HDP'NİN SİYASETİ

Yıllardır yaşanan olayların, hain girişimlerin askeri boyutunu bir kenara bırakıp sivil saldırılarda şehit edilenler için tuttuğumuz yaslara ne demeli?
Bebek katilinin 1974 yılında kürdistan temayülüne dönük ideolojik hayaller kurmasıyla başlayıp kurulan hayallerin vücuda gelişinin adı olan pkk; bildiğiniz üzere 28 Kasım 1978 tarihinde kuruldu. Kaypak saldırıların girizgâhı 15 Ağustos 1984'te Hâkkari'nin Şemdinli, Siirt'in Eruh ilçelerinde gerçekleştirildi..

Galeyana gelmesi son derece kolay nice insanı çevresinde toplayıp örgütlenmeyi başaran bebek katilinin kanlı unvanının 21 Ekim 1993'te Siirt'in Baykan ilçesinde, bir okulun bahçesinde yapılan katliamdan geldiğini bilmeyenimiz var mı? 13'ü çocuk, toplamda 22 kişinin kurşuna dizildiği vahşeti unuttuk mu? Serkan'ı, o minik bedeni unuttuk mu? Üç yaşındaydı kefene sarıldığında! Feryatların, intizarların arşı yarıp geçtiği o mateme ne demeli?

Bu güzel ülkenin, Misak-ı Milli'nin tanımladığı bu toprakların her karışında Türk kimliği ile anılmayı sorun etmeyen, kendini bu vatanın evladı kabul eden onurlu, şerefli Kürt insanımızı ırkçı, faşist, ruhsuz bir yapılanmanın etrafında toplamak için elinden geleni ardına koymadı. Türkiye Cumhuriyeti ve devletinin her daim eşit vatandaş sıfatlarıyla bağrına bastığı kadim Kürtleri bu melun şahıs fişleyip Türk düşmanlığında iğrenç politikalarına alet etti. Kendisi korunaklı duvarların arasında gül gibi hayat yaşarken bir eli yağda bir eli balda iken kandırdığı, pislik emellerine oyuncak ettiği taptaze çocuklar dağlarda vurulup annelerinin bağrını parçalıyordu. Kendisi paranın, bolluğun, Batılı kahpelerin uşaklığında önder rolünü sürdürürken Diyarbakır'a, Mardin'e, Urfa'ya... ağıt yağıyor; dağ köylerinin gariban annelerinin elleri böğründe kalıyordu. Bugün de öyle değil mi? Bu bebek katili İmralı'da beyler paşalar gibi ömür tüketirken kendisine payanda yanıyla bilinen, aynı zamanda utanmadan, tarihe bakıp sıkılmadan, şehit düşen Türk askerlerinin kanlarına bir gram saygı duymadan "sayın" diyen bir diğer mahkumun yalanlarına, ajitasyon yüklü konuşmalarına ne demeli? Sözde hikaye kitapları yazan, fırsat bulduğu her diyalogda Türk devletini zalimlikle suçlayan, tevkif edilip tutulduğu cezaevinde osuruktan halk naraları atan kişinin çiçekler gibi yaşadığı hayatın kahır dolu borcunu aldatılıp dağlara çıkartılan gençler ödüyor. Siyasi, çirkef atakların lideri durumundakilerin anlamsız intikamla beslendiği coğrafyamızda kendilerinin kılı bile incinmezken ateşin düştüğü, incirin dikildiği ocaklar ne var ki fakir, kimsesiz aileler oluyor. Marksizm temeliyle faaliyet yürüten pkknın Müslüman, dindar Kürt yurttaşımızı allayıp pullamasının doğurduğu çelişkiye ne demeli?
Bir kere geldiğin şu yalan dünyada vicdansız, mezalim insanlar tarafından kafakola alınıp bir hiç uğruna yok olmaya değer mi? Değer mi kendileri şatafatın, şöhretin, mutluluğun tahtlarında keyif yapanların yolunda yok olup gitmeye? Bir kere geldiğin, bir daha gelme şansının olmadığı bir dünya burası. Tek yaşam şansını cellatların eline vermeye değer mi? Kürtlerin Türklerle bir arada yaşadığı, çayını kahvesini içtiği, yemeğini birlikte yediği sosyal ortamlara hepimiz şahidiz. Kahvelerde, kafelerde, apartmanlarda, sitelerde, şehrin, sokağın her köşesinde kol kola, diz dize yaşayan iki milletin oluşturduğu bir Türkiye ve Türk kimliği mevcutken siyasetin orospuluğuna yenilmek neyin nesi? Biliyoruz ki Türklerin Kürtlerle hiçbir derdi yok. Kürt'ün en yakın dostu, tek dostu Türk'tür, keza Türk'ün de en yakın, tek dostu Kürt'tür. Bu gerçek Anadolu'ya, Sakarya'ya, Çanakkale'ye işlemiştir. Toprağın derinliklerinde, mezar taşlarında şanlı tarihin iç içe geçmiş kardeşlik öyküleri kancık siyasetin oyunlarıyla silinebilir ve ardından ipe sapa gelmez bir bölücü devlet peydahlanabilir mi? Pkk; tarihin köklerinden birlikteliğimizi, dostluğumuz ve vicdanımızı söküp almak; bizi infilak edip emperyalist alçakların namlusunda barut kokusuna dönüştürmek isterken susmak, cehaletin dibini bulmak ne sana yakışır ne bana!!
Azıcık başını çevirip geriye baktığında pkknın Kürt ve Türk ayırmadan sivillere yaptığı katliamları görebilirsin!

Yasin Börü; Diyarbakırlı, 16 yaşında genç bir çocuktu. Kurban Bayramı'nın dördüncü günü yoksullara et dağıtıyordu. Bir grup terörist tarafından kovalanmaya başlandı. Çaresiz bir biçimde sığındığı apartman dairesinin üçüncü katından aşağı atıldı, üzerinden arabayla geçildi, kurşunlandı, mahvedildi, büsbütün tanınmayacak hale getirilmiş cansız bir bedenle morga kaldırıldı. Günahsız ailesi biricik evladı Yasin Börü'yü üzerindeki elbise ve bedenindeki benden tanıyabildi. Yasin Börü'ye acımayanların pkklı olduğu gün gibi ortadayken Hdp'nin yalan siyasetinde ne kadar yer edindi? Hdp'nin demokrasi, halkların kardeşliği safsataları üzerinden sırf devleti suçlama, olaydan devlet aleyhine kriminal bir sonuç çıkartma adına palavradan bir anma mesajı verildi; fakat Pkk'ya tek laf etmeyen Hdp sütten çıkmış ak kaşık tavrını sürdürdü..

Hâkkari'nin Yüksekova ilçesinde görevli astsubay eşini ziyaret ettikten sonra üs bölgesinde kullandığı araç pkklı teröristlerce patlatıldı. Olay yerinde hayatını kaybeden Nurcan Karakaya'nın 11 aylık bebeği Mustafa Bedirhan Karakaya ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı. Yapılan tüm müdahalelere olumlu yanıt veremeyen Mustafa Bedirhan şehit oldu. Mustafa Bedirhan'ın gidişi, Serkan'ın gidişine ne kadar da benziyordu! Nasıl da benziyordu birbirine acılar oy oy! Hdp'nin riyakâr politikasında yer buldu mu? Hayır! Bulsaydı bile pkk'ya tek laf edilmezdi.

Çiçeği burnunda hayalleri vardı ve Trabzonspor'un koyu taraftarlarındandı. 4 buçuk yaşından beri gönlünü verdiği Trabzonspor'un aşkıyla yatıp kalkıyordu. En gözde arzusu takımının formasını giymekti. Belki futbolcu olmaktı. Gözleri kadar maviydi aşkı. Bordoydu umutları. Poyraz kadar sertti mücadelesi, bükülmez bileği. Dağlarda büyümüş, meskeniydi yaylalar; soğuk sular, buz gibi havalar, sisin şerit şerit yayıldığı ovalar sığınağıydı. Ülkeyi bölmek isteyen namertlerin kurşunlarına yenik düştü. Sadece 15 yaşındaydı sonsuzluğun evrenine göçtüğünde. 15 yaşındaydı Eren Bülbül, alçaklar tarafından şehit edildiği gün. Hdp yine sahnelerdeydi, ucuz yankıların borazanlığını yapıp halkların kardeşliği dümenini boca ediyordu kürsülerden ve her zaman olduğu gibi Pkk'ya tek laf etmiyordu. Biz her ölüm yıldönümünde Yasin'i, Serkan'ı, Nurcan'ı, Musfafa Bedirhan ve Eren'i anarken Hdp'nin ağzı bölücülere karşı bir kelâm etmiyordu; etmedi, etmeyecek de!

Güzelliğin resmiyeti, bahar kokulu Aybüke ve yakışıklı öğretmenim Necmettin sizi de unutmadım, yâdımızdaki kasveti hiçbir zaman askıya almadık, unutmadık unutmadık! Hdp'nin bol keseden atan, Türkiye'ye bir dirhem faydası olmayan, zarardan gayri bir halta yaramayan sözde demokratik çırpınışlarını da unutmadık! Şimdilerde bölücü terör örgütüne yataklık ettikleri iddiaları üzerine Diyarbakır, Mardin ve Van'daki belediyelerine kayyum atandı. Demokrasi çiğnendi, haklar yenildi, insanlık, vicdan yok edildi, devlet faşizme sığındı gibi açıklamalarla Sezai Temelli Beyefendi kaç gündür ortalığın altını üstüne getirdi ve birçokları "hani nerede bulgular, delillerinizi ortaya koyun" diye diye feryat etti..

Bunca sivili şehit eden, camileri, evleri, okulları, hastaneleri bombalayan; 40 yıldır Türkiye'nin dağına taşına, evine ocağına zelzeleyi, enkazı reva gören hain örgüt Pkk'ya tek laf etmeyen Hdp'nin tavrı "delil" değil mi? Siz hangi delili aramıştınız acaba?

Engin Yeşilyurt
Biz Ne Zaman Böyle Bir Millet Olduk?
KAYYUM ATANAN ÜÇ BELEDİYE

İlgili İletiler

 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış