bolşevik Devrimi, Rusya'yı rejim değişikliğine götürürken, bölgesel aktörler için de yeni nüfuz alanları açtı. Bu doğrultuda Japonya'nın Asya'daki ilerleyişinin önündeki en büyük engel olan çarlık rejiminin devre dışı kalması, Japonya'ya Asya kıtasına doğru yayılması için büyük bir fırsat sundu. Üstelik Çin'in kuzeydoğusu ve Rusya'nın doğusunda siyasî nüfuzunu genişletmek üzere kendi kontrolünde devletler kurmayı hedefleyen Japonya'nın; Başkurt bağımsızlık hareketinin liderliğini üstlenen Abdulhay Kurbanali ve Alimcan Tagan gibi isimlerle bölgede ittifak geliştirebiliyor oluşu Müslüman Türklere olan ilgisini de arttırdı. Bununla birlikte 20. yüzyılın başlarında Çin'in Mançurya bölgesinde önemli ticarî imtiyazlar elde eden Japonya bölgeyi tamamen kontrol alma gayretlerini meşrulaştıracak argümanlar sunan Japon Turancılığını önemli ölçüde besledi.Şimdi hikâyenin başına yeniden geri dönelim. Turancılığın Japonya'daki ilk nüvelerinin Macar Turancılarının elleriyle atıldığını görüyoruz. Bu noktada Macar Turan Birliği yöneticilerinden Benedek Barathosi oldukça kritik bir konumda. Birkaç kez Japonya'yı ziyaret ederek Turancı fikirleri için gerekli ortamı yaratmaya çalışan Barathosi, 1921'deki son ziyaretinde 1914 yılında tanıştığı Japon Turancılığının önemli isimlerinden Imaoka Juichiro ve Trans-Baykal bölgesindeki mücadelesinde başarısız olarak 1920'de Japonya'ya sığınmak durumunda kalan Alimcan Tagan ile 1921'de Turan Halkları Birliğini kurdular .Japonyada kurulan Turancı örgütler 
Kara Okyanus Örgütü: Japonya'da 1881 yılında kurulmuş olan ve Toyoma Mitsuru tarafından kurulmuş olan Büyük Asyacılık (Pan-Asiatic) fikrini savunan, ırkçı, militarist ve Japon İmparatorluğu'nun yükselişini savunan, aynı zamanda Turancı görüşleriyle de bilinen bir örgüt. Diğer adı Japonca'da Genyōsha'dır.
Kara Ejder Örgütü: Diğer adı Amur Irmağı Cemiyeti olan, 1901 yılında Uchida Ryohei tarafından Mançurya'da kurulan, Kara Okyanus Örgütü'nün Asya bağlantılarını organize eden, Turancı, Paramiliter,  bir Japon Örgütü.
Yakuza: Kendilerine has bir kültürleri olan, üyeleri ağırlıklı olarak Japon Geleneklerine bağlı, Çoğunluğu Japon Milliyetçisi olan Japonya'ya özgü mafya. Liderleri genellikle Japonya'daki önemli işadamlarıdırlar. Ve Japonya'da polis veya adaletin çözemediği konuları kendi yöntemleri ile çözmeleri ile ünlüdürler. Genellikle Japon Devleti Yakuzaların faaliyetlerine müdahale etmezler.

Osmanlı aydınlar adete bir "Avrupa Hayranı" olarak dönüp Osmanlıları "Avrupalılaştırmak" için çalışırken Meiji devrinde Avrupa'ya gönderilen Japon aydınları "Avrupa Hayranı" olmayıp aksine Avrupa'nın bilim ve teknolojileriyle donanmış güçlü Japon milletçileri olarak ülkelerine dönmüşler ve Avrupa'dan getirdikleri bilim ve teknoloji ile yeni ve güçlü bir Japon milleti yaratmışlardır.
 2. Dünya savaşı Japonya ve Nagazaki,Hiroşima şehirlerine ABD'li caniler tarafından atılan atom bombalarına değinmeyeceğim, ABD eğer atom bombasını kullanmasaydı Japonya karşısında yenilmeye mahkumdu.

Japonya bugün modern yaşam tarzları ve yeni imajlarla geleneksel kültürler ve değişik dini inançların bir arada yaşadığı bir ülkedir. İnsanların yaşam tarzları ve imajlarına, geleneksel ve modern kültürlerine ve dini inançlarına bakarak bir çiçek bahçesine de benzetmek mümkündür Japonya'yı.'daki dini inançlardan bahsedecek olursak en baçta Japonların milli dini olan Şinto gelmektedir. Şinto ülkenin yerli dinidir. Ormanlarda, dağlarda, denizlerde, kısacası doğada "kami" denilen ruhların yaşadığına inanılıyor.Doğa ile uyum içinde yaşayan eski topluluklar bu ruhları sayarlarmış. Bu inanç Şinto dininin temelini oluşturuyor. Sonraları bu ruhlara atalar ve kahramanlar da eklenmiş.Bazı evlerde bu ruhlara yiyeceklerin sunulduğu "tanrı rafı" bulunur. Japonlar düğün törenlerini Şinto'nun kurallarına göre, defne işlerini ise Budizm kurallarına göre yapıyorlar.Japonya'da Budacılık, ilk olarak evlerin yakınına tapınak inşa ettiren soylu aileler ve devlet tarafından koruyucu güç olarak benimsenmiş.IX.yüzyılda yeni mezhepler sayesinde tüm ülkeye yayılarak sadece aristokrasinin koruyucusu olmaktan çıkıp dualardan ve özenli ayinlerden etkilenen halkın umut kaynağı olmuş.XII.yüzyıla gelince yerli Şinto diniyle iç içe geçmiş, aile içi dayanışma,ana babaya saygı, geleneklere bağlılık, yöneticilere ve genel otoriteye sadakat gibi Japon törelerine uygun hale getirilmiş.Japonlar her konuda olduğu gibi din konusunda da tıpa tıp taklit etmektense kendilerini dini değerlere adapte etmeyi başarmışlar.Hıristiyanlık ise Japonya'ya ilk kez XVI.yüzyılda Portekizli denizciler aracılıyla gelmiş ve o zamandan bugüne dek nüfusun çok küçük bir bölümü Hıristiyanlığı benimsemişler.

Japonyayla Türkiye ilişkileri ilk kez Osmanlı devleti zamanında ilk defa prens Akihito'nun 1887'de İstanbul'a gelmesiyle olmuştur.Sultan II.Abdülhamit, prens Akihito'nun İstanbul ziyaretinin ardından Japonya2ya bir heyet göndererek iade-i ziyaret yapılmasını emretmiş ve bunun üzerine Ertuğrul Firkateyni Temmuz 1889'da İstanbul'dan yola çıkıp 11 aylık bir yolculuktan sonra Haziran 1890'da Japonya'nın Yokohama limanına ulaşmış.Japon İmparatoru Osmanlı heyetini görkemli bir şekilde karşılarken Japon halkı da sevgi gösterilerinde bulunmuş.Ertuğrul Firkateyni Japon'daki önemli görevini tamamladıktan sonra İstanbul'a dönüşünde tayfuna yakalanarak 16 Eylül 1890'da batmış, 69 denizcinin dışında gemideki tüm mürettebat hayatlarını kaybetmişler.Japonya kazada ölenlerin anısına geminin battığı Kuşimoto'da Türk-Japon dostluğunun simgesi olarak bir anıt yaptırmış.Daha sonra anıtın yanına bir de Ertuğrul Firkateyni Müzesi yaptırmış.Ertuğrul Firkateyni olayı Türk –Japon halkları arasında öyle bir sağlam dostluk oluşturmuş ki Japonya'ya çeşitli vesilelerle gelen her Türk vatandaşı bunu her yerde rahatlıkla hissedebiliyor. Günümüzde Japonya'da yerli halktan yaklaşık 100 bin Müslüman'ın olduğu, Japon asıllı olmayan Müslümanların sayısının ise 300 bini aştığı, son yıllarda Japonya'da Müslüman olan Japonların sayısının gitgide arttığı söylenmektedir.
 J aponların kısa zaman içinde büyük başarıları elde etmesinde ve böylesine büyük felaketlerde hiç moralini ve disiplini bozmadan düzenlerini koruyabilmelerindeki sebep ne olabilir? Sorusu sorulduğunda, "Japonların Sahip olduğu yüksek milli ruh" ve "İyi eğitilmiş insan" diye cevap verirsek yanılmayız.

Kaynakça;

​1)Japon Turancılığı(Sinan  Levent)

2)Panislamizmden  Büyük Asyacılığa Osmanlı  imparatorluğu,Japonya  ve  Ortaasya(Dr. A.Merthan Dündar)


Suçlusun İnönü
İYİ PARTİ'NİN KONUMU BİZATİHİ KENDİSİDİR