İNSAN HAKLARI VE TRABZON

"İnsan haklarının en önceliklisi hangisidir" diye sorsam ne cevap verirsiniz? Muhtemelen "yaşama hakkı" dersiniz. Hayır! Modern hukuk düzeni insanın en temel hakkı olarak "insan onuru"nu görmektedir. İnsan onuru bir insanın sadece insan olması sebebiyle sahip olduğu en temel hakkıdır. İnsan onuru idareye pozitif yükümlülükler yükler. Buna göre idarenin kişilere insan onuruna uygun bir ortamda yaşama imkânı sağlaması gerekir. Anayasamız başlangıç bölümünde de "Her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak milli kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde ONURLU BİR HAYAT SÜRDÜRME VE MADDİ VE MANEVİ VARLIĞINI BU YÖNDE GELİŞTİRME hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu;" yazılıdır.

Tabii insan onurunun tarifini yapmak pek kolay değil. Bu itibarla kavramın içini doldurmak için kapsamına bakmakta yarar var. Hukuk doktrinince insan onurunun kapsamı "maddî ve manevî varlığını geliştirme hakkı", "kişiliğini geliştirme hakkı" gibi kavramlarla birlikte anılır. Hiç kuşkusuz bu kavramsal çerçeve insanların "mahremiyet" hakkını da kapsar. Bununla birlikte "sağlık hakkı" yine insan onurunun ve maddî ve manevî varlığını geliştirme hakkının bir gereğidir.

Malumunuz Trabzon'un kentsel dönüşümü çerçevesinde Trabzon Adliye'si Yomra-Kaşüstü mevkine taşındı. Trabzon'un köklü hastanelerinden bir tanesi olan Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi de o civara yakın tarihte taşındı. Şehir demek zaten adliye, tıbbiye demek değil midir? Dolayısıyla şehir yönetimince Trabzon şehrinin bu mevkie taşındığı, belki başka bir tabirle "genişletildiği" malumdur.

Buna mukabil şehrin en yoğun yerleşim yeri olan Beşirli, Fatih, Aydınlıkevler, Yeşiltepe, Atapark, hatta Meydan'dan insanlar Kanunî Hastanesi'ne ve Adliye'ye gidebilmek için 121 kodlu "Beşirli – Kanunî Hastanesi" aracına binmek durumundalar. Ancak yukarıda saydığım kalabalık semtlerin yolcuları birçok yere gidebilmek için bu hattı kullanmaktadır. Bu hatta kimler var? Meydana giden yolcular var, yani şehrin merkezine... Foruma giden yolcular var, şehrin en işlek alışveriş merkezine... İlahiyat fakültesi, Avrasya üniversitesi öğrencileri de bu otobüste… Trabzon Adliyesi'ne Beşirli istikametinden giden tek hat budur. Yine Trabzon Adliyesi'nin yanı-başındaki Cevahir alışveriş merkezine bu otobüsler gidiyor. Ve tabii hattın son durağı olarak Kanunî Hastanesi'ne giden otobüs yine bu otobüs. Hâl böyle olunca şehri boydan boya geçen, bu kadar işlek mevkilerden geçen otobüsten körüklü olmasını, otobüs seferlerinin sık olmasını bekleriz. Fakat maalesef bu hatta körüklü otobüsler kullanılmıyor. Dolayısıyla oturan yolcu kapasitesi 50 civarında değil... Ayakta yolcu da 50 kişi olsa, ki imkânı yok, bu otobüslerin kapasitesi taş çatlasın 100 kişidir. Otobüs seferleri de genellikle 15 dakikada bir ve 30 dakikada bir arasında…

Bu iki konunun ne alakası var? Hemen anlatayım. Adliyeye boynunda laptop ve kitaplardan mürekkep çantayı taşıyan beni, üniversiteye giden öğrencileri, alışveriş merkezine giden insanları bir kenara bırakırsak; bu otobüsün yoğun nüfusu hastaneye gidiyor. Dolayısıyla, tabiatiyle bu insanlar HASTA. 

Ortada iki yönlü sıkıntı var: 1) Bu insanlar Beşirli'den Kanunî Hastanesi'ne -saate ve trafik durumuna göre- 1 saat ile 1,5 saat arasında yolculuk yapıyorlar. Muhtemelen de, hele gençlerse, ayakta… (Genç kişi ağır bir hastalık geçiremez, halsiz olamaz çünkü, yorgun da olamaz!). Yukarıdaki fotoğrafta görüleceği üzere yaşlılarımıza da yetmiyor oturacak yerler. 2) Bu otobüste bulunup hasta olmayan hasta yakınları, Adliye ve diğer alanlara giden insanlar doğrudan bu hastalarla aynı havayı teneffüs ediyor. Elbette bir noktaya kadar toplu taşımanın tabiatı olarak müşterek bir platform paylaşılıyor. ANCAK mevcut hâlde, ki yan tarafta eklediğim fotoğrafta amca ile kurduğumuz samimi ilişkiden anlaşılacaktır, yalnız aynı ortam paylaşılmakla kalınmıyor insanlar birbirinin nefesini teneffüs etmek durumunda kalıyorlar. Bu otobüslerde insanların birbirine temas etmesi kaçınılmaz. Balık istifi gibi birbirlerine sürünerek yolculuk ediyorlar. Burada meydana gelen mikrop ve virüs transferinin boyutlarını tahmin etmek için tıp âlimi olmaya lüzum yok. Bu "sağlık hakkı" ve "maddî varlığı geliştirme hakkı" boyutu. Bunun yanı-sıra yaşadığımız çağda psikoloji biliminin âlimleri bize "insanın bir mahrem alanı vardır, bu alana tecavüz edilmesi insanın sinirlerini ve psikolojisini bozar" diyor. Üstelik bu yakınlaşma ve temaslar millî örfümüzün, kültürümüzün, halkımızın çoğunun paylaştığı etik değerlerin de sınırlarını zorlayacak derecede oluyor. Bu da işin "mahremiyet" ve "manevî varlığı geliştirme hakkı" boyutudur.

Bu böyle olmaz. İnsanlara insan gibi muamele etmek şart! "Müstakil araban yok, ben sana lütfediyor" şeklinde bir devlet anlayışı olamaz. Sen bana lütfetmiyorsun, bilakis hakkım olan kamu hizmetini bile haklarıma saygı gösterecek şekilde veremiyorsun! Şuan iş yüküm oldukça fazla... Ancak ilk fırsatta bu gayr-i insanî uygulamanın sonlandırılması, Trabzon insanının hak ettiği insanî ve medenî muameleye tâbi tutulabilmesi için hukukî yollara başvuracağım.

08.10.2018

Pirali Çağrı ŞENSOY

Ek 1- 08.10.2018 Pazartesi günü saat 9:00'da Beşirli'den kalkan otobüsün içinden görüntü. Dikkat edilirse ayaktaki yaşlı insanlar da görülecektir.

Ek 2- 05.10.2018 Cuma günü saat 9:00'da Beşirli'den kalkan otobüsün içinden fotoğrafım. Yanımdaki amca ile samimi ilişkiler kurduk. O kadar sevdi ki beni fotoğrafta görüleceği üzere dirseğiyle başımı okşuyor. Daha sonra telefonu tuttuğum yere de bir başka amcamız geldi ancak çekme imkânım kalmadığı için bu sevgi dolu pozdan sizi mahrum ettim.

...
AŞK NEDİR? (Tamamı)
DOĞU TÜRKİSTAN DRAMI

İlgili İletiler

 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış