Tahmini okuma süresi: 2 dakika (440 kelime)

Hüzün Atölyesi'nden Mektuplar - 2

Gecenin geç saatlerinde insanın düşünmek için vakti oluyor. Zaten yapılan bir araştırma sonucunda intihar oranının en yüksek olduğu saat gece üç buçuk olarak ortaya çıkmış. Peki neden gece üç buçuk? Çünkü bir insan o saatte uyumuyorsa düşünüyordur. Evet kitap okuyor olabilir, araştırma yapıyor olabilir, içki içiyor olabilir ya da eşiyle vakit geçiriyor olabilir fakat bu kesim dünyanın ancak %20'sini oluşturur. Ben geceleri, saydığım işlerin hepsini yaparım ama sen yapamazsın aslanım. Çünkü sen standart bir insansın. Ama ben standartlardan daha yükseğim. Yolgezer sınırlandırılamaz.

Konudan sapmayalım. Bütün bu işleri yaparken de elbette düşünebilirsiniz. Fakat işin sonu aynı. Bir anda dank eder: "Ne yapıyorum ben?". Mesela kalemini elinde çevirirken birden durup bomboş bir hayatın olduğunu anlayabilirsin. Ya da sigaran küllükte erirken bir şeylerin farkına varırsın. Albert Camus, bir sokağı dönünce fark edersin diyor. Attila İlhan ise, insan bir akşamüstü aniden yorulur diyor. Aynı noktaya farklı yaklaşımlar. Yine Albert Camus, uyumsuzluğa girişin ilk adımını böyle nitelendiriyor.

Konumuz tam olarak bu değil aslında. Konumuz düşünmek ve sona yaklaşmak. İşte gece bu yüzden önemli. Yalnız kalınca düşünürsün yalnız yatıyorsan. Evde kimse yokken mesela. Tabi banklarda çok yatmış biri olarak söyleyeyim aynı etkiyi yaratabiliyor. Hatta daha fazlası. Ev şart değil yani. Peki düşününce ne oluyor? Bu sefer saplantılar başlıyor. Kafanda bir şeyler kurmaya başlıyorsun ve ne yazık ki bunlara inanıyorsun. İçine kurt düşüyor. Ama insanın içine kurt düşmez. Camus'un dediği gibi kurt yürektedir. Bütün bunların sonucunda intihar ediyorsun. Başlangıcı aniden oluyor fakat sonuç biraz sancılı. Bir şeyler birikiyor.

Peki sadece düşünceler midir bir garibi intihara götüren? Tabi hayır. Adolf Hitler de intihar etti, Yıldırım Bayezid de canına kıydı. Peki neden canlarına kıydılar? Düşündükleri için değil çaresizlikten. Yapacak bir şey kalmadığından. Fakat çıkış noktası aynı. Çaresizlik. Evinde gecenin üç buçuğunda intihar eden bir insan düşüncelerinin sonucunda kendisini çaresiz bir halde bulur ve intihar eder. Bir başkası ise direkt çaresiz kalır ve göçüp gider. Çünkü yapacak bir şey kalmamıştır.

Peki çaresizliğin sonu intihar mıdır? Bence değildir. Enver Paşa Türkistan'ın ücra bir köşesinde intihar etmedi. Çaresizdi. Yaptığı intihardan farksızdı ama ölüme yenilmedi. Aynı şekilde Cemal de Talat da. Sonunda ölüm gelip onları buldu.

İşte bu kadar. İntihar etmek bir nevi pes etmek benim için.Yaşamak için bir takım sebepler biriktirmeliyiz. Bu sebeplerin oluşması, bizi hiçlik duygusundan arındırmalıdır. Fakat şu da bir gerçek ki; hayatı anlamsız kılan, yaşamak için oluşturduğumuz sebeplerin anlamsızlaşmaya başlamasıdır. Anlamını yitirmesidir.

Yaşamanın, yaşamaya değip değmediğini sorgulamaya başlarsak, yüksek olasılıkla değmeyeceğini anlarız.Çünkü hiçbir şey, uğrunda yaşamaya değmiyor. Çünkü kendimizi adadığımız gerçekler aslında hayata tutunmaya çalıştığımız bir evrenin ürünüdür.

Sonuç olarak, yaşamak için verdiğimiz çaba, yaşadığımız bu hayata değmiyor.

Ben Yolgezer, Yakub Cemil, Karazıpkalı, Son İttihatçı veya Kürşad Yavan. Birçok ismim var. Size Hüzün Atölyesi'nden ikinci mektubumu yazdım. Devamını ruh halim belirleyecek. Sağlıcakla kalın efendim.

KOLAY TİCARET
Türkiye Selçuklu Devletinde Elçilik

İlgili İletiler

 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış

© Tüm Hakları Saklıdır | tahtapod.com | tahtapod.net | tahtapod.org